Sarı saçları ve mavi gözleriyle gittiği Filistin'den parçalanarak ülkesi ABD'ye dönen Rachel Corrie'nin kısa yaşamının anlatıldığı 'Benim Adım Rachel Corrie' oyunu İstanbul'da seyircisiyle buluşuyor. Hiç de alakası olmadığı halde zulme kafa tutmak için kilometrelerce uzaktaki Filistin topraklarına giden Corrie'nin yaşamını seyretmek için rahatınızı bozup, çok sevdiğiniz entrika dolu dizilerinizden vakit bulabilirseniz görebilirsiniz.
"Buradayım çünkü umursuyorum" diyordu henüz 10'lu yaşların başındaki küçük ABD'li Rachel Corrie. Devamında ise dinleyenlere şu şekilde sesleniyordu: "Başka çocuklar için buradayım. Buradayım çünkü dünyanın birçok yerinde çocuklar acı çekiyor ve 40 bin insan açlıktan ölüyor. Buradayım çünkü aç çocukları, çevremizde yaşayan yoksulları ve çaresizleri görmezden geliyoruz. Bu ölümlerin önüne geçmeliyiz. Üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan insanların da aynı bizler gibi düşündüğünü, umursadığını, gülümsediğini ve ağladığını bilmek zorundayız. Benim rüyam 2000 yılına gelindiğinde dünyadaki açlığın bitmiş olmasıdır. Benim rüyam fakire bir şans tanımaktır. Benim rüyam her gün ölen 40 bin aç insanı kurtarmaktır. Hepimiz geleceğe bakıp oradaki ışığı görürsek rüyam gerçekleşmiş olacaktır."
Filistin'den Lady Gaga'ya
Aslında birçoğumuzun hayalidir. Büyük bir işin altına atılan imzayla birlikte yazılacak tarihin bir köşesinde anılmak. Her kahraman kendine göre haklı nedenler ötürü yola çıksa da bazıları kötülükleriyle bazıları da iyilikleriyle tarihte yerini alır. Rachel Corrie de ABD'deki iyi yaşamını bırakarak "bir işe yararım" umuduyla Filistin topraklarına yol almıştı. Hepimiz gibi onun da hayata ya da geleceğe dair düşleri vardı. Lakin o düşlerine şimdilik ara vermiş ve kendi ülkesinin de yardımıyla yapılan zulme dur demenin daha insancıl olacağına kendini inandırmıştı. Şöyle bir çevremize baktığımızda aslında her yerde sürüyle kahraman olduğunu görürüz. Sosyal ağlarda, internet sitelerinde ve daha birçok yerde 'tık'larla kahramanlaşan ya da komikleşen insan müsveddeleri türediğini fark edebilirsiniz. Artık bir takım işleri yapma heveslisi gençler Fecabook'ta Filistin meselesini anlatan bir video gönderdikten sonra, Lady Gaga'nın bir şarkısını ya da Rihanna'nın 'Rude Boy'unu paylaşabiliyorlar. Bir araya gelen kocaman kocaman adamları kalitesi yerlerde sürünen dizilerin entrikalarını anlatırken bulabiliyorsunuz. Yapılan tek şey artık boş bir çığırtkanlıktır. 'Bir şeyler yapalım' kelime dağarcıklarında yer almaz. Hemen hemen herkeste bulunan 'o' yapsın mantalitesi bir virüs gibi şimdilerin gençlerinde ve gençlikten çıkmış adamcılarda fazlasıyla yayılmış durumda. Rachel Corrie de 'o' yapsın ya da çok kıymetli kaliteli dizelerini ve daha yeni yaşamaya başladığı o rahat yaşamını bir kenara bırakarak, kendini zulmün kol gezdiği topraklara götürdü. Rachel 'oyun'da da dediği gibi içindeki sesi dinliyordu.
Empati yapabilen bir ABD'li
Muammer Karaca sahnesinde ilk gösterimi yapılan 'Benim Adım Rachel Corrie, Rachel'ın kendi kaleminden kâğıda dökülen yaşam hikâyesinden yola çıkılarak hazırlanmış. Yani Rachel kendi hayatının senaryosunu kendisi yazmış. Oyun başlamadan önce sahnede bize gülümseyen küçük Rachel'ın yüzü ve 'yaşamımı çaldınız bakışı' aslında hüzünlü bir yaşam hikâyesini izleyeceğimizi haber veriyordu. Çünkü bizim Türk dizileri müdavimi koca koca adamlarımızın söyleyemediğini Rachel, 10 yaşlarda kurabiliyor ve dünyada yaşanan olaylara daha akılcı bakabiliyordu. O yaşlarda söylediği cümleler uzun zamandır benim hafızama fazlasıyla kazınmıştı. Oyun başladığında sahnede önce kocaman bir kız (Setenay Yener) belirdi. Daha sonra bu kız birkaç saniyede küçücük kız oluverdi. Bize Rachel'in küçüklüğünde yaşadığı gülümseten anıları bir çırpıda anlattı. Gençliğe ilk adımları olan çağlarda o da akranları gibi Rock müzik dinliyor, belirli sanatçılara hayran oluyor ve kendinin de dile getirdiği bir takım boş işlerle meşgul oluyordu. Çabucak büyüyen bu kızın ufku da aynı hızda gelişiyordu. Kendince dünyada yaşanan olaylara yorumlar yapıyor ve yanlışı bulmaya çalışıyordu. En önemlisi de toplum olarak uzak durduğumuz empati yapma işini fazlasıyla iyi becerebiliyordu.
