Allah‘ımızın, Peygamberimizin ve biz bütün mü‘minlerin düşmanı olan yahûdi siyonistinin katliâmı karşısında, dünya müslümanlarının liderlerinin, bu derece züll-ü zillete boyun eğmiş olmalarına bütün müslümanların hoşnutsuzluğu ve öfkesi kadar, Allah‘ın da mutlaka büyük gazabı ve azâbı olacağına inanıyorum. Çünkü Allah‘a inandıkları halde, O‘nun emrine uymamaktan öte, tam tersini yaparak; yüklendikleri mukaddes emânete, ihânet etmekte, tâğûta uymakta ve Yüce İslam Dininin mensupları olan Müslümanların şeref ve haysiyetini yere düşürmekte, Allah, Peygamber ve İslam düşmanı olan terörist, siyonist, İsrail domuzunun necis ayakları altında çiğnenmesine göz yummaktadırlar.
Tâğut kulu tâğut terörist İsrail‘in, topraklarını istila ettiği Filistinli Gazze müslümanları kardeşlerimizi, sözüm ona sulhsever bütün dünyanın, müslümanların ve liderlerinin gözü önünde, hem de kendi yurtlarında her taraftan sarıp ambargo altında tutarak, anlaşmalara rağmen aylarca aç, susuz ve tüm hayatî ihtiyaçlarından mahrum bırakıp ölüme terkettiği yetmezken, üstelik de toptan yok etmek üzere bütün silahlarıyla katl-iama başlamış haftalardır kitleler halinde günahsız, silahsız ve çaresiz şehir halkı müslüman kardeşlerimizi, çoluk çocuk, yaşlı kadın erkek demeden hunharca öldürmeye devam etmiştir.. Devleti, hükûmeti, askeri, silahı ve her türlü harp gücümüzü elinde tutan, şerefimizi haysiyetimizi korumakla yükümlü ve görevli olan Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri, ve diğer İslam Ülkelerinin liderleri, daha çok düşmanın hoşuna giden lafla ayıplamayla, kınamayla, protestoyla, en büyük terörist ve müslüman katili siyonist domuzlarına, âdetâ "Devam!" cesareti vermişlerdir.
Ey Liderler!
Yahudinin laftan, sözden, anlaşmalardan ve insanî muâmelelerden anlamadığını, dünya kamuoyunu ve Birleşmiş Milletleri takmadığını, defalarca tekerrür eden canavarlılıklarından hâlâ anlamamış olamazsınız. Domuz İsrail siyonistinin, kudurmuş köpekten bir farkı yoktur. Kudurmuş köpeğin laftan anlamıyacağını bilmezlikten gelemezsiniz...
Onun anlayacağı tek dil silahtır, silah. Bunu hiç unutmayın. Küfür ehli toptan müslüman düşmanıdır "el-Küfru Milletün Vâhıdetün". Terörist İsrail onların maşasıdır. Mukaddes Mâbedimiz Mescid-i Aksâ‘yı kirletmektedirler. İnanmışların mukaddes yerleri bütün Müslümanların şeref ve haysiyetidir. Bu şerefimizi ve haysiyetimizi koruma vazifesi sizlere verilmiştir. Çünkü o koltuklarda oturanlar sizlersiniz. Oturduğunuz koltuklar, Peygamberimizin vekillerinin koltuklarıdır. Bunu hiç bir zaman unutmamanız gerekir. Dolayısıyla maşanın kırılmasını Allah siz İslam liderlerine emânet etmiştir. Siz bu mukaddes emâneti yerine getirmek şöyle dursun, tam tersine düşmanla sarmaş dolaş dostluk kurup, İslam Âlemine ve Âlemlerin Rabb‘i Allah‘a, âdetâ nisbet edercesine düşmanla tokalaşarak ekranlarda boy göstererek mukaddes emânetinize ihânet etmektesiniz. Böylece siz İslama ve Müslümanlara değil; Tâğûta hizmet ettiğinizin farkında değil misiniz?
