Töreler yazılı olmayan toplum kurallarıdır ve kendi içinde bir hiyerarşiye sahiptirler. Bu kurallar lokal olarak uygulanır ve nesilden nesile geçer. Misafir ağırlamaktan, kız istemeye, cenaze törenlerine kadar pek çok konuda belirleyicidirler.
Son günlerde artış gösteren töre cinayetleri de yazılı olmayan fakat belli bölgelerde etkili olan bu kuralların içinden çıkıyor. Ailenin kararıyla hareket eden kişi ölüm kararı çıkan kardeşini acımasızca öldürebiliyor. Bunu töre adına yaptığını düşündüğünden menfur eylemini sorgulama ihtiyacı da hissetmiyor. Cinayetler ilk dönem, baba, amca gibi büyükler tarafından gerçekleştirilirken, son günlerde bu kişilerin yaşı gittikçe küçülüyor. Babanın evin geçimiyle ilgilenmesi, küçük kardeşin yaş haddinden az ceza alacağı inancı etkili olduğundan evin küçük oğlu görevlendiriliyor.
Psikolojik baskı altında kalıyorlar
Nedeni ne olursa olsun, bir cana kıymanın hiçbir mazereti olamaz. Ancak töre olgusunun içinde yer alan kişiler " namusunu temizle" dayatmasıyla psikolojik baskı altında kalıyorlar. Referanslarını Allah'ın diniden değil de törelerden alan bu kimseler cinayeti işlemedikleri sürece ev halkı tarafından aşağılanacaklarını düşünüyorlar.
Kardeşini, eşini ya da kızını acımasızca öldüren bu insanlar kime ve neye göre hareket ediyorum sorusunu sormalı ve sürüklendikleri karanlığı sorgulamalıdırlar. Bunun için, ailelerin gençleri İslamla örtüşmeyen kör taassubiyetle değil maneviyatla beslemeleri şart. Yani Allahtan korkan ve kulluk bilinciyle hareket eden bir genç böyle bir cinayeti işleyemez, bunu doğal karşılayamaz.
Meşru görülemez
Töre cinayetleri, tam olarak gerekçelendirilemediğinden, namus kavramıyla açıklanmaya çalışılıyor. Özellikle, kolektif kimliğin egemen olduğu ilişkilerde bu eğilimin daha yoğun görüldüğüne şahit oluyoruz. Bu kimseler, böyle bir sosyal zeminde kendilerine meşruluk kazandırarak, namus kavramına vurgu yapıyorlar ve yakın çevreleri tarafından da destekleniyorlar. Töre cinayetlerinde hukuken ağırlaştırılmış cezalar talep etmek sorunun çözümüne çok az katkı sağlayabilir. Çünkü sorun kişinin iç dünyasında olup bitiyor.
Yani, sosyo-ekonomik yapıyla töre cinayetleri arasında yakın bir ilişki olduğunu söyleseler de, bu daha ziyade kişinin iç dünyasındaki yoksunluk ve cahaletle açıklanabilir. Burada cinayeti destekleyen çevrelerin maddi otoriteleri, iç içe geçmiş karma kültür üzerinde hayatiyet kazanmaktadır. Bu durumda, töre cinayetlerinin önlenmesi konusunda yapılacak çalışmalar için, bu kesimlerle yakın ilişki kurmak ve bu kimseleri Allah'ın diniyle tanıştırmak gerekir. Çünkü onlar, otoritenin zikredilen değer ve tutumlarına ilişkin sürekli olumlu tavırlar üretmektedir. Töre cinayetlerini yaygınlaştıran diğer bir neden de, kitle iletişim araçlarının yönlendirmesiyle yerel yaşam tarzının değişime dönüşüme uğramasıdır. Bu konuda da gerekli düzenlemeler yapılmalı ve medya toplumu yozlaştırma işlevini bırakıp, insanlığı hak yola çağırma görevi üstlenmelidir.
Şiddeti ortadan kaldırabilir
Aile ve sosyal politikalar başkanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında aile içi değerlerin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi amacıyla bir protokol imzalandı. Protokolün hedefi, aile yapısının ve değerlerinin korunmasına yönelik önlemler almak ve değerlerin nesillere sağlıklı biçimde aktarılmasını sağlamaktı. Çalışma kapsamında, ailenin güvenirliğinin sağlanması ve aile içinde bireyi tehdit eden problemler hakkında toplumun duyarlı kılınması korucu önleyici sosyal hizmetlerin etkinliğinin arttırılması baz alınmıştır. Bu konuda aile bireyleri bilinçlendirilmesi ve güçlendirilmesi dikkate alınmıştır.
Konuyla ilgili Diyanet işleri başkanı Mehmet Görmez de, bir açıklama yaparak "Din hizmeti sadece cami hizmetlerinin ibaret değildir, aksine din hayatımızın bütün tedaylarıyla ilgilenir ve insana yol gösterir. kadına karşı ayrımcılık kadına karşı şiddet aiele içi şiddet kadın ve çocuk istismarı töre ve namus cinayetleri küçük yaşta zorla evlendirmeler engelliler yaşlılar gibi alanlarda hizmet etmenin diyanetin aslı görevleri içerisinde olduğunu" söyledi. Söz konusu çalışmanın kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasında etkili olacağı düşünülüyor.
Allah'a tevekkül etmek
Kaygı bozukluğu, çağımızın en büyük sorunlarından biri haline gelmiştir. Elbette kaygı fıtrı olarak insanın doğasında var ve doğal sınırlar içinde kaldığı sürece kişiyi motive eder. Ancak aşırı kaygı durumu kişinin hayatını ve yaşam düzenini etkiler. Kaygı bozukluğu ruhsal rahatsızlıkların temelini oluşturduğundan dikkate alınmalıdır. Obsesyon, fobiler ve tekrarlayan (kompulsif) hareketlerin temelinde kaygı vardır. Din bu konuda güçlü bir ilaç olmakta ve kişiyi teskin etmektedir. Tedbirli olmak, Allaha tevekkül etmek, teslim olmak kişiye güç veriyor ve ruhsal hastalıklardan koruyor. İnsanlar, olayları ve sebepleri ilişkilendirir ve tedbir almak ister. Ancak, kaygı durumu kontrol edilemez hale geldiğinde sorunların üstesinden gelmek zorlaşır. Kaygıyı iyileştirmek için bazı önlemler alabiliriz:
Her konuda orta yolu bulmaya çalışın.
Olayların olumlu taraflarına odaklanın.
Kontrol edemeyeceğiniz bilinciyle hareket edin ve Allah'a tevekkül edin.
Kaygı ileride yaşanabilecek hadiselerle ilgili olduğundan geleceği bilemeyiz.
Dua edin ve elimden geleni yaptım, gerisini Allah'a bırakıyorum deyin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



