Fıkra şöyle: Yeni yetme zenginlerden birisi, bahçesine kocaman bir havuz yaptırdığı saray yavrusu köşküne tanıdığı-tanımadığı herkesi çağırarak büyük bir davet veriyor.
Davetliler bakıyorlar ki havuzda kocaman bir timsah gayet asabî kulaçlarla yüzmekte. Ev sahibi diyor ki, "Büyük fedakarlıklarla yaptırdığım bu havuza, yine büyük fedakarlıklarla Afrika'dan bir timsah getirttim. İçinizde kim, bu havuza atlayarak timsaha yem olmadan karşıya kadar yüzerse ona beş milyon lira vereceğim."
Para güzel fakat risk büyük. Davetliler kendi aralarında bunu tartışırken adamın biri atlıyor suya; timsah da hemen peşine düşüyor. Nefes nefese bir yarış. Timsah tam adamı yakalayıp yiyecekken bizim kahraman yüzücü son bir kulaçla karşıya çıkıyor. Alkışlar, takdir sesleri, bravolar arasında korkudan felce uğramış davetlinin haykırışı duyuluyor,
-Kim itti be beni havuza?
Havuza düşmüşsün veya itilmişsin; yüzeceksin, çare yok!...
Milletin derûnundaki sese kulak vermeli. Onlar evet, askeri vesayet rejimini, hele hele yargının bir kanadında görünür hale gelen zümre oligarşisini tasvib etmiyorlar ama bu esnada ordu gibi, yargı gibi "mülk"ün esasını teşkil eden kurumların da arabulucu dayağı yiyerek süreçten perişan çıkmasını da istemiyorlar. Milletin terkibi bu cümlenin içindeki "ama" bağlacındadır. Onlar esasta evlerinde huzur, tencerelerinde aş, daha iyi bir hayat ve işsizliği öğütecek sağlamlıkta bir ekonomik düzen istiyorlar... Evet, havuzda timsah olabilir, fakat siz yine de "nizâmi" yüzeceksiniz; başka yol yok.
(AHMET TURAN ALKAN / ZAMAN)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



