‘‘Vaazlarda gönül dilini kaybettik, bütün muhatapları kuşatan, bütün insanları kuşatacak dili ve üslubu kaybettik. Genç kuşaklara ulaşabilecek bir dil ve üslup arayışında olmak zorundayız. Vaazlarımızda İslam‘ın en önemli konularını anlatma problemi yaşıyoruz‘‘
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, vaazlarda gönül dilinin ve bütün muhatapları, insanları kuşatacak dil ve üslubun kaybedildiğini belirterek, ‘‘Genç kuşaklara ulaşabilecek bir dil ve üslup arayışında olmak zorundayız. Vaazlarımızda İslam‘ın en önemli konularını anlatma problemi yaşıyoruz‘‘ dedi.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğünün düzenlediği iki gün sürecek ve 5 oturumda toplam 60 sunumun yapılacağı ‘‘Vaaz ve Vaizlik Sempozyumu‘‘ Büyük Anadolu Oteli‘nde başladı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı‘nın okunmasının ardından Kur‘an-ı Kerim okunmasıyla başlayan sempozyumda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, vaizliğin, başkanlığın en önemli hizmetlerinden biri olduğunu belirterek, ‘‘İslam medeniyetinin bir söz medeniyeti‘‘ olduğunu söyledi.
Modern zamanlarda sözün değerinin değiştiğini, imaj, görüntü ve görselliğin ön plana çıktığını belirten Görmez, ‘‘Söz ve imajın, ikonun mücadelesi İslam‘dan önce Hristiyanlıkta başladı. Hristiyanlıkta imaj ve ikon sözün önüne geçtiği anda Hristiyanlıkta ihtilaflar, yanlışlıklar da başladı‘‘ dedi.
‘‘Sözün hakikat terazisinde değeri vardır ama imajın değeri yoktur‘‘ diyen Görmez, şöyle devam etti:
‘‘Hikmet sözün ahlak boyutudur. Hakikat, hikmet, ahlak ve estetik sözün ayrılmaz parçalarıdır. İslam felsefesi sözün hikmet boyutunu, edebiyat sözün estetik boyutunu, tefsir, hadis, fıkıh, kelam gibi ilimler sözün hikmet, hakikat, ahlak boyutunu ortaya çıkarmak için var olmuştur. Sözün gücünü bir tarafa bırakarak, biz de imaj ve görüntüyle İslam‘ı anlatacak mıyız? Yoksa sözü yüceltmeye, yükseltmeye, sözün değerini ilana devam mı edeceğiz. İmajın ve görselliğin görüntüsüne kapılmamalıyız. Sözü yüceltmeye devam etmenin asli görevlerimizden birisi olduğuna inanıyorum. Bu, imaj ve görüntü acısından bir takım teknolojik yöntemlere başvurmayacağız anlamına gelmez, ancak ikisinin de dili ve üslubu farklıdır, her ikisinin de hakikat terazisindeki değeri mukayese edilmeyecek kadar birbirinden ayrıdır.‘‘
Görmez, reklam ve propaganda dili ile vaaz ve irşat dilinin birbiriyle karıştırılmaması gerektiğine işaret ederek, reklam ve propaganda dilinin hakikat terazisinde hiçbir değeri olmadığını, aldatmaya, kandırmaya yönelik bir dil olduğunu söyledi. Görmez, ‘‘Dinin dili, hakikatten başka bir şey ifade edemez. Din dili, reklam ve propagandaya başvuramaz. Din dili, hakikati ifade etmek zorunda. Bu sebeple imaj, görüntü, reklam ve propagandaya kapılmadan, sözün değerine iman etmeye devam etmek, sözü yüceltmeye ısrar etmeye devam etmek diyorum...‘‘ dedi.
‘‘Vaazlarda gönül dilini kaybettik‘‘
Mehmet Görmez, modern zamanlarda vaizlik mesleğinin talkshow yahut show ile anılır olduğunu belirterek, sözün bu ikisine kapılmadan hakikat, hikmet, ahlak ve estetik boyutuyla birleştirilerek sözü yüceltmeye, sözün hakikat terazisindeki değerini insanlarla paylaşmaya devam edilmesi gerektiğini vurguladı.
Vaazlarda kaybedilen hususlar olduğuna da dikkati çeken Görmez, şöyle konuştu:
‘‘Vaazlarda gönül dilini kaybettik, bütün muhatapları kuşatan, bütün insanları kuşatacak dili ve üslubu kaybettik. Genç kuşaklara ulaşabilecek bir dil ve üslup arayışında olmak zorundayız. Vaazlarımızda İslam‘ın en önemli konularını anlatma problemi yaşıyoruz. Cami vaazlarımızın bir konu envanterini çıkarttığımız zaman İslam‘ın en önemli meseleleri olan, itikadi meseleleri vaaz konusu haline getirmekte zorlanıyoruz. İtikada, akait meselelerini, Allah‘a, peygamberlere, ahirete, meleklere imanı, imanın temel esaslarını cami kürsülerinde anlatma konusunda dil ve üslup sorunu yaşıyoruz. İslam‘ın evrensel dilini kullanmakta zorluklarımız var. Bugün, İslam dini hep terörle anılıyor, İslamofobiyi dikkate alarak hikmetli bir dil ve üslup geliştirebildiğimizi, bunların istisnası var, söylemekte zorlanıyorum.‘‘
Mehmet Görmez, vaizlik mesleğini bütün yönleriyle yeniden değerlendirmek istediklerini dile getirerek, en büyük hedeflerinin 1-2 yıl içerisinde bütün din görevlilerini kendi vaizini yapabilir hale getirmek olduğunu söyledi.
Başbakan Yardımcısı Bozdağ‘ın konuşması
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da sempozyumun açılışında okunan Kur‘an-ı Kerim‘in meallerini ekrandan takip ettiğini belirterek, ‘‘Söylenmesi gereken sözleri bizzat Kur‘an-ı Kerim‘de cenabı Allah‘ın çok açık bir şekilde söylediğini görüyorum‘‘ dedi.
Vaizlik mesleği için en doğru metodun Kur‘an-ı Kerim ve hazreti Muhammed‘in metodu olduğunu anlatan Bozdağ, din görevlilerinin mesleklerini icra ederken dünyadaki hadiseleri de doğru takip etmeleri gerektiğini söyledi.
İnsanların farklılaştığını, sorgulayan bir neslin yetiştiğini ifade eden Bozdağ, din adamlarının da farklı muhataplarına karşı kendilerine geliştirmeleri gerektiğini vurguladı.
Bozdağ, değişik ülkelerde İslam‘ı karalama kampanyası yürütüldüğünü, İslam‘ın terörle yan yana getirildiğini belirterek, ‘‘Bunlar İslam‘a dönük en büyük iftiralardır. İslam, şiddetle, terörle yan yana getirilemez. İslam, bütün bunları reddeden bir yapı üzerine inşa edilmiştir. İslam‘ın hoşgörüsünü, güzelliklerini en iyi sizler bilmelisiniz ki anlatasınız‘‘ dedi.
Bekir Bozdağ, kanun hükmünde kararnameyle ‘‘cami rehberliği‘‘ kadrosunun da tahsis edildiğini bildirerek, Diyanet İşleri Başkanlığına camileri turistlere anlatması için 250 kişilik cami rehberi kadrosu tahsis edildiğini, camiler hakkında yerli ve yabancı turistlere rehberlik edecek kişilerin özellikle tarihi camilerde görevlendirileceğini anlattı.





