Korku, insanda korunma ve kaybetme duygusuyla ortaya çıkar, ancak, akabinde gelişen ümit bu duyguyu normalize eden ve sağaltan bir kuvvettir.
İnsanda doğuştan var olan, ona yaşama sevinci ve ileriye yönelik düşünme gücü veren ümidin yönü daime istikbalden yanadır. O geleceği görür, gelecekle ilgili çıkarımlarda bulunur, geleceği düşler... Aslında ümidin iki önemli veçhesi vardır. Biri insanın hayal dünyasına yönelik hareket etmesi ve gelecekle ilgili düşüncelerin ve beklentilerin doğmasını sağlayarak insana yaşama sevinci vermesi, diğeri ise, ihtiyaca ulaşmada bir araç olarak varlığını sürdürmesi, kişinin motiv güçlerini harekete geçirmesidir. Ümit bizi hem ötelere taşır, hem de taşıdığı alanı solumamızı sağlar. Yirmili yaşlarda seksenli yaşların güzelliklerini dahi düşleriz, karanlıkta ışığı, susadığımızda suya ulaşmayı düşünürüz. Kimi zaman da, acıları dindirmek için, çözümler üretir, ürettiğimiz çözüme doğru koşmayı hedefleriz. Sıradan hayatımızı monotonluktan çıkarır ve içimizde bir dünya var ederiz. Daha sonra da bu dünyaya açılmaya çalışırız. Kimi yerde düşeriz, kimi yerde kalkarak hedeflerimize ulaşırız. Ümit, bir yoldur, hayatta gerçekleştirebileceğimiz olayları, yaşam tarzlarını davranışa dönüştürmeye götüren bir yol.
Duanın gücü
Yıllar önce bir arkadaşım yaşadığı acı bir olayı anlatırken bu süre içinde sadece dua ettiğini ve umitvar olduğunu söylemişti. Olay şöyleydi:
1980 yılında, aslen Mardinli olan ve ana dil gibi arapça konuşan kuaför arkadaşım, Türkiye‘de tanıştığı arap bir bayanla kuaför salonu açmak üzere Suriye‘ye gitmiş. Fakat kadın bir dolandırıcıymış, onu evine kapatıp, kendi hizmetini yaptırmaya başlamış. Genç kız hakkını savunmak için karşı çıkıp, memlekete geri dönmek istediğini söylediğinde, kadın fedailerine dövdürüyor ve tehdit ediyormuş. Hatta baskıyla ailesine halinden memnun olduğunu ifade eden mektuplar yazdırıyormuş. Beş yıl boyunca bir mahpus hayatı yaşayan bu kız "Beni sadece Allah‘a yaptığım dualar ve kurtulacağıma dair büyüttüğüm umutlar ayakta tuttu, oradan kurtulacağıma dair kuvvetli bir umut yaşıyordum ve bu duygu bana güç veriyordu... sözleriyle dile getiriyordu.1986 yılında alt katta oturan arap komşuya ailesine verilmesi için bir mektup yazıp balkondan atar ve daha sonra aile kendi çabalarıyla bürokratik çevrelere ulaşıp kızlarını Türkiye‘ye getirtirler...
Bu olayı hatırladığımda, hiç fark etmediğimiz umutlarımızın hayatımızdaki önemini düşünür ve umudun bizler için elzem bir ihtiyaç olduğuna inanırım.
Umut bir insanın kuşanabileceği en değerli servettir. Bu serveti kaybedenler, yoksullaşır, yoksunlaşır hatta yalnızlaşırlar...
Ümitlerimiz bizi ayakta tutar
Ümidin en belirgin özelliği, öznel bir yapıya sahip olması, kişinin ruh ve duygu dünyasına göre hareket etmesi ve değişim göstermesidir. Düşünürlerin, alimlerin, aydınların, sanatkarların ümitleri sadece kendi dünyalarıyla sınırlı değildir, adeta bütün insanlığı kuşatacak kadar şumullu ve geniştir. Onlar, ümitlerini sırf kendileri için kurmazlar, aksine, hayallerini, emeklerini ve hayatlarını insanların kurtuluşuna adarlar, ümitlerini öyle büyütürler, insanlığa faydalı ürünler ve eylemler ortaya çıkarırlar. Bu insanların mücadelesi, toplumların davranışlarını, düşüncelerini hatta yaşam tarzlarını değiştirmekte etkilemektedir.
Sözgelimi okuduğu romandan, dinlediği müzikten, takip ettiği liderden etkilenip, kendini değiştirdiğini söyleyenler olduğu gibi, bir aydının, haksızlık karşısında göstermiş olduğu dirençten, hatta canı pahasına inandığı değerleri savunmasından dersler aldığını, belirtenler de vardır.
Ümit bir arayıştır kimi yerde. Olmasını istediğimiz bir şeyin, yaşadığımız bir yoksunluğun önce gölgesini görürüz ruhumuzda sonra ulaşmak için kanat çırparız, bazen ulaşır bazen ufukların gölgesinde takılır kalırız. Ama yine de tutunuruz ümitlerimize, çünkü biliriz ki onsuz olmaz.
Ümit mahrum olduğumuz şeye ulaşırken bize moral aşılayan bir kuvvettir. Özgürlüğe, ekmeğe, sağlığa, merhamete, güvene, dostluğa, huzura ulaşmaya çalışırken ayakları tökezleyenler aşındırırlar ümidin kapısını.
Şeyh Edebali‘nin oğluna nasihatları
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler!
Unutma ki, dünya sandığın kadar büyük değil.
İki parlak güneşe aldanıp sonra da karda, ayazda kavrulup gitme
Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin
Ama bunları nerede nasıl kullanacağını bilmezsen
Sabah rüzgarında savrulur gidersin
Öfken ve benliğin bir olup aklını yener
Daima sabırlı ol ve iradene sahip çık
Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil
Her işin gereğini vaktinde yap
Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma
Gördüğünü söyleme, bildiğini bilme
Sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme
Sevdiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz
Üç kişiye acı
Cahiller arasındaki alime
Zengin iken fakir düşene
Hatırlı iken itibarını kaybedene
Unutma ki, yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değillerdir.
Ulularla düşmanlarını hor görme
Haklı olduğun kavgadan korkma
Bilesin ki, atın iyisine doru yiğidin iyisine deli derler





