Mardin‘den Kızıltepe, Viranşehir, Urfa tarafına doğru verimli arazilerle kuşatılmış uzun bir yolu izliyoruz. En şaşmaz yardımcımız tomtom. (Arkadaşlarımız aracımıza yerleştirdiğimiz navigasyon cihazına her nedense" tomtom "diyorlardı)

Uzunca yolculuğumuz boyunca gençleri Harran antik üniversite/rasathane harabelerini görmek için ikna etmeye çalıştım ama onlar bunu vakit darlığından dolayı istemediler.

Son kez 1990 yılında uğradığım Balıklı Göl çevresini ben hep o eski haliyle hayal ediyordum. Amanallahım! Buralar ne olmuş böyle!  Her şey değişmiş. O eski binalar, kahveler yok olmuş. Balıklı Göl çevresi pırıl pırıl olmuş. O dokunsan yıkılacak gibi duran kebap lokantaları yok olmuş. Onların yerine şık alışveriş bedestenleri yapılmış. Çarşılar cıvıl cıvıl. Her taraf insan kaynıyor. Her şey albeni diyor. Bu insanların arasından terörist çıkabileceğine inanmıyorum. (Dün 27 Temmuz 2010) İnegöl‘de, bir gün sonra Hatay‘da yaşananlar bunun en iyi kanıtı. Birileri önce bütün kurumsal güvenlik kameralarını tahrip etmişler. Sonra da ortalığı gererek bunca tatsız olayın çıkmasını başarmışlar. Bir iç savaş çıkarmak için hain eller boş durmuyor... Ama nereye kadar. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Bu mum da artık çok oldu. Bırakın yatsıyı, on yıllar geçtiği halde hala bu hainler kandıracak adam bulabiliyorsa çok garip. Gezdiğimiz bütün iller, bütün ilçeler, bütün yerleşim yerleri böyle. Herkes işinde gücünde. Bana öyle geliyor ki maymun gözünü açtı.

Suriye ile karşılıklı vize kaldırıldığı için bütün çarşı pazar turist kaynıyor. Bedestenlerde zanaatçılar işlerinin başında. Ama biz Mardin‘e geldiğimizde daha birkaç saat önce geçtiğimiz Ömerli‘de kent merkezinde çatışma yaşanmış. Biz Diyarbakır‘dan ayrılır ayrılmaz Dağ kapı ve Muratlı mahallelerinde çatışmalar yaşanmış. Bütün bunlar bitecek. Bütün sermayesi halkı kışkırtarak birbirine vurdurmak olan fitne odakları bir bir kuruyacak ve ülkemizde barış hâkim olacak.

Mancınıklara çıkmaya gözümüz kesmedi. Ben daah önce (1986) çıkmıştım. İkindi namazlarımızı Halilurrrahman Camii‘nde eda ettikten sonra Balıklıgöl çevresindeki baharatçılarda dolaşmaya başladık. Hakiki isot aldık. Vahap Pay‘ıun okul arkadaşına rasladık. Ayaküstü görüştük ve genç adam bize çay söylemeye çalışıyor, Vahapsa reddediyordu. Benimse yorgunluktan canım çıkmış, sıcaktan iyice çaysamış vaziyetteyim. Vahap‘a spontane bir şekilde öyle bir fırça atmışım ki herkes şaşırdı. Aynı gün Mardin‘den Urfa‘ya, oradan Adıyaman‘a, oradan Kahraman Maraş‘a gitmeye niyet ederseniz olacağı bu. Ne Antik Harran‘ı görebilirsiniz, ne bir yerde oturup bir çay içebilirsiniz. Hepsi bana hak verdi ve çaylarımızı içtik.

Urfa‘ya da, Urfa‘yı anlatmaya da doyum olmaz. Ama yolcu yolunda gerek. Tomtomun rehberliğinde Urfa‘dan çıkmaya çalışıyoruz ama olmuyor.  "Soran dağlar aşmış, sormayan düz yolda şaşmış" özdeyişini esas alarak soruyoruz ve yolumuza doğruluyoruz.

Atatürk Barajı

1990 yılında kışın sömestr tatilinde umreye gidiyorduk. Her gidişimizde sabah namazı Urfa Halilurrrahman‘da oluyorduk, akşam yatsı sonrasına kadar Urfa‘da vakit geçirir ziyaretler yapardık Gene öyle olmuştu. O yıllar Atatürk Barajı yeni su toplamaya başlamıştı. Urfa‘dan dolmuşlarla Atatürk Barajı‘na turlar düzenleniyor, isteyen gidiyordu. Her nedense ben gidememiştim. Yıllardır aklıma geldikçe üzülürdüm. Bu sefer de Adıyaman‘a giderken Atatürk Barajı yolumuzun üzerindeydi. Bu kez ıskalamaya niyetimiz yoktu..

Baraja çıkan yola girdik ve iki km sonra karşımıza bir levha çıktı:

Güzel de bir mekân yapmışlar oraya. El dokuması kilimlerle döşeli sedirler, masalar ve ahşap sandalyeler... Ne güzel de çay içilirdi burada, ah! Aklım orda içemediğim bir çayda kaldı. Alacağın olsun Rıdvan!

Adıyaman ve mükemmel sofrası

Bundan tam 32 yıl önce gitmiştim Adıyaman‘a. O zamandan aklımda kaldığı kadarıyla iptidai bir Anadolu kasabası görünümündeydi. Geniş, bakımlı ve düzgün caddeleri, üniversitesi, alışveriş yerleri ve her şeyiyle modern bir kent Adıyaman. Vahap Pay‘ın delaletiyle doğruca İskender 85‘in önüne varıyor, aracımızı park ediyoruz. Mardin‘de otelimizde yaptığımız kahvaltıyla buralara kadar gelmiştik ve iyice acıkmıştık. Bir buçuk İskender neyse de, o yemek öncesi gelen mercimek çorbası, yoğurtlu buğday çorbası, acıka, salata ve saire silinip süpürüldükten sonra üzerine bir buçuk İskender çok ıstırap verici oldu. Üstüne de Balıkesir‘in höşmerim tatlısına benzer helvayı ( peynir helvası) da götürünce gerçekten fazla oldu. Yollarda maden suyu ve saire içerek tokluğumuzu bastırmaya çalışıyoruz. Adıyaman Kahraman Maraş arasında uzunca bozuk bir yol var. Araçlar sarsılarak ilerleyebiliyor. Çok rahatsız edici. Kim bilebilir ki bir Allah dostu garibin yediği fazla yemeği sindirmesine yardımcı olması için öyle bozuk bırakılmıştır bu yol!

Muhabir: Haber Merkezi