Eğer bir ordu, bir muz cumhuriyetinin çeteden bozma silahlı gücü değilse, o zaman sağlam bir bürokratik yapısı vardır ve bu yapı sayesinde daima hazırlıklıdır. Ne demek hazırlıklı olmak? Asker için dost devlet yoktur. Daima potansiyel tehlikeler vardır. Hayali bir örnek vereyim: Bulgaristan küçük bir ülke...
Eskiden Sovyetler Birliği‘nin himayesinde olduğu için Ankara‘nın canını sıkan şeyler yapabiliyordu. Tabii Genelkurmay da Bulgaristan‘a ilişkin, ‘işgal‘ ve ‘savunma‘ planları geliştiriyordu. Yani Bulgaristan‘a saldırmak gerekirse ne yapacağız, o bize saldırırsa kendimizi nasıl savunacağız? Derken Sovyetler çöktü. Bir süre sonra da Bulgaristan, Avrupa Birliği‘ne girdi. AB değerlerini benimsedi.
Peki, bu durumda, Genelkurmay, Bulgaristan‘a ilişkin planları ne yaptı? Çöpe mi attı? Asla! Planlar gözden geçirildi ve yeni duruma uyarlanarak tekrar rafa kaldırıldı. Niye? Çünkü askerler, komşu ülkelerin rejimlerini önemsemez. Şöyle düşünürler:
‘Bugün demokrasiyle yönetiliyor ama ya öbür gün çılgın bir diktatörün eline geçerse?‘ İşte bu yüzden askerler, diğer ülkeleri, rejimleriyle değil, ellerinde bulunan silahlarla değerlendirir. Örneğin şimdilerde Suriye ile aramız çok iyi. Vize bile kalktı. Ama bugün Suriye, Ankara‘yı vuracak menzile sahip üç beş tane füze alsın... ‘Suriye Dosyası‘ anında indirilir ve yeni duruma göre güncellenir.
Yukarıda anlattıklarım olağan bir faaliyettir. Her ciddi ordu bunu yapıyor. Bizimkinin sorunu ise benzeri bir planlamayı, kendi toplumuna yönelik olarak da yapmasında...





