Çocuklara, gençlere ‘tatilde nereye gitmek istersin?‘ diye sorulduğunda alınacak ilk cevap belli; deniz. Kumsalda oynamak, denizde yüzmek, sahilde yürüyüş yapmak neredeyse tüm çocukların hatta erişkinlerin genel talebi. Ancak dikkatli olunmadığı takdirde tatil arkasında onarılmaz derin yaralar ve travmalar bırakabiliyor. Peki ne tür önlemler almak lazım? Beyin Cerrahı Mustafa Karalar arkadaşımız Adnan Öksüz‘e tatildeki tuzakları ve alınması gereken tedbirleri omurilik maketi üzerinde anlattı...
Tatile çıkmak, bir yılın üzerimizdeki yorgunluğunu şöyle bir atmak, ailemizle birlikte stresten ve bizi yoran tüm faaliyetlerden bir nebze de olsa uzak kalmak hepimizin hayallerini süslüyor. Gel gör ki kazın ayağı hiç de öyle değil. Birinci soru; nereye ve nasıl? İkincisi hadi gideceğiniz mekanı belirlediniz, sizi orada nasıl bir ortam bekliyor? Öyle ya, yağmurdan kaçarken doluya da tutulmak var. İşin latifesi bir yana, okulların tatil olmasının ardından eğlence mekanlarında üst üste gelen ölümler tatile yönelik bazı hesapların da yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılıyor. Özellikle kıyı bölgelerinde... Denize en sağlıklı şekilde nasıl girilir? Yüzerken dikkat edilmesi gereken hususlar ne? Denizde bir sorunla karşılaştığımızda ne yapmalıyız? Bunların da ötesinde tatil dediğimizde neden ilk akla gelen deniz oluyor; ‘alternatif tatil‘ anlayışı ne kadar biliniyor?
Tüm bu soruları uzman bir doktora, Beyin Cerrahı Operatör Dr. Mustafa Karalar‘a sorduk.
Tatile çıkan ya da çıkmakta olan ailelere genel bir uyarı yapmak gerekirse neler söylemek lazım?
Okulların da tatil olması ve yaz sezonuna girmiş olmakla birlikte tatil beldelerine gidişin sayısı arttı. Bu vesileyle trafik kazaları maalesef artış gösterebiliyor. Trafik kazalarının birçok sebebi var; sürücülerin uykusuz olması, aşırı sürat yapmaları, alkol kullanmaları, gerekli tedbirleri almamış olması... Bunlar zaten bilinen klasik kurallar... Ancak biz olayın bir de tıbbi boyutundan meseleye baktığımızda, özellikle araç içinde emniyet kemerinin bağlı bulunmasının oluşabilecek hasarları önlemesi açısından yahut oluşabilecek hasarların minimalize olması açısından son derece önemli olduğunu belirtmekte yarar var.
Bir tatil beldesinde ya da evde gece yatarken yaz kazaları diyebileceğimiz hangi riskler söz konusu?
Ailelerimiz yaz mevsiminde serinlik olması açısından yatarken pencerelerini ve balkon kapılarını açarak uyumayı tercih ediyorlar. Bunun sonucu olarak malum ısı değişikliğinin yansıması olarak sabah yataklarından kalktıklarında şiddetli bir boyun ve sırt ağrısıyla karşı karşıya kalabilirler. Bu şekilde tutulmaların, kas kramplarının, kas ağrılarının olmaması açısından yatarken balkon ve pencerelerin kapalı tutulması hayati derecede önemli. Gribal enfeksiyonu, kalp yolu enfeksiyonu, solunum enfeksiyonu olabilir. Ayrıca nöroşirurji açısından hastalara baktığımızda bel ağrıları, boyun ağrılarının oluşmasında aşırı terliyken kapı ve pencereyi açmak ya da klimayı açık olarak unutmak bu türden komplikasyonlara sebep olabiliyor. Balkon kapısı ve pencerelerin kontrolsüz bir şekilde açık tutulmasının yetişkinler üzerindeki olumsuz etkilerinin dışında daha dramatik bir sonucu daha var; Allah korusun çocukların pencereden ya da balkondan sarkarak düşmeleri. Çok ciddi kafa ve omurilik yaralanmalarına bu şekilde kliniklerimizde sıkça rastlıyoruz.
Klimaların olumsuzluklarından bahsettiniz. Hangi durumlarda klimalar zararlı?
Klimadan kaynaklı rahatsızlıklara yaz mevsiminde çok karşılaşıyoruz. Sadece yatarken de değil; seyahat ederken araçlarımızda ya da ofisimizde klimanın sirküle ettiği havanın direk vücuda yansımamasına dikkat etmek lazım. Bunun ikinci bir riski de şu; bulunduğunuz ortam serin bir ortam oluyor, vücut bu serin ortama alıştıktan sonra aniden dışarı çıktığınızda dışarıdaki ani ısı artışıyla bir dengesizlik yaşanabilir.
Geçtiğimiz günlerde lunaparklardaki gondol ve benzeri eğlence aparatlarından düşen iki kişi hayatını kaybetti. Buralarda ne türden önlemler almak lazım? Bir de son dönemde yaygınlaşan go kart oyunlarında nelere dikkat etmek gerekir?
Malum ilk ve orta öğretimdeki 10 milyon çocuk tatile girdi. Parklarda, eğlence alanlarında tatilin tadını çıkarmaya çalışıyorlar. Son hafta içinde bize çok sayıda yüksekten düşmeye bağlı olarak yumuşak doku hasarlı çocuk başvurdu. İşte ağaca çıkmış yüksekten düşmüş, ya da yüksek bir yerden aşağı atlamış... Oyun alanlarında ise salıncakların kaydırakların kontrol edilmesi ve tedbirlerin alınması gerekir. Son dönemde yaygınlaşan ve bir nevi sürat denemesi yapılan go kart oyunlarında sürücülerin mutlaka kask takması hayati derecede önemli. Kaskın takılmaması durumunda olabilecek kazalarda özellikle baş boyun yaralanmaları, kafa travmaları, omurilik zedelenmeleri hatta ölümle sonuçlanan go kart kazaları olabiliyor.
YÜZERKEN ÖLÜMCÜL KAZALARA DİKKAT!
Gelelim deniz kenarlarına, sahillere... Bavulunu toplayanlar bugünlerde soluğu deniz kenarlarında alıyor. Ya kendisine en yakın bir plaja ya da durumu daha iyi ise tatil beldelerine gidiyorlar. Denizde sağlık ya da sağlıklı deniz dediğimizde nasıl bir tablo karşımıza çıkmalı?
Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte halk deniz kenarlarına akın ediyor, serinlemek için. Serinlemek güzel elbette. Ancak özellikle güneşin dik ve aktif olarak tesir ettiği dönemlerde cilt hasarı açısından dikkatli olunması lazım. Cildi hassas olanlarda yanıklığa varan hasarlar ve rahatsızlıklar meydana getirebiliyor böyle bir ortam. Yanık olması demek vücudun sıvı kaybetmesi demek. Zaten sıcakların etkisiyle buharlaşma yoluyla vücudumuz sıvı kaybediyor. Sıvı elektrolit dengesizliği dediğimiz, su ve tuz dengesizliği dediğimiz durumlar kişilere hayati problemler oluşturabiliyor. Örneğin, şuur bulanıklığı, şuur bozukluğu ve hatta komaya kadar götürebilen bir sonuca kadar götürebilir böyle bir dengesizlik. Gölgede durmak ve güneşe direk temas etmemek gerekiyor. Uzun süre güneşin altında kalmamak lazım. Kimileri sadece baş bölgesini güneşten koruyor bu da doğru değil, vücudun tümünü güneşin en etkili olduğu zamanlarda korumak gerekiyor. Yaz mevsiminde kalp damar rahatsızlıklarına kadar giden süreçler bu şekilde yaşanıyor.
Biliyorsunuz gençler, çocuklar hatta yetişkinler önlerinde denizi gördüğünde kimi zaman ne yapacağını şaşırıyor. Denize yüksekten değişik atlamalar yapıyorlar, mesela çivileme gibi. Bunların bir sakıncası var mı?
Var elbette. Örneğin bilmediğiniz bir bölgede denize bahsettiğiniz şekilde atladığınızda boyun kırılmaları, boyun bölgesindeki omuriliklerin zedelenmesine yol açabilirsiniz. Ve bu bölgedeki omurilik hasarlanması ölümcül sonuçlara sebebiyet verebiliyor. Bu gibi durumlarda kişilerin solunum merkezinin etkilenmesi sonucunda spontan dediğimiz kendiliğinden solunumunun ortadan kalkmasına bağlı olarak ‘ömür boyu solunum cihazına bağlı yaşamaya‘ mecbur kalan hastalarımızla karşılaşıyoruz. Kolu ve bacağı tutmayan, felç olan kişiler söz konusu olabiliyor. Ya da sakat kalan hastalarımız olabiliyor. Bu şekilde yatalak olanlar var. Onun için denize girerken atlama pozisyonlarına çok dikkat etmek lazım. Derinliğini tam olarak bilmediğiniz, sığ bir bölgede denize kafa üstü atladığınız zaman direk kuma çakılma söz konusu olabilir. Sert bir zemine yüksekten düşme ile eşdeğerdir denize böyle bir atlama şekli. Bu şekilde atlamalarda biz hekimlerin önüne kol bacak kırılmaları fazla gelmez. Ancak, tekrar etmek gerekirse boyun bölgelerindeki omurilik kopmaları, omurilik zedelenmesi, sinir kopması ya da sinirlerin zedelenmesi, solunum merkezinin etkilenmesi şeklinde sonuçlarla maalesef karşılaşıyoruz.
Peki bir hekim olarak sizce en sağlıklı yüzme şekli nedir?
Yüzme, vücudun büyük oranda bütün kaslarını devreye soktuğumuz bir egzersiz. Biz belki farkında değiliz ama yüzme esnasında kasların gevşeyip kasılmalarıyla bir rahatlama olur. Kan dolaşımını ve sirkülasyonunu dengede tutan bir spordur yüzme. Yürüyüşte de aynı espri söz konusu. Yüzüstü ya da sırt üstü şeklindeki yüzmelerde sırt ve bacak kasları güçlenir. Yüzme eklemlerin hareketliliğini sağlayarak eklem sertliğini önler. Zamanında ve uygun şekliyle yapılırsa... Gençler denizde biraz da arkadaşlarına ya da çevrelerine amiyane tabirle hava atmak için ters takla olsun ya da başka birtakım hareketlerle kendilerini göstermek istiyorlar. Ama sonuç çoğu kez hayal kırıklığı olabiliyor. Bu konuda gençlerimizi uyarmak lazım.
DENİZDE İLK MÜDAHALE NASIL OLMALI?
Yüzmeye başlamadan önce nasıl bir hazırlık aşaması gerekiyor? Hep deniliyor ki, yüzmeden önce aman az yiyin...
Yediğimiz yemeklerin midede sindirilmesi, midenin aktif olarak çalışabilmesi, yediklerimizi öğütebilmesi için o bölgeye kan hücum eder, kan stoklar. Dolayısıyla kaslarımız ve damarlarımızdaki, böbreklerimiz ve beynimizdeki ve diğer bölgelerimizdeki kan o an itibariyle mide bölgesinde yoğunlaşır. Yüzme sırasında efor sarf edeceğimiz için diğer bölgelerimizi daha rantabl çalıştırmamız açısından oksijen ve kandan faydalanabilmemiz için ağır yemekler yememek gerekir. Yüzmeye başlamadan önce ısınma hareketleri de yapmak lazım. Bu kan dolaşımını artırır. Kaslardaki kasılmaları giderir.
Denize açıldınız ve hiç ummadığınız anda kramp girdi. Ne yapmak lazım?
Kramp bir doku spazmıdır. Kramp esnasında doku kasılır, ani ve şiddetli ağrıya yol açar. Yaygın bir kramp çeşidi uyku sırasında baldır adalelerinde meydana gelir. Fazla yüklenme, incinme, adale zorlanması (gerilmesi) veya uzun süre aynı pozisyonda kalmak da adale kramplarına yol açabilir. Bunlar sıklıkla, sıcak havada oynanan spor karşılaşmalarında aşırı yorulan ve susuz kalan sporcularda görülebilir. Denizde kramp girdiği takdirde öncelikle yapmamız gereken sakin olmak. Sonrasında da yine panik yapmadan sırtüstü yüzerek sahile ulaşmak. Yakınlarda bir arkadaşımız varsa kasılan kasın gevşetilmesi için yardım isteyebiliriz. Kendimiz de bunu yapabiliriz. Kramp sırasında panik yapmamak en önemli davranış biçimi olmalıdır. İşte tam da bu noktada denizde fazla açılmanın sakıncası da ortaya çıkıyor. Çünkü denizde fazla açılmak demek fazla efor sarfetmeyi gerektirir.
‘Yeteri kadar dezenfekte edilmeyen havuzlarda göz ve cilt hastalıkları kadar beyni etkileyen rahatsızlıklara varan sonuçlara yol açabiliyor‘ deniliyor. Doğru mu bu?
Çok doğru. Çok iyi devir daimi, çok iyi su değişimi ve çok iyi sterilizasyonu olmayan havuzlar tüm bu hastalıklara sebebiyet verebilir. Su ile temas eden gözlerimiz ve cildimiz bu alanda çok hassas... Hatta bu arada bir miktar su da yutulabilir. Ama suyun temiz olması kadar havuza girenlerin de gerekli testlerinin yapılması lazım. Siz ne kadar dikkat ederseniz edin bir başka havuz arkadaşınızın taşıdığı bir cilt hastalığı ya da başka bulaşıcı bir hastalığı da önemsenmeli. Havuzdan önce duş almak şart. Birtakım mikroplar kan beyin bariyeri dediğimiz duvarı aşabilirse beyinde mikrobik birtakım apselere, beyin zarı hasarına neden olabilirler. Bunlar ölümcül bile olabilir.
Yüzerken bir sağlık problemi ile karşılaşan, boğulma tehlikesi geçiren biri için ilk yapılması gereken müdahale nedir?
Öncelikle orada görevli yetkili sağlık elemanlarının müdahalesi gerekir. Olay anında yapılması gerekenler var. Sonrasında da en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırmak lazım. Soğukkanlı olmak ve panik yapmadan müdahale şart. Bir sürahiden suyu boşaltma mekanizmasını göz önünde bulundurarak çocuğun ya da erişkinin ayaklarından kaldırılarak suyu boşaltmak gerekiyor. Ama bu arada da çok dikkat edilmesi gereken bir şey var; midesine kaçmış olan suyu kusturarak dışarıya çıkarmak isterken tam da bu esnada o suyun bu defa gırtlak yoluyla akciğerlere gerisin geriye dolmasına da sebebiyet verebilirsiniz. Onun için çok dikkat etmek lazım.
KALABALIK YERİNE SAKİN BİR ORTAM
Genelde tatil mekanlarında, özellikle de kıyı bölgelerindeki tatil beldelerinde hangi sağlık standartlarının olması lazım sizce?
İnsanlarımız neden tatile giderler? Özellikle büyük metropollerde yıl boyunca biriken stres ve yorgunluğu bir nebze de olsa üzerinden atmak ve uzak kalmak için her şeyden önce sessiz ortamlara ihtiyaç var. Ama tam tersi bazı tatil beldelerimizde özellikle yüksek desibelle çalan müzikler vardır ki -belki bu pek çok kişinin dikkatini çekmeyen bir şey- bu sesler dinlenmeden öte insanı rahatsız eder, beyni yorar. Ve hatta huzursuz eder. Kişinin yaşam kalitesini aksi yönde etkileyen yan unsurları bünyesinde barındıran bir durum. Daha çok yorgunluğa sebep oluyor. Yüksek desibel içeren müzikten uzak, oksijeni bol, ormanı olan bölgeleri tercih etmek en iyisi. Tatil beldelerinde bir sorunla karşılaşıldığında anında müdahale edebilecek yeterli bilgi ve donanıma sahip sağlık ekibinin olup olmadığına dikkat etmek gerekiyor. Problem çıktığı takdirde hastayı sağlık kuruluşuna ulaştırabilecek, transportunu sağlayabilecek tam donanımlı ambülansının olması lazım. Ve bu konuda da misafirlerin aydınlatılması lazım. Maalesef bu konularda bilgi pek verilmez. Genelde bunlar unutuluyor. Tanıtım broşürlerinde havuzlardan, odalardan, yemeklerden, eğlence mekanlarından söz edilir. Ama herhangi bir sağlık problemi ile karşılaşıldığında kime ve nasıl müracaat edilmesi hususunda pek bilgi verilmez.
Deniz kenarlarında ve tatil beldelerinde spesifik olarak çocuklarla ilgili ne tür önlemler almak lazım, nelere dikkat etmek gerekir?
Bir kez çocuğun çocuk olduğunu unutmamamız lazım. Çocuk, çocuk olma hakkını kullanır. Çocuklara fazla sorumluluk vermeksizin ana sorumluluğun ebeveynlerde olduğunu hatırlatmak isterim. Sadece deniz kenarlarında da değil başka alanlarda bir akrep sokması olabilir, bir haşere zarar verebilir. Çünkü tatil deyince sadece deniz akla gelmemesi lazım. Sokulan bölgeden aktarılan zehirin vücuda yayılmasını önlemek için o bölgeye hemen turnike uygulanması, ama bu turnikenin de uzun süre kalmaması gerekir. Bu kez normal kan akışını da engellemiş olursunuz. Bağlayacak bir şey bulunamazsa atlet gömlek yırtılarak turnike olarak kullanmak lazım.
Son sorum genel tatil anlayışımızla ilgili... Aslında yaz mevsiminde yüksek yerler serin ve püfür püfür eserken, kışları da kıyı bölgeleri daha ılıman. Oysa biz tam tersini yapıyoruz. Yazın denize iniyor, kışın dağlara çıkıyoruz. Bir hekim gözüyle bu paradoksa ne diyorsunuz...
Aslında bu biraz da tatil kültürü dediğimiz olayla ilgili. Ormanların bol olduğu mekanlarda yaylaların ve suların bol olduğu ortamlarda bulunmak teneffüs ettiğimiz havanın kalitesi açısından tutun da dinginliğe kadar insanı rahatlatan unsurlar. Yeri gelmişken şunu da ifade etmek isterim; hayvanlar üzerinde yapılan bir deneyin sonuçları var. Belli bir ses düzeyinin üzerindeki ortamlarda yaşayan hayvanlar üzerinde yapılan incelemede görülüyor ki, bu hayvanların tüyleri dökülüyor, beslenme düzenleri bozuluyor, cinsiyet hormonları olumsuz anlamda farklılaşıyor ve birbirlerine zarar verecek kadar huzursuz oluyorlar. Bu çok doğru. Gürültülü, huzur bozucu ortamlar yerine sessizliği tercih etmek lazım.




