İşte o zamanda mutlu mu mutlu bir aile yaşarmış. Aile beş kişilik bir aileymiş; anne, baba ve üç erkek çocuk.

Çocukların adları Recep, Şaban ve Ramazanmış.

Anne ve babanın isimleri ise, Arefe ile Bayram‘mış.

Recep 11, Şaban 13 ve Ramazan 15 yaşındaymış.

Recep, Şaban ve Ramazan birlikte oyun oynamaya bayılırlarmış. Evlerinin yakınında bulunan çimenlik ve çeşmenin etrafında oyun oynamak en büyük eğlenceleriymiş. Yine bir gün güvercin takla, saklambaç, tahta at koşturma oynadıktan sonra yorulmuşlar.

Çeşme başına gelmişler. Recep çeşmeye doğru eğilmiş, avucunu bardak gibi yaparak buz gibi sudan içmeye başlamış. İçer içmez şıp diye ortadan kaybolmuş. Ağabeyleri Şaban ve Ramazan şaşakalmış. Hemen akılları başlarına gelmiş. Onlar da ellerini bardak gibi yapıp, sudan içer içmez şıp diye ortadan kaybolmuşlar.

Su içince ortadan kaybolmuşlar, çünkü her yüzyılda, bir öğlen vakti o çeşmenin suyundan, elini bardak gibi yapıp içenler ortadan kaybolurmuş.

Masal bu ya, üç kardeş ortadan kaybolup zamanda yolculuk yapmışlar. Tekrar görünür olduklarında bir bakmışlar ki, bir çeşme başındalar. Şaşkınlık içindeyken, biraz daha dikkatli bakınca su içtikleri çeşmenin başında olduklarını anlamışlar. Etraflarını dikkatlice incelemeye başlamışlar. Çeşmenin oradan bakınca yüksek yüksek binaları görmüşler. Hayretler içinde kalmışlar. Sol taraflarından bir gürültü gelmiş. Oraya baktıklarında içinde birinin olduğu, birazcık öküz arabasına benzettikleri, kara tekerlekli bir şey görmüşler. Kendilerine doğru gelen şeye doğru yürümüşler. O şey öyle çok duman çıkartıyormuş ki, bunu oldukça garip karşılamışlar. Birden üst taraflarından da büyük bir gürültü gelmiş. Kafalarını kaldırmışlar. Ağızları bir karış açık kalmış. "Ne kadar büyük bir kuş" diye söylenmişler. Gördükleri tabiî ki bir uçakmış. Onlar böyle hayretler içindeyken bir inilti duymuşlar. Biraz dikkat edip, araştırınca kuyruğuna teneke bağlanmış bir kedi görmüşler. Olduğu yerde inleyen kedinin ayağının kırık olduğun tahmin etmişler. Kediyi itinayla yerinden alıp, babalarından öğrendikleri tedavi yöntemlerini kediye uygulamışlar. Kedinin rahatladığını görmüşler.

Onlar da bu işe oldukça sevinmişler.Üç kardeş, yüksek yüksek binaların olduğu yere doğru yürümeye başlamışlar. Ortalık yavaş yavaş kararıyormuş. Yürürlerken kendi zamanlarına nasıl döneceklerini, anne babalarına nasıl kavuşacaklarını düşünüyorlarmış. Şehrin biraz dışına geldiklerinde karşılarına bir cami çıkmış. Caminin iki minaresinin arasında bir yazı asılıymış. "Hoş geldin Ya Ramazan". Babasının İstanbul‘da gittiğinde gördüğü, onlara ballandıra ballandıra anlattığı mahya olduğunu hemen anlamışlar. Babası anlattığında "Keşke biz de İstanbul‘a gidip görsek" diyerek heyecanlı hayaller kurduklarını hatırlamışlar. Bunları düşünürlerken ezan sesini duymuşlar. Hemen camiye doğru koşmuşlar. Aceleyle abdest almışlar. Cemaatle namaza dahil olmuşlar.

Namaz sırasında ağırlık basmış, uyuyakalmışlar. Uyandıklarında başlarında bir adam görmüşler. Kıyafetleri kendi giydiklerine benziyormuş. Çok meraklanmışlar. Onlar hiç konuşmadan adam, başlarından geçeni neredeyse harfi harfine anlatmış. Üç kardeş şaşırdıkça şaşırmış. Hemen ağabey Ramazan sormuş: "Peki nasıl geri döneceğiz?"

Adam, bu soruya cevap vermeden önce, "Siz oruçluydunuz. Unutarak çeşmeden su içtiniz. Demek ki, su size Allah‘ın bir ikramıydı. İçer içmez zamanda yolculuk yaptınız. Başka bir zamana gelmenize rağmen Allah‘ı unutmadınız ve namazınızı kıldınız. O da karşınıza beni çıkardı."

O adam, Allah‘ın sevgili bir kuluymuş.

Üç kardeşin geri nasıl döneceğinin anahtarı ondaymış. Adam yarın akşam çeşmenin başına gitmelerini söylemiş; "Elleriniz bardak gibi yapıp, su içerek orucunuzu orada açın" demiş. Üç kardeş çok ama çok sevinmişler.

O akşam camide kalmışlar. Akşama doğru çeşmenin başına gitmişler. Adamın dediği gibi, ezan okunurken oruçlarını, ellerine bardak gibi yapıp su içerek açmışlar.  Önce en küçük kardeş Recep içmiş. Sonra Şaban, en sonda Ramazan ellerini bardak yapıp su içmişler.

Üç kardeş şıp diye ortadan kaybolmuşlar ve kayboldukları yere geri dönmüşler. Vakit hâlâ öğlenmiş. Hemen eve yönelmişler. Eve geldiklerinde annelerinin iftar için mis kokulu, lezzetli mi lezzetli yemekler yaptığını görmüşler. Tabii başlarından geçeni anlatmamışlar. Hoş anlatsalar da kim inanacakmış ki? Üç kardeş birbirlerine bakarak, tatlı tatlı gülümsemeler içinde akşam babalarının gelmesini beklemeye başlamışlar.

Bu masalda bize düşen hissenin elbette Recep, Şaban ve Ramazan‘ın kıymetini anlamak olduğunu tahmin ettiniz. Başka hisseler de var ama onu da siz düşünün olmaz mı?

Hadi bakalım, gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun.

Demirhan abi‘den

Ramazan masalları

Her hayrın başı, bismillah,

Nasip etti bana Allah,

Tutarım ben de, inşallah,

BİR‘den ta otuza kadar.

Muhabir: Haber Merkezi