Günümüz çocukları bir tür narsizm çemberi etrafında dönüyorlar. İstediği her şey anında olan ve hiçbir sınır tanımayan çocuklar, büyüdüklerinde de bu sürecin devam etmesini istiyorlar.

Özellikle anneler "çocuğum mutlu olsun, çocuğumun içinde kalmasın" düşüncesiyle çocuğun her istediğini yerine getiriyorlar. Ancak istediği her şeyi elde eden çocuk mutlu olamıyor aksine doyumsuz biri oluyor. Bu kapsamda yapılan araştırmalar narsizim günümüz nesillerinde daha sık görüldüğünü gösteriyor. Çünkü kural koymayan, çocuğun istediği her şeyi yapan günümüz ailelerinin çocuklarında narsistik kişilik yapısı gelişebiliyor. Özellikle Batı toplumlarında neredeyse beş kişiden birinde narsistik davranışlar görülebiliyor.

Aşırı katı ve kuralcılık çocuğun güven duygusunu zedelediği gibi aşırı hoş görü de narsistik kişiliğe sebebiyet verebiliyor. Aşırı hoş görülü aileler, kural ve sınır koymazlar, çocuklarının istediği her şeyi yerine getirmeye çalışırlar. Aile burada çocuğu aşırı ilgiye boğmakta ve sen istediğin her şeyi yapma hakkına sahipsin duygusu vermektedir. Burada aile çocuğun benliğini keşfedeceği yerde ona yanlış bir benlik algısı empoze ediyor. Tamam, anne sevgisini göstermeli ancak dur diyeceği yerde de çocuğa dur diyebilmelidir.

Evin prensesi

Son yıllarda Batı kaynaklı eğitim kitaplarının dilimize çevrilmesi ve bu toplumlar için hazırlanan eğitim metotlarının hiç sorgulanmadan kabul edilmesi bazı sorunlara neden oldu. Çünkü bizler doku olarak farklı bir toplumuz ve bu insanlar için hazırlanan metotlar bizim toplumumuza uymayabiliyor.

Bu kaynaklardan beslenen aile, çocuğa durması gereken noktayı göstermediğinden bu çocuklar ileride bencil ve doyumsuz oluyorlar. Yani bu ailelerde büyüyen çocuğun her istediği olur, çocuk ailenin prensesidir ve bir dediği iki edilmemelidir. Bu çocuklar bir süre sonra hiçbir sınır tanımamaya ve sorumluluk almamaya başlıyorlar. Çünkü çocuk istediği her şeye hazır ulaşıyor ve evin prensesi olarak lanse ediliyor. Ancak, dış dünyaya açıldığında bunun sakıncalarını yaşamaya başlıyor. Paylaşmayı sevmediğinden arkadaş edinemiyor ve grup içine giremiyor. Bu çocuklar dış dünyada yalnız kalıyorlar. Çocuk burada bir taraftan bencilliğini korumaya çalışırken diğer taraftan evdeki ilgiyi aramaya koyuluyor. Oysa dış dünyada almak ve vermek eşit miktarda devam ediyor ve verdiğiniz sürece alabilirsiniz.

Dış dünyada tutunamayan, bu çocukları ileride derin bir yalnızlık bekliyor. Sürekli alıcı olarak yaşadıklarından ve dünyanın kendi etraflarında dönmesini beklediklerinden kapalı bir kutu gibidirler. Bir süre sonra insanlardan tamamen koparlar sadece kendilerini sevmeye ve kendilerine odaklanmaya başlarlar. Evdeki prens ya da prenses imgesini hayallerinde sürdürmeye karar verirler. Oysa onların prens olduğundan kimsenin haberi yoktur çünkü bu çocuklar grup tarafından dışlanmakta arkadaşları tarafından kabul görmemektedir.

Anne babalar çocuklarına sevgilerini göstermelidirler ancak bunun da bir ölçüsünün olduğunu bilmeli ve sevginin de ilginin de dozunu iyi ayarlamalıdırlar. Yoksa yalnız, umutsuz ve kendine yetemeyen çocuklar ortaya çıkabilir.

Muhabir: Haber Merkezi