Palevî silsilesinin ilk basamağını oluşturan ve Şeyh Said-i Palevî‘nin dedesi olan Şeyh Ali Sebti hazretlerinin Anadolu‘da temellerini attığı (ve halifeleri kanalıyla manevi bir hizmet zinciri oluşturarak bütün bir Anadoluya yaydığı) tasavvuf ağırlıklı tebliğ ve irşat hareketi, Şeyh Said-i Palevî döneminde bir kıyam hareketine dönüşmüştür. Bilindiği gibi Şeyh Said-i Palevî, haksızlığa ve zulme karşı inancın gerektirdiği bir refleksle ortaya çıkmış ve aldığı riskin bedelini ödemiştir. Ödediği bu bedelle de toplum nezdinde siyasi ve sosyal bir ayrıcalık kazanmıştır.
Günümüz toplumunun İslamî hayatının siyasi ve sosyal boyutuna da önemli bir katkı sağlamıştır. Oğulları Şeyh Ali Rıza ve Şeyh Salahaddin Efendi döneminde yapılan tebliğ ve irşat çalışmalarıyla da toplumun yeniden uyanışına ve İslam‘ın toplum üzerinde inkişafına çalışılmış ve toplum içindeki İslamî ve tasavvufi temeller güçlendirilmiştir.
Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi Allah‘a hamd, halkının en hayırlısı Resulüne salat u selam, onun âline ve ashabına selam ile...
Bütün Müslümanlar ve bu arada Palevî müridlerinin de malumu olsun ki, Şeyh Salahaddin b. Said-i Palevi başta olmak üzere daha önceki mürşidlerin, hayatta iken Allah yolunda yapmış oldukları tebliğ ve irşat çalışmaları, manevi hizmetleri o gün ne kadar güçlü idiyse ölümlerinden sonra bugün de o derece güçlüdür ve nüfuz sahibidir. Onların Allah‘ın izniyle yapmış oldukları İslâmî, tasavvufî ve diğer hayırlı çalışmaları, onların manevi işaretleri ile vekili tarafından aynı istikamette devam ettirilmektedir. Ölümlerinden sonra da onların yapmış oldukları hayırlı hizmetlerin bu kadar güçlü bir şekilde devam etmesi akılları hayrete düşürmektedir. Şeyh Salahaddin Efendi‘nin halifesi Muhammed Said Efendi de ondan almış olduğu ruhanî feyiz ve manevi emirle, vaaz ve irşat faaliyetlerini, rehberliğini, tebliğini, istikamet-i tarikini onun yolu doğrultusunda tesirli bir şekilde devam ettirmektedir. Malumdur ki Şeyh Salahaddin Efendi zü‘l-cenaheyn olup hem ilim ve hem de tasavvufta mürşit idi. Bugün Müslümanlardan ve hassaten tabiilerden istenen şudur ki vekilin sözlerine kulak versinler, onun açıklamalarına can u gönülden itibar etsinler. Onun manevi izin ve işaretlerle tefsirini yapmış olduğu ayetlerle ilgili sözlerini yaşantılarında icra etsinler.
Bu mesaj ve tebliğleri, tabi olan herkes kemal-i ciddiyetle dinlemeli, tatbik ve tebliğ etmelidirler. Ayrıca bunların gerek Kürt, gerek Türk, gerek Zaza diğer bütün insanlara ulaştırılması için ciddi gayret sarf etmelidirler.
Şeyh Muhammed Said es-Sedidî el-Palevî ise deccalizm (batılı hak suretinde enjekte etme) sürecinin işlediği, fitne ve fesatlarla kafaların karıştırıldığı, yanlış anlama ve yanlış anlaşılmaların yaygınlaştığı, sunî düşmanlıkların üretildiği bir ortamda mutedil duruşu ve ortaya koyduğu itidal çizgisi tecdidî bir misyon oluşturmuştur. Bu misyonun temsilcisi olan Şeyh Muhammed Said Efendi, ilmî icazetini Şeyh Ali Rıza Kolhisarî‘den, tasavvufî icazetini ise babası Şeyh Salahaddin Efendi‘den almıştır ve şu anda silsilenin tek ve son temsilcisi durumundadır.
Şeyh Muhammed Said Efendi, tebliğ ve mesajlarında, özellikle doğru anlaşılmayı hedefleyerek aradaki ihtilaf ve düşmanlıklardan ziyade topluma şefkat ve merhamet çizgisinin gerektirdiği bir anlayışla yaklaşmaya çalışmaktadır. Muhammed Said Efendi‘nin "itidal çizgisi" tecdidî bir hareket olup, siyasi ve sosyal anlamda toplumda yanlış anlaşılmaların giderilmesine ve karşılıklı bir anlayış ortamının tesisine matuftur.
Muhammed Said Efendi, dini yaşayış ve uygulamaya karşı beliren tehlikenin izalesine yönelik olarak, dinin maslahatına en uygun hareket biçimini belirlerken, bu doğrultuda itidal çizgisinin gerekliliğine önemle vurgu yapmaktadır.
M. Said Efendi, günümüz fitