Yeni yıl öncesi televizyon kanallarının muhabirleri

ellerinde mikrofon sokak sokak dolaşıyorlar ve yakaladıkları vatandaşlara

soruyorlar: “Yeni yıldan beklentiniz nedir ”… Bir vatandaş aynen dedi ki,

“Eskisinden ne hayır gördük ki, yenisinden ne bekleyelim”… Türkiye, çok çetin

ve çetrefilli bir süreçten geçiyor. Bir yandan dozajı giderek artan bir terör

belası, diğer yandan sınırlarımızı kuşatan ve her an canımızı çok acıtıcı bir

düzeyde seyredecek olan Suriye’deki iç savaş. Ekonomiyle ilgili devletlülerimiz

rakamsal parametreleri allayıp pullasa da, cilalayıp önümüze koysa da giderek

azalan alım gücümüz, iç piyasaların sürekli daralması ve cari açığı kapatmak

önlemi dolayısıyla büyümeye yapılan fren. Sürekli piyasadayız, sürekli reel

sektörün aktörleriyle irtibat halindeyiz… İşlerinin iyi olduğundan bahseden,

işleri tıkırında olan hiçbir esnaf ile mülakat yapamadık. Üstelik geçen sene

nerden icap ettiği belli olmayan “Çeklerdeki hapis cezasının kaldırılması”

dolayısıyla yüz binlerce esnafın artık işleri durma noktasına gelmiş.

Çeklerdeki hapis cezasının kaldırılmasını fırsat bilen piyasa istismarcıları,

güya iş yaptıkları esnafı tokatlamak için türlü entrikalar çevirme yollarına

başvurmuş. Karşılıksız çıkan çek oranları eskiden yüzde 20 iken, bu rakam bu

sene içinde yüzde 50’leri, yüzde 60’ları bulmuş. Birçok esnaf, “Tıkandık,

bittik, nakit döngümüzü sağlayamadığımız için ne büyüyebiliyoruz, ne de

gönderdiğimiz bir ürünün yerine başka bir ürün koyabiliyoruz” şikâyetinde

bulunuyor.

Kuşkusuz bütün bunlar ülkemizin gerçeği… Ama yeni yıldan

sizin beklentiniz nedir sorusu bana sorulmuş olsaydı, benim cevabım muhakkak,

“Yeni Anayasa ne oldu Ne olacak Bitirilecek mi Yoksa sürüncemede mi

kalacak ” olurdu.

Anayasa, bir ülkenin tüm sosyal dokusunu ele alan, insan

ilişkilerini tanzim eden, bürokratik tüm kaos ortamını yok eden, kurumlar arası

çalışma intizamını sağlayan, insanların birbirleriyle olan münasebetlerini bile

düzenleyen kamu ortak metnidir. Hiç kimsenin hiç kimseye farklı kavramları

kullanarak zulmetmeyeceği, laiklik kavramını eğip bükerek kendilerine rant

imparatorlukları kurmayacağı bir sosyal düzeni sağlamak istiyorsak demokratik,

özgürlükçü bir Anayasa’yı yapmak zorundayız.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana, demokrasimizin

kırıntılar halinde ortaya konulması ve tam manasıyla bir özgürlükçü ortamın

yakalanamamasının temel sebebi, insanları değil devleti kutsayan, bürokrasiyi

kutsayan, bazı kurumları ön plana çıkaran bir Anayasa metninin önümüze

konulmasıdır.

Mevcut anayasanın kendilerine tanıdığı geniş alanı

istedikleri gibi, tepe tepe kullanan bürokratik oligarşi ve garnizon

demokratları, kavramları eğip bükerek sosyal alana arzuladıkları bir şekilde

müdahalede bulunmuş, halkımızın din ve vicdan hürriyeti, düşünce hürriyeti hiçe

sayılarak siyaset-kültürel zemin-sosyal zemin bir kesimin istediği gibi

kurgulanmıştır. Toplum mühendisleri, Anayasa’dan aldıkları gücü, insanların

zihinlerinin dönüştürülmesi bağlamında farklı araçlar kullanarak herkesin “güce

itaat” etmesini sağlamışlardır. Medya, toplum mühendislerinin elinde bir

oyuncak gibi kullanılmış, bir manivela gibi beyinlerimize bu dünyanın sosyal

dokusunun enjekte edildiği bir zemin oluşturulmuştur. İşte bunun için Anayasa

bitirilmelidir… Anayasa yazım süreci tamamlanmalıdır… Hiçbir siyasal parti, böyle

bir vebalin altından kalkamaz. Diyorlar ki, “Biz masadan kalkmayacağız”… Size

masadan kalkmak, masaya oturmak için yetki verilmedi…

İsterseniz şark köşesinde yazın, ama şu anayasayı adam gibi

bitirin!