Yeni Çin ve Eski Rusya realiteleri bağlamında öne

çıkan gelişmeler, ABD yi küresel ve bölgesel çapta yeni arayışlara yöneltmiş

vaziyette. Rusya-Çin ikilisi karşısında tek başına mücadele edemeyeceğini gören

ABD, elindeki kartlara dönmüş bulunuyor. Bunun en somut göstergesi Hindistan,

Japonya, Pakistan ve Türkiye bazında kendisini gösteriyor.

ABD nin özellikle Japonya ve Pakistan a yönelik izlediği

politikalar burada önem arz ediyor. Çin eksenine büyük ölçüde kaymaya başlamış

olan Pakistan ı tekrar kontrol altına almaya yönelik adımlar atan Washington bu

ülkeye bir yandan sopa, diğer taraftan da havuç politikası uyguluyor.

Sopa politikası birçoğumuzun malumu. Afganistan-Pakistan

hattında İHA lar ile gerçekleştirilen operasyonlar ve yanlışlıkla yapılan

katliamlar ortada. Pakistan ı taş devrine döndürme tehditleri de hafızalardaki

yerini koruyor.

Fakat ABD Pakistan ı vurdukça Çin in kucağına daha fazla

itiyor. Nitekim Amerika nın Afganistan a müdahaleyle ittifak ilişkileri derin

bir sarsıntıdan geçen ve kopma noktasına gelen Pakistan ın hızlı bir şekilde

Çin i güvenlik ve dış politikalarında ön plana çıkarmaya başlaması ortada.

Sırtını önemli ölçüde Çin e (bu arada Türkiye boyutunu da

göz ardı etmemek gerekiyor) dayamış olan İslamabad yönetimi Washington

yönetimiyle yeni bir ilişki tarzı geliştirmeye çalışıyor.

Zoraki İttifak a Dönüş mü

2012 den itibaren Pakistan ile ittifak ilişkilerini restore

etmeye çalışan Washington, burada Afganistan ı bir kez daha yeni süreç

açısından bir fırsata çevirmeye çalışıyor. Pakistan ile güvenlik bazlı işbirliğini geliştireceklerini ilan eden

Dışişleri Bakanı Kerry nin bu açıklaması ve Aşırı Savunma Anlaşması

kategorisi altında Pakistan a aktarılan 14 savaş uçağı, 59 askeri eğitim jeti

ve önceden Afganistan ve Irak ta Amerikan ordusu tarafından kullanılan, 374

zırhlı personel taşıyıcısı devretmesi oldukça önemli.

Evet, ABD Pakistan ı yeniden silahlandırıyor ve bu

silahların sadece terörle mücadele bağlamında Pakistan a aktarıldığını söylemek

elbette büyük bir saflık olur. Soğuk Savaş ın başlangıcından itibaren

kanıksanmış olan jeopolitik gerekçelere dayalı stratejik ve fazlasıyla kırılgan

ortaklık bu sefer Çin tehdidi gerekçesiyle harekete geçirilmek isteniliyor.

Peki, Pakistan ın bunu reddetme lüksü var mı Mevcut

şartlar altında çok zor. Veziristan ağırlıklı Afganistan ve Keşmir merkezli

Hindistan sorunları Pakistan ın elini büyük ölçüde zayıflatıyor ve burada

ABD nin oynayabileceği rol daha temkinli bir politikayı kaçınılmaz kılıyor.

Pakistan çok direttiği takdirde bırakın Keşmir i

topraklarına katmayı; bir ikinci hatta üçüncü bölünmeyle de karşı karşıya

kalabilir. ABD bunu gerçekleştirebilecek kapasiteye fazlasıyla sahip. Bunun

için BOP haritasına ve Özgür Belucistan ın sınırlarına şöyle bir bakmak

fazlasıyla yeterli olacaktır. Dolayısıyla, Pakistan ABD-Çin ikilisi noktasında

ciddi bir tercihe sürükleniyor.

Japonya nın dönüşü mü

Yukarıda, Pakistan örneğinde de görüldüğü üzere, ABD ile

Çin-Rusya arasında yaşanan son gelişmeler, Washington u bölgesel

müttefikler-ortaklıklar inşa sürecine itmiş durumda. Bu bağlamda 2. Dünya

Savaşı ve sonrasında ciddi anlamda cezalandırılan Japonya nın kademeli bir

şekilde silahlandırılması ve agresif politikalara teşvik edilmesi önemli.

Pekin in, daha adil ve yeni bir güç paylaşımı noktasında

Yeni Çin realitesinin tanınmasını ABD ye dayattığı bir dönemde Japonya nın

askeri bir güç olarak bölge siyasetinde yer alacağıyla ilgili gelişmeler, Kore

ve Körfez savaşlarını bir fırsat olarak değerlendiren Japonya açısından elbette

büyük bir ehemmiyet arz ediyor.

Hatırlanacağı üzere, 2013 yılının son günlerinde Çin in

Doğu Çin Denizi nde hava savunma sahası ilan etmesine savunma bütçesini

artırarak misilleme yapan Japonya, gelecek beş yıl için bütçeden savunmaya

ayrılan payın 174 milyar Avro ya çıkartılması kararını almış ve bu kapsamda

insansız hava araçları, savaş botları, füze imha sistemi ve hem kara hem de

suya inebilen uçak satın alacağını açıklamıştı. Bu satın almaların ne anlama

geldiği ortada. Japonya ABD firmaları üzerinden hızlı bir silahlanma yarışına

girmiş durumda ve bu sadece silah satın almayla sınırlı kalacak bir işbirliğine

de benzemiyor.