İnsanda doğuştan var olan, ona yaşama sevince ve ileriye yönelik düşünme gücü veren  ümidin yönü daime istikbalden yanadır.

O geleceği görür, gelecekle ilgili çıkarımlarda bulunur, geleceği düşler... Aslında  ümidin iki önemli veçhesi vardır. Biri insanın hayal dünyasına yönelik hareket etmesi ve gelecekle ilgili düşüncelerin ve beklentilerin doğmasını sağlayarak insana yaşama sevinci vermesi, diğeri ise, ihtiyaca ulaşmada bir araç olarak varlığını sürdürmesi, kişinin motiv güçlerini harekete geçirmesidir. Ümit bizi hem ötelere taşır,  hem de taşıdığı alanı solumamızı sağlar. Yirmili yaşlarda seksenli yaşların güzelliklerini dahi düşleriz, karanlıkta ışığı, susadığımızda suya ulaşmayı düşünürüz. Kimi zaman da, acıları dindirmek için, çözümler üretir, ürettiğimiz çözüme doğru koşmayı hedefleriz. Sıradan hayatımızı monotonluktan çıkarır ve  içimizde bir dünya var ederiz. Daha sonra da bu dünyaya açılmaya çalışırız. Kimi yerde düşeriz, kimi yerde kalkarak  hedeflerimize ulaşırız. Ümit, bir yoldur,  hayatta gerçekleştirebileceğimiz olayları, yaşam tarzlarını davranışa dönüştürmeye götüren bir yol.

Öznel bir yapıya sahiptir

Ümidin en belirgin özelliği, öznel bir yapıya sahip olması, kişinin ruh ve duygu dünyasına göre  hareket etmesi ve değişim göstermesidir. Düşünürlerin, alimlerin, aydınların, sanatkarların ümitleri sadece kendi dünyalarıyla sınırlı kalmayıp, adeta bütün insanlığı kuşatacak kadar engin bir şecaata sahip olduğundan, daha şümullu ve geniştir. Onlar, ümitlerini sırf kendileri için kurmazlar, aksine,  hayallerini, emeklerini ve  hayatlarını insanların kurtuluşuna adarlar, ümitlerini öyle büyütürler, insanlığa faydalı ürünler ve eylemler ortaya çıkarırlar. Bu ürünler toplumların davranışlarını, düşüncelerini hatta yaşam tarzlarını değiştirmekte etkilemektedir.

Sözgelimi okuduğu romandan, dinlediği müzikten, takip ettiği liderden etkilenip, kendini değiştirdiğini söyleyenler olduğu gibi, bir aydının, haksızlık karşısında göstermiş olduğu dirençten, hatta canı pahasına inandığı değerleri savunmasından  dersler aldığını, belirtenler vardır.

Ümit bir arayıştır kimi yerde. Olmasını istediğimiz bir şeyin, yaşadığımız bir yoksunluğun önce gölgesini görürüz ruhumuzda sonra ulaşmak için kanat çırparız, bazen ulaşır bazen ufukların gölgesinde takılır kalırız. Ama yine de tutunuruz umuda, çünkü biliriz ki onsuz olmaz.

Ümit mahrum olduğumuz şeye ulaşırken bize moral aşılayan bir kuvvettir. Özgürlüğe, ekmeğe, sağlığa, merhamete, güvene, dostluğa, huzura  ulaşmaya çalışırken ayakları tökezleyenler  aşındırırlar ümidin kapısını.  Her insanın hayatında umuda dair hatıralar vardır öyle değil mi?

Vicdan içimizde kılavuz

Vicdan: Toynbee " vicdan bana her zaman bir şeyler öğretmiştir" der. Gerek bireysel yaşantımızda olsun, toplumsal alanda  olsun bazı şeyler vardır ki, kitaplarda yazmaz, eğitimcilerin müfredatlarında yer almaz, aile içinde de öğrenilmez... Esasen insanoğlunun içinde ve dışında etkin tetikleyici kılavuzları vardır, bunlar tecrübeler, deneyimler, yaşanan olaylar, hayal kırıklığı, pişmanlıklar...gibi hayata dair kişinin yaşamış olduğu deneyimleridir.Yani içimizdeki kılavuzlar dışımızdaki öğretmenlerden çok daha fazladır.