Filistin için yaşamını değiştirdi
Racel yaşadığı devlet olan ABD'ye yapılan 11 Eylül saldırıları sonucu toplumda oluşan 'Müslümanlar Teröristtir' bakışını çabucak benimsemeyip sorgulama yoluna gidiyor ve kendince doğruları bulabiliyordu. Hayatında önem arz eden şaşaalı uğraşları ve ailesinin istememesine rağmen hepsini bir kenara bırakıp Filistinlilerin sorunlarını haykırmaya çalışıyordu. ABD'de düzenledikleri gösterilerin pek de ses getirmediğini gören Corrie, arkadaşlarının da isteği üzerine olayın yaşandığı yer olan Filistin'e gitmeye karar veriyor. Filistin'e vardığında ise ABD vatandaşı olmanın da olumlu getirilerini kullanarak birkaç iyi gün geçirdikten sonra asıl olayların yaşandığı şehirlere gidince, aslında Filistin meselesinin dışarıya gösterildiğinden çok daha beter olduğunu görüyor. Evler yıkılıyor, insanlar yerlerinden ediliyor, çocuklar katlediliyor, çocukların anneleri ya da kız kardeşleri tecavüze uğruyor, babaları ise 'işe gidiyorum' diye çıkıyor ve bir daha geri dönemiyordu. Bunların hepsine şahit olmuştu Rachel Corie ve bunun için de oradaki kalış süresini devamlı uzattı. Bu sırada ailesinin "dön" çağrılarına kulak tıkayıp bir anlamda onlara da tavır aldı.
Düşleriyle beraber eziliyor
Rachel aslında buradaki zorluğu görüp ülkesine geri dönebilirdi de. Bir süre bunun çelişkisi içinde kaldığını da görüyoruz; ama hiçbir zaman gitme kararını alamıyor. Filistin'de ne kadar zor şartlar altında olsa da çocukların ona gösterdiği sempatik yaklaşımları, Filistinli ailelerin onu sahiplenmeleri, Rachel'e o toprakların bir parçası olma yolunu açıyor. Kısacası Rachel artık bir Filistinli gibi yaşıyor ve mücadelesini daha da sert bir şekilde devam ettiriyor. İsrailli askerlerin öldürdüğü Filistinlinin cenazesini alabilmek için İsrailli askerlerin üzerine yürüyor. Karşılığında ise kurşunları buluyor. Su kuyularını sahiplenen İsrailli askerlere karşı çıkıyor. Kontrol noktalarında yapılan zulmü durdurmaya çabalıyor ve yaşamına mal olacak olay yaklaşmadan önce de babasından bir mektup alıyor. Yaşlı gözlerle satırları okuduğunda mücadelesinin ne kadar haklı olduğunun farkına varıyor. Kendine kucak açan ve ailesiyle iyi ilişkilerde bulunan Dr. Samir'in evini korumaya çabalaması ise onun son mücadelesi oluyor. Evi yıkmak için ilerleyen İsraillinin kullandığı buldozerin hemen önünde beliriyor ve buldozer ona yaklaştıkça o geri adım atmak yerine ayaklarını daha da sağlam basıyor. Geri çekilmeyeceğini megafondan inatla haykırsa da sesini buldozer sürücüsüne ulaştıramıyor. Rachel'in bedeni buldozerin altında kaldığında, ileriye yönelik iyi hayalleri, insanlar için düşlediği sevimli bir dünya da beraberinde eziliyor. Sarı saçlı mavi gözlü kızın yüzü de bedeniyle beraber parçalanırken son nefesini dava arkadaşlarının kollarında veriyor.
Yener rolünü benimsemiş
Benim Adım Rachel Corrie'nin yönetmenliğini Turgay Kantürk yapıyor. Setenay Yener, canlandırdığı Rachel Corrie'yi fazlasıyla benimsemiş görünüyor. 70 dakika boyunca susmayan ve Rachel'e dair bir şeyler söylemeye çalışan Yener bunu fazlasıyla başarıyor.
Oyunun sonunda aldığı bolca alkışın yanında kendisine kucak açan Rachel'in anne babasıyla buluştukları sahne de görülmeye değerdi.
Benim adım Rachel Corrie
Yazan: Rachel Corrie
Uyarlayan: Alan Rickman


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Seyid Çolak / Türkiye
Etiketler:



