Beyza Piliç‘in Genel Koordinatörlüğünü ve aynı zamanda Saadet Partisi Hatay İl Başkanlığını yapan Necmettin Çalışkan, "biz tavukçular olarak gazeteciler ile aynı konumda bulunan bir sektörüz. Gazeteciler Türkiye‘nin herhangi bir noktasında baskı yaparlar ve Türkiye‘nin her noktasına günlük olarak anında dağıtım yaparlar. Biz tavukçular da böyleyiz. Türkiye‘nin bir yerinde üretim yapılır ve Türkiye‘nin her yerine dağılır" şeklinde konuştu.
Peki, kuş gribi çerçevesinde veya genel manada hükümet bu ve bundan sonra olabilecek bu tür krizleri yönetebilme becerisi gösterdi mi sizce?
Maalesef. Şöyle bir baktığımızda bir kuş gribi geldi geçti. Etlik üretimi yapan firmalara devletin hiçbir katkısı olmadı. Tek bir katkısı 2006 bütçe disiplinini bozmamak şartı ile Mart‘ta ödememiz gereken vergileri Eylül‘e erteledi. Üç aylık, altı aylık erteleme yaptı. Başka bir şey yok. Kaldı ki, bu ertelenen meblağları da 2006‘nın içinde ödüyoruz. Bir de bizim sektörümüze düşük faizli kredi imkânı verdiler. Bizim gibi prensipli kuruluşlar için faizli kredinin de bir anlamı olmadı. Bir kuruş ne bir af, ne de başka bir katkı gelmedi. Öbür yanda da yumurta sektörüne kısmen destek verdiler.
Kuş gribi herhalde yumurta üreticisini de vurdu?
Tabii, iki vurgun birden oldu. Hem tavukçuluk sektörünü, hem de yumurta sektörünü vurdu.
Diyorsunuz ki, tavukçuluk sektörümüz dünyadaki ilk beş ülkenin içinde. Bu da bize bu sektöre özel bir önem verilmesi gerektiğini gösteriyor. Hükümetten bu meyanda bir ilgi görüyor musunuz?
Şimdi gerçekten, ülkemizin güvenlik ve ekonomiyle ilgili pek çok sıkıntılar ile boğuştuğu bir ortamda kendi sıkıntılarımızı gündeme taşımamız pek hoş görülmüyor. Ama şunu ifade etmeliyim ki; biz tavukçular olarak gazeteciler ile aynı konumda bulunan bir sektörüz. Gazeteciler Türkiye‘nin herhangi bir noktasında baskı yaparlar ve Türkiye‘nin her noktasına günlük olarak anında dağıtım yaparlar. Biz tavukçular da böyleyiz. Türkiye‘nin bir yerinde üretim yapılır ve Türkiye‘nin her yerine dağılır. Mesela bir fırın her gün taze ekmek üretmek zorundadır ama her köye, kasabaya dağıtım yapmak zorunda değildir. Her kasabanın, köyün, mahallenin fırını vardır. Kırmızı et de taze olarak tüketilir ama her köşede bir şekilde beslenir ve kesilir. Belediyelerin mezbahaları vardır. Daha olmazsa kasap koyunu yatırır yere kendisi keser. Tavuk ise yalnızca entegre kesimhanelerde kesilip dağıtılıyor. Biz mesela her gün otuzun üzerinde il‘e, onlarca ilçeye sevkiyat yapıyoruz. Yani çok sistemli çalışıyoruz. 24 saat, 365 gün teyakkuz halinde, büyük fedakârlıklar yaparak çalışıyoruz, onu ifade etmek için bunları söylüyorum. Ama bunun karşılığını göremiyoruz. Mesela kırmızı etin KDV‘si % 1, tavuk ta ise yüzde 8‘dir. Bu kadar büyük krizler geldi geçti, aman bu tavukçuları nasıl düzeltiriz diye konuşuldu, konuşuldu şunu bile düzeltmediler. Bu iki sektörde eşitlik sağlanıp yüzde 1‘e inseydi bu bile çok büyük bir katkı olurdu.
Hükümetin bu iki sektöre yaklaşımını da kıyaslamış oldunuz böylece. Bu durumda kırmızı et sektörünün daha iyi durumda olması gerekmez mi? Halbuki biz biliyoruz ki, kırmızı et hâlâ pahalı ve yanına ulaşılamayacak kadar lüks konumda. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel olarak Türkiye‘de çiftçiliği bitirdiler. Hükümet, iktidara IMF politikalarına kayıtsız şartsız uygulama sözüyle geldi ve maalesef bütün olumsuzluklara rağmen bu sözünde de durdu. IMF politikalarının Türkiye‘deki birinci hedefi, ekonomiyi yabancılaştırmak, sonra da, tarım ve çiftçiliği yok etmektir. Bunların içinde tavukçuluk sektörü de var, kırmızı et sektörü de var, köy tavukçuluğu da var. Dolayısıyla IMF‘nin bitirmekle yükümlü olduğu birinci hedefi, geniş halk kitlelerini etkilemesi bakımından çiftçiliktir. Onun için pancar, tütün üretimi gibi işleri kotalarla ve başka politikalarla bitirdiler. Türkiye‘de şehirliyi bitirmek kolaydır. Maaşları kesiyorum dersin her şey biter. Maaşlar verilmeyince esnaf da iş yapamaz ve her şey biter. Bu bakımdan şehirliyi kontrol etmek, biraz daha kolaydır.
Asıl sıkıntı olan çiftçiyi, köylü kesimi bitirmektir. Onu bitirip, savunmasız hale getirecekler. Bugün bile şehirdeki pek çok aile köyden aldığı desteklerle ayakta durmaktadır. Köyünden kışlık yiyeceğini temin etmektedir. Siz onun bu kaynağını keserseniz, maaşları verseniz bile pek çok şeyi kontrol etme imkânı bulursunuz. Bunlar hesaba, kitaba vurulmamış şeylerdir.
Şimdi biraz da tavuğun kendisini konuşalım isterseniz. Bir gıda olarak siz tavuğa nasıl bakıyorsunuz?
Biz, Türkiye ve dünya için şimdi ve gelecekte tavuğun bir numaralı gıda maddesi olduğunu düşünüyoruz. Tavuk yüksek protein kaynağı olan bir tüketim maddesi. Dolayısıyla Türkiye protein ihtiyacını bu günkü şartlarda en iyi tavukla karşılayabilir.
Zaten geniş halk kitleleri ekonomik sebeplerle, üst gelir grubu da sağlık nedenleri ile tavuk eti tüketmek durumundadır. Türkiye olarak tavuk eti tüketiminde dünyanın çok gerisindeyiz. Honkong‘da kişi başına yıllık 70 kg. tavuk eti tüketiliyor. Amerika‘da 40 kg, Avrupa‘da da en düşük ülkede 20 kg. tüketiliyor. Bizde bu rakam şu anda 12-13 kg. arasında. Bu 6 kg‘a kadar düşmüş durumda idi.
1980‘den bu yana tavuk eti tüketimi yükseliyor. Türkiye en kısa zamanda bu oranı 20 kg.‘a yükseltmek zorunda. Ülkemizde tavuk eti üretimi 1983‘den bu yana yıllık yaklaşık yüzde 13 büyüyerek gelmektedir. Tavuk üretimi bu hızla gelişirken tüketim bu oranda artmadı.
Biz bu rakamın kişi başına 20 kg‘a çıkacağına inanıyoruz. Her geçen gün halk biraz daha bilinçlendikçe, tavuk tüketimine yönelecektir. İnsan sağlığı açısından durum budur. Başka bir ifadeyle; bir ünlü çıkıp dese ki; "Ben güzelliğimi ve gençliğimi tavuk etine borçluyum." Türkiye‘de tavuk eti tüketimi patlaması yaşanır.
Buraya kadar her şey güzel de hiç tavuğun ne yediğini konuşmadık. Tavuklar hangi besinle besleniyor? Yedikleri sağlıklı olmayan tavuk ne kadar sağlıklı olabilir?
Avrupa‘da büyükbaş hayvanlarda bir deli dana hastalığı ortaya çıktı. Bu hastalıkta işin sırrı ne idi? Hayvana doğasına aykırı yem yedirmek. Hayvana doğal ortamlarda yemediği kemik unu vesaireden yapılan yemler verildiği için ortaya adı gibi deli bir hastalık çıktı.
Tavuk üretiminde ise, durum farklıdır. Kamuoyu tavuklar neden hızlı gelişiyor sorusunu soruyor. Bu hayvanların cinsinden kaynaklanıyor. Aslında ekonomik olsa 100 günde 5 kg ağırlığa ulaşır. Yumurta hayvanlarının cinsi farklı. Onlar 100 günde ancak 1,5 kg ağırlığa ulaşır. Bu arada yemin takriben yüzde atmışı mısır, yüzde otuzu soya, yüzde onu da yağ vesairedir.
Biz yemlerimizi kendimiz üretiyoruz. Tavukta insana yiyince zarar verecek böyle bir hastalık şimdiye kadar görülmedi çok şükür. Tavuk doğasına uygun şeyler yiyor.
Her üretici de böyle mi?
Ben öyle olduğunu tahmin ediyorum.
Peki, Beyza Piliç‘in farkı nedir?
Önce bir defa Beyza Piliç tavukları bayıltmadan, elektro şoksuz, kesim yapıyor.
Bayıltılmıyor ne demek?
Bayıltmak şu. Tavuk kesilmeden önce askılara takılıyor. Askılara takıldıktan sonra elektrikli sudan geçirilerek bayıltılıyor. Hayvan bayıltılmış halde kesiliyor. Bizde bu uygulama yok, bayıltmıyoruz.
Niye bayıltmadan kesiyoruz? Çünkü hayvan bayıltıldıktan sonra baygın mı, ölü mü tereddüdü var. Hayvan bayıltılmadığı için vücudundaki kan tazyikle dışarı çıkıyor ve etinde kan kalmıyor böylece daha lezzetli oluyor. Bundan dolayı firemiz biraz fazla oluyor. İkincisi ise her hayvan teker teker elle kesiliyor. Makinenin düğmesine basarak otomatik olarak da kesebilirsiniz. Üçüncüsü, tavuğun tüylerini yolduğumuz suyun ısı derecesi düşüktür. Dördüncüsü de, kesimden sonra da ambalaj safhasına kadar robotlar tarafından el değmeden hazırlanıyor. Robotun biri tüylerini yoluyor, diğeri içini alıyor, bir başkası yıkıyor, diğeri parçalıyor vesaire bütün bu aşamalar el değmeden robotlar tarafından tamamen hijyenik şartlara uygun olarak yapılıyor.
Beyza Piliç bundan başka tavuk ürünleri üretiyor mu?
Şimdilerde ikinci aşamaya geçerek çiğ piliç eti yanında, pişmiş tavuk ürünleri üretmeye de başladık. Tavuk döner, tavuk köfte, tavuk sucuk gibi tavuk ürünleri piyasaya sunuyoruz.
Tüketiciler bu ürünleri nereden alabilirler?
Bu ürünlerimizi Beyza Piliç satış noktalarında satıyoruz. Adana, Hatay, Mersin ve Osmaniye‘de kendi dükkânlarımızda satışa sunuyoruz. Satış noktalarımız aracılığı ile piyasayı tüketici lehine kontrol altında tutmuş oluyoruz. İkinci olarak da bayii ve marketlerde tüketicilerin hizmetine sunuyoruz. Yakın zamanda hem perakende satış noktalarımızı, hem de bayi ağını genişletmeyi planlıyoruz.