Sözgelimi sıradan bir günde yoldan geçerken, kıyıda açlıktan yatan bir çocuk gördünüz. Yaklaştınız, onunla konuşmak istediğinizi söylediniz. Başını kaldırdığında yüzündeki acıyı fark ettiniz, üstü başı perişan, karnı aç, birkaç yıldan beri de sokakta yaşıyor. Size yalnız, olduğunu,ailesini öldüğünü ve sokaklarda çile çektiğini söylüyor...İçiniz sızlar değil mi? Belki de gözleriniz dolar, ona yardım etmek için harekete geçersiniz. Belki en yakın lokantadan bir şeyler almak, onu yurda yerleştirmek, eline bir miktar para sıkıştırmak istersiniz herhalde!

Peki bu duyguyu nerden edindiniz? Kim söyledi? Elbette vicdanınız... Siz daha olayı görür görmez vicdanın gözleri hemen yaşarıyor, harekete geçiyor ve size "ona doğru yaklaş, hatta yardımcı ol" diyor... Siz de vicdanınızla beraber hüzünlenip gidiyor ve yetim çocuğa yardımcı oluyorsunuz.

Birinin derdiyle dertlenmek, birine yardım etmek, birinin sıkıntısını paylaşmak sadece insana  mahsus bir davranıştır. paylaşma duygusunu harekete geçiren öğelerden biri de vicdan duygusudur. Bu duygu içimizde aktif kaldığı ve körelmediği sürece insanca yaşamamız mümkün olacaktır.

İslam, birey ve toplumları, insanca yaşamaya,  vicdanlarını uyanık tutmaya  davet etmektedir. Zira vicdanı kaskatı donmuş bir toplumdan insanca davranışlar beklenemez.

İnsanlar çoğu zaman içlerindeki şiddeti, kaba kuvveti vicdanın sesiyle uygulamaktan vazgeçerler. Hiçbir sesin, tavsiye ve önerinin tesir etmediği  yerde vicdanın gözleri hemen yaşarır, en katı kalpleri dahi yumuşatır. İşte bu noktada vicdan davranışı etkiler, şiddet duygusunun önüne geçerek,  kişiyi hoşgörülü ve merhametli olmaya çağırır.

Hazin bir hikaye

Yıllar önce bir arkadaşımın anlattığı o ilginç olay, belleğimde hep canlıdır. Olay şöyleydi: 1980. Yılında, aslen Mardinli olan ve ana dil gibi arapça konuşan kuaför  bir arkadaşım, Türkiye‘de tanıştığı arap bir bayanla kuaför salonu açmak üzere Suriye‘ye gitmişti.  Fakat kadın  bir dolandırıcıymış, onu evine kapatıp,  kendi hizmetini yaptırmaya başlamış. Genç kız hakkını savunmak için  karşı çıkıp, memlekete geri dönmek istediğini söylediğinde, kadın fedailerine dövdürüyor ve  tehdit ediyormuş. Hatta baskıyla ailesine halinden memnu olduğunu ifade eden mektuplar yazdırıyormuş. Beş yıl boyunca bir mahpus hayatı yaşayan  bu kız "Beni sadece Allah‘a yaptığım dualar ve kurtulacağıma dair büyüttüğüm umutlar ayakta tuttu, oradan kurtulacağıma dair kuvvetli bir umut yaşıyordum ve bu duygu bana güç veriyordu... sözleriyle dile getiriyordu. 1986 yılında alt katta oturan arap komşuya ailesine verilmesi için bir mektup yazıp balkondan atar ve  daha sonra aile kendi çabasıyla bürakratik çevrelere ulaşıp kızlarını Türkiye‘ye getirtirler. Bu olayı hatırladığım zamanlar,  hiç fark etmediğimiz o umudun hayatımızdaki  önemini  düşünür ve onun bizler için elzem bir ihtiyaç olduğuna inanırım.  Umut bir insanın kuşanabileceği en değerli servettir. Bu serveti kaybedenler, yoksullaşır, yoksunlaşır hatta yalnızlaşırlar...

Muhabir: Haber Merkezi