Tâğût:
Şimdi, farkında olmayarak yolunu tuttuğumuz ve peşinden gittiğimiz Tâğûtu, ardından da, Müslüman liderlerinin Mukaddes emanetlerinin ve mes‘ûliyetinin mâhiyetini ve önemini beyan edip belgeleyen, Allah‘ın âyetlerini takdim edeceğim. Lütfen sabırla, ihtimamla, îtibar ve ibretle okunsun! Ve artık İslam liderleri ayağa kalksın! Ki, zâlim diz çöksün:
Rasûlüllah s.a.v. Vahdâniyet Dini İslamı henüz ilk tebliğ ettiği câhiliyyet müşriklerinden ilk aldığı cevap, bu kelimenin manasının en belîğ özeti sayılır. Müşrikler şöyle dediler: "A!. İlahları, bir Tek İlah mı kılmış (Muhammed)!? Bu gerçekten şaşılacak bir şey, çok tuhaf!" (Sâd Suresi, 38/5).
Onların kafalarında ve inançlarında kökleşmiş olan mefhuma göre, Tek Allah mefhumundan ve İslam‘ın insânî prensiplerinden başka her hangi bir inanca, mefhuma ve icrââta bağlılık Tâğûtîdir.
Bakara Suresi (2/257)‘nin: "Kafirlerin dostları tâğûttur." Genellemesine göre, Vahdâniyyet nurundan mahrum olan insanların dayanak ve ilahları tâğutlardır yani şirk ve küfür inancına bağlı mefkûre sahipleri, tâğutlardır.
Nisa Suresi (4/51)‘nin: "Şu kendilerine Kitaptan(okuma yazmadan) bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar tâğûta (puta) ve şeytana inanıyorlar. Ve Allah‘ı tanımayan kâfirler için: "bunlar mü‘minlerden daha doğru yoldadır" diyorlar." ifadesinden de, aydın geçinen, fakat Tevhîd nurundan ve İlâhî prensiplerden mahrum olan insanlardan dahi, tâğûtîler ve tâğûtlar vardır.
Özetle: Kur‘an ve sünnete ve Ehl-i sünnet ve‘l-cemâate zıt düşen her fikir, düşünce, inanç, tavır ve icrââtın her çeşidi tâğûtîdir. "Putlar tâğûtu", "Liderlik tâğûtu", "hâkimiyyet", "Benlik! Tâğutluğu", "Kavmiyyet", "kehânet", "körükörüne maymun taklitçiliği" "Bilinçsiz ve câhiliyyet taassubu" gibi bir sürü çeşitleri vardır. İslamî prensipler dışına taşan veya zıt düşen her şeye bağlılık, Tâğûtîdir, tâğuttur. Böylece, Allah‘ın ve İslam Dininin prensipleri dışındaki her türlü uygulama, tavır, hareket, siyasî, ictimâî, dînî ,ahlâkî ve ticârî icrâât Tâğûtîdir.
İslamî prensipleri ihmal etmek veya yapmamak da, İslam‘ın amelî ve tatbîkî sahası dışına çıkmak ve terketmek demek olduğundan, Tâğûta uymaktır. İslam Dini, Allah‘ın İnsanlar için kabul ettiği tek Din olduğundan, insânîdir. Onun dışına çıkan veya zıt düşen niyyet ve inanç eseri her tutum, davranış, inanç ve icrâât, insânî değil; Tâğûtîdir, şeytânîdir.
Hele hele, kötülerin en kötüsü, tâğutların en tağutu ve şeytandan fazla insan şeytanı yahudi siyonistleri olursa. Onlar aşağıda sunacağım âyetlere göre, en kötü sapıklar ve tâğûtlardır:
Yahudiler, Allah tarafından lânetlenmiş, Kırade ve Hanâzîr‘e çevrilmişlerdir:
Mâide Suresi (5/60)‘nde Rabb‘imiz, en kötü insan tipi misali olarak yarattığı yahudileri bakın nasıl tanıtıyor: "...Allah kimlere lânet etmiş ve gazabına uğratmışsa, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte onların makamı daha kötüdür ve onlar düz yoldan, daha çok sapmış sapıklardır." (Bkz. Âlûsî, 5/40 ; Beğavî, 3/75 Tefsirleri.)
Adâletlerin adâleti, mutlak olarak Tevhîd dînidir; zulümlerin zulmü de mutlak olarak şirktir, küfürdür, iblisleşmiş insan tâğûtlarıdır.. Adâletin birinci düşmanı onlardır. Şeytanların sadık kulları da, işte bizzat Allah‘ın ifadesinde görüldüğü gibi, maymun bozması, domuz, terörist, kâtil, yahudi siyonistleridir. Onlar "Ehl-i kitab" vasfını çoktan satmışlar; onun yerine şeytana tapmışlardır (Mâide, 5/60)
Tevbe suresi (9/8-10) âyetlerinde de: "Onlarla nasıl sözleşme ve teahhüd olabilir ki; ellerine bir fırsat geçse, aleyhinize olacak şeylerde, hakkınızda ne bir anlaşma gözetirler; ne de bir yemin. Sadece dil ucuyla sizi hoşnut etmeye çalışırlar. Fakat kalpleri, o kadarına da razı olmaz. Zaten onların çoğu fâsıktırlar(8). Allah‘ın âyetlerini az bir çıkara değiştirdiler de Allah yolunda giden ve buyruklarını yaşamaya çalışanlara mani oldular, engellediler. Gerçekten de bunlar ne kötü şeyler yapagelmekteler (9) Bir mü‘min hakkında, ne bir yemin gözetirler; ne de bir anlaşma. Böyle haddini aşan tâğutlar işte bunlardır (10)." Deniyor.
Âyetler size hitab ediyor ey islam ülkelerinin liderleri! Her kelime üzerinde saatlerce düşünün ki, nasıl bir mes‘ûliyet altında olduğunuzu idrak edebilesiniz ve beklenen icrââta kalkasınız.
Özetliyecek olursak:
Kur‘an‘da Tâğût ve Tâğûtî kelimeleri, Allah ve Rasulünün buyruklarına ters düşen her türlü zihniyet, düşünce, söz ve icrâatlar ve sahipleridir. Allah ve Rasulünün: "Zulmetmeyin!" buyruğuna karşı, insanlara ve bilhassa kendi vatandaşına zulmeden, insânî, hukukî, dinî ve kanunî değerlerini ve haklarını elinden alanlar, Kur‘an‘ın sözcüğünde Tâğutturlar. Allah‘ın kabul ettiği yegâne din bizim dinimiz İslam dinidir ki, Allah‘ın ve Rasulünün buyruklarının mecmûudur. Yani İslam Şerîatıdır. "Haksızlık yapmayın, yaptırmayın!, insanların hürriyetlerine, yaşama haklarına, dînî inançlarına, hak ve hukukuna karşı koymayın, dayatma ve baskı uygulamayın!" gibi daha nice İlahî buyrukları hâvidir. İşte dinimizin ve şeriatımızın bu mukaddes buyruklarına ters düşen her icrâat ve davranış Tâğûtîdir. Allah‘a karşıdır, Peygamberine karşıdır; inananlara karşıdır. Sahipleri de, Allah‘ın, Rasulünün ve bütün mü‘minlerin düşmanlarıdırlar. Lütfen iyi düşünün..
Şimdi !
Başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere, Ey İslam ülkelerinin bütün liderleri!
Allah‘ın ve İslam‘ın düşmanı maymun ve domuza çevrilerek, Allah tarafından lânetlenmiş ve cezalandırılmış, şimdi de kudurmuş tâğutların tâğûtu, en büyük Terör Devleti israil siyonizmi, Gazzeli müslüman kardeşlerimizi, kendi vatanlarında ve yurtlarında, insanlar için kullanılması yasaklanmış olan yakıcı ve kötürüm bırakıcı fosfor bombaları ve silahlarıyla, bir kardeşimizin tesbitlerine göre:
437‘si çocuk 110 kadın, 123 yaşlı, 14 sağlık görevlisi, 4‘ü gazeteci olmak üzere 1.330 Filistinli kardeşimizi şehid etmiş, 1.890‘ı çocuk olmak üzere 6 bin filistinli kardeşimizi yarım insan halinde yaralı ve kötürüm bırakmış olması sebebiyle.
Senin-benim gibi, evlerinde ve yurtlarında âsûde ve kedersiz yaşama hakkı olan mâsum Gazzeli din kardeşlerimize bu derece hunharca ve vahşice katliam yapan kudurmuş israil domuzunun bütün dünyaya ibret olacak şekilde:
1- En büyük insanlık suçuyla cezalandırılması;
2- Öldürdüğü insan sayısınca ve yakıp yıktığı yurtları adedince maddi ve manevî tazminatını ödemesi için, bütün kurumlar ve devletler Uluslararası Yüksek mahkemeye derhal mürâcaat etmelidir. Bu domuz terör devleti en ağır ceza ile mutlaka cezalandırılmalıdır.