Beyza Piliç başka hangi aşamalardan geçiyor?
Beyza Piliç bir entegre tavukçuluk tesisidir. Beyza Piliç Soya tesislerinde, çiftçiden soya fasulyesi alıyor ve yağlı soya üretiyor. Mısır kurutma tesisleri var. Gelen tüm hammaddeleri bünyesinde bulunan laboratuar tahlilinden geçirir. Sonra yem fabrikasında hayvanların yemini üretir. Damızlık çiftliklerinde, kuluçkalık, spermli yumurta üretilir. Buradan kuluçkahaneye gider, orada 21 gün sonra civciv olurlar. Sonra bu civcivler, fason üreticilere gönderilir ki piyasada 200 kadar fason üreticimiz var.
Bu civcivlerin bir kısmı fason üreticilerde, bir kısmı da kendi kümeslerimizde yetişiyor. Kesimhanede kesildikten sonra, özel araçlarla satış noktalarımıza veya marketlere ve bayilerimize servis yapılıyor. Dolayısıyla ürünlerimiz, vatandaşın sofrasına ulaşıncaya kadar her şey kontrol altında ve şirket bünyesinde gerçekleşiyor. Entegre tavukçuluk da budur.
Bizim bir farkımız da pazarlamadadır. Üretici firmalar her ilde bir ana bayie ürünlerini verirler, arkasına karışmazlar. Biz ise perakende satışı da yaparak ürünleri son noktaya kadar kontrol ediyoruz.
Bunun tüketici açısından nasıl bir faydası var?
Bir kere miadı dolmuş, soğuk zincirde muhafaza edilmemiş ürünleri tüketiciye vermiyoruz. Kötü ve yetersiz ortamlarda satışa arz edilen ürünler, kısa zamanda kalite kaybına uğruyor.
Biz kendi satış noktalarımızı sürekli denetliyoruz. Bayide satışa sunulan malın hangi şartlar altında tüketiciye sunulduğunu kontrol şansı yok. İkincisi piyasada fahiş fiyatların oluşmasına engel oluyoruz. Üçüncüsü tüketici kendisini daha bir güvende hissediyor, problemini direk iletiyor.
Siz çok genç yaşınıza rağmen Saadet Partisi Hatay İl Başkanısınız. Bu kadar yoğun telaş arasında siyasi çalışmalara nasıl zaman ayırabiliyorsunuz?
Görevimizin manevi sorumluluğu içerisinde hareket etmek zorundayız.
Tavukların namus anlayışı
Necmettin Çalışkan Bey damızlık çiftliğinde bulunduğumuz sürece bize tavuk ve tavukçulukla ilgili pek çok bilgi aktardı. Bunlardan bize en ilginç gelenini sizlerle paylaşalım istedik.
Bir kümeste bine yakın damızlık tavuk bulunuyor. Tavuklar damızlık olduğu için yumurtaların mutlaka spermli olmaları şart. Bunun için de tavukların içinde belli sayıda horoz bulunuyor.
Bu horozlar bu kadar tavuk içinden kendilerine tam sekiz tavukluk harem kuruyorlar. Daha fazla değil. Bu sekiz tavuğun yumurtalarını döllemek bir horozun görevi. Burada ilginç olan şey şudur. Bu kadar çok horoz ve tavuğun bir arada yaşadığı kümeste horozlar ve tavuklar başka horoz ve tavuklara göz koymuyorlar.
Her zaman aynı sekiz tavuğun verdiği yumurtayı aynı bir tek horoz döllendiriyor.
Bu hiçbir zaman ve asla değişmiyor. Onun için de tavukların bile neseplerinin tutulması mümkün. Tavukların neseplerinin temizliğine bu kadar dikkat etmeleri ne kadar güzel değil mi?