3- Birleşmiş Milletler, bu mevzuda ve meydana gelmiş olan bu katliam hususunda en büyük imtihanı vermekle karşı karşıyadır. Terörist devleti israilin bu topluluktan çıkarılması için başta İslam Ülkeleri ile, diğer sulh sever ülkeler BM‘ye gereken baskıyı yapmalıdırlar.
Bu yapılmadığı veya BM bunu kabul etmediği takdirde:
4- Başta İslam Ülkeleri olmak üzere, insanı ve insan değerini takdir eden ve sayan haysiyetli tüm medeni devletler bu BM. toplumundan çekilmeli, kendi âilesine verdiği değeri tüm insanlara da verecek "İnsan Kerâmetine Saygılı Devletler Birliği" kurulmalıdır.
5- İnsanlık düşmanı terörist İsrail‘in dengesiz silah ve saldırılarına rağmen, şan ve şerefini hayatı ve bunca şehidleri uğruna vatanına ve milletine sahip çıkmış, demokratik bir seçimle iktidar olmuş, Hamas halkının hükûmetini resmen tanımalıdırlar.
6- Hamas‘ın temsil ettiği Filistin halkının, bundan böyle tekrar uğrayacağı saldırılara karşı koyabilmesi ve İsrail teröristine karşı kendini savunabilmesi için ordu kurmasına bütün sulhsever devletler yardımcı olmalıdırlar. Çünkü Hamas kendi yurdunda kendini savunma durumunda kahraman, şerefli ve haysiyetli bir millettir. İsrail ise, her toplum ve millet gibi yurdunda huzur ve sulh içinde yaşama hakkı olan bir devletin sâkinlerinin yaşadığı Gazze‘ye, havadan, karadan ve denizden, kullanılmaması gereken silahlarla ve bombalarla, 1.330 masumu öldürmüş, 6.000 günahsız insanı yaralamış ve kötürüm bırakmıştır.
Bunun için İsrail, tüm dünyaca terörist ilan edilip BM‘den atılmalıdır. BM, bu tarihi imtihanı mutlaka kazanmalıdır. Aksi takdirde, resmen ilga edilemese bile, insanlığın kıymetini bilen haysiyetli ve şerefli dünya insanlarının vicdanlarından ve itibarlarından mutlak surette silinmiş olacağını bilmelidir.
7- Netice olarak, Mükerrem insanlık dini İslam‘la şereflenmiş Tüm İslam Âleminin siz liderlerinin, insanlık mefhumuna taban tabana zıt olan bu terör devletiyle olan her türlü ilişkilerinizi derhal kesmeniz, inancınızın ve İslam‘ınızın gereğidir. Aksi takdirde bu haysiyetsiz katliama siz de ortak olma durumuna düşeceğinizi ve Allah‘ın sizlerden de intikam alacağını unutmayın. Aşağıda sunacağım delillerden bu büyük mes‘ûliyetinizin vehâmetini pekala anlayabilirsiniz.
İnanıp îman ettiğiniz Allah‘ınızın, İslam Âleminin siz liderlerine Kur‘an‘daki şu çağrılarına, lütfen kulak verin, tezekkür ve iz‘ân edin, uyanın!..
1- Hucurât Suresi‘nde Allah aynen şöyle söylüyor: "Eğer mü‘minlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa, aralarını düzeltin. Şâyet biri ötekine saldırıyorsa, Allah‘ın buyruğuna (sulh ve adâlete) dönünceye kadar, saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse, aralarını adâletle düzeltin ve (her hususda) adâletli davranın. Şüphesiz Allah âdil olanları sever (49/ 9)." Bunun karşılığı: "Âdil olmayanları sevmez" demektir.
Allah‘ın sevdiği veya sevmediği kullardan olma seçeneği size âittir.
Bakınız! Ayette Mü‘min olduğu halde saldırgan tarafla savaşmayı emreden Allah; müslümanlara saldıran, çoluk çocuk demeyip kitleler halinde müslümanları en ağır silahlarla öldüren, Allah ve Müslüman düşmanı, en büyük devlet teröristi kafir israille daha şiddetli bir şekilde savaşmayı emretmiş olmuyor mu Rabb‘imiz?
İman ettik dediğiniz Allah‘ınızın emrine uyup uymamak, imanınızı zedelemiyor mu sanıyorsunuz?
"Kınıyoruz!, Ayıplıyoruz!, Karalekedir!, Akan Kanlarda ve Gözyaşlarında Boğulacaksınız!......." gibi sözler etmekle vazifenizi yaptığınızı sanıyor musunuz? Tam tersine bu şekilde, kâtil siyoniste daha cesaret veriyorsunuz. Onun hoşuna giden şeyleri söylüyorsunuz. Onun anlayacağı tek şey silahtır, yaptığının aynısıyla cevap vermektir. Misilleme yaparak haddini bildirmektir.
2- İşte size bu hususdaki Allah‘ın emri: "Onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa, hemen siz de onları öldürün. Kafirlerin cezası böyledir (Bakara Suresi, 2/191)." Müslüman, Müslümanın kardeşidir.
Ey Müslüman liderler? Hani "mü‘miniz, Müslümanız, Allah‘a inandık" diyordunuz. Emrine uymayınca, sözünüz ikrarınız amelle, tatbikle bilfiil isbatlanmadıktan sonra, inandık demeniz neye yarayacak? Söyleyin!
3- (Tevbe suresi (9/36)‘nde, gene îman etmiş olduğunuz Rabb‘iniz: "Onlar toplu bir şekilde (katliâm yaparak) size karşı topyekun savaştıkları gibi, siz de onlarla, topyekun savaşın. Ve iyi bilin ki, Allah kendisiyle olan müttekîlerle beraberdir (36)demiyor mu? Kainatta olan her şey O‘nun istek ve iradesiyle olduğu; O‘nun "Kahhâr" gücünün fevkinda hiç bir güç olmadığı; siz O‘na yürüyerek geldiğinizde, O‘nun size koşarak geleceği inancınız nereye gitti?
4- el-Mâide Suresi (5)‘ndeki şu âyetlerde Rabb‘iniz: "Îman edenlere karşı düşmanlık yönünden İnsanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve müşrik hıristiyanları bulursun (Ey Rasûlüm Muhammed!(5/ 81)
5- "Ey îman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları kendinize dost edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar (sizin değil!). Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o, onlardan olur. Şüphesiz Allah zalim kavmi hidâyete iletmez (5/ 51)" diyor.
Son cümleye dikkat edin ve uzun uzun düşünün: "Kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah zalim kavmi hidâyete iletmez!"
Allah‘ın bu emri ve buyruğuna inâd edercesine, kâtil ve terörist yahudi liderleriyle, tokalaşarak, el sıkışarak; Meclis‘imize kadar çıkarıp, "Neces"bedenleriyle Mukaddes Adâlet ve Hâkimiyyet makamımızı da kirlettirdiğinizi, ekranlardan bütün dünyaya göstererek ispat ettiniz. Yani, âyetin ifâdesiyle, onlardan olduğunuzu gösterircesine.
Halbuki sizler, Allah‘a, peygamberine ve Kur‘ân‘a inanmış iman etmiş Yüce İslam diniyle şereflenmiş müslüman halkınızın temsilcilerisiniz. Yani halkınızın inancı ve irâdesi doğrultusunca, adâlet şemsiyesi altında tutmakla görevlisiniz halkınızı.
Herbiriniz Rasûlüllah‘ın vekillerisiniz... "şu Dicle Nehri‘nin öbür tarafında bir koyunu kurt alsa, Allah onun hesabını benden sorar." Diyen, Peygamberimizin ikinci vekili ve halifesi Hz. Ömer‘in makamındasınız. Mesûliyetinizin önemi ve büyüklüğü kadar, vebâliniz büyüktür. Kendinize gelin! Huzuruna alınacağınız Allah‘a vereceğiniz hesabınızı düşünün. Kur‘an bize, "Benim!" diyen nice cebbâr kavimlerin helâkını ve yerle bir edildiklerini bildirir. Tarih boyunca, zâlimler ve zulümler payidar olmamıştır. Hak gelmiş; bâtıl zâîl olmuştur. Mazlumlar ayağa kalkınca; zâlimler diz çökmeye mecbur kalmışlardır. Allah dâima Haktan yana olanın yardımcısı olmuştur ve olmaya devam edecektir.
Unutmayın. Lütfen ayağa kalkın. İslam‘a zillet ve âr kazandırmayın, izzet ve şerefini iâde edin.
"İslâm Yücedir. Üzerinde hiç bir şeyin yücelmesine müsâde etmez"
"İzzet ve şeref, Allah‘ın, Rasûlünün ve Mü‘minlerindir." Bu inancın gayretini, hiç bir zaman kaybetmeyin.
Büyük imtihan, bu imtihandır. Mutlaka kazanmaya bakın!.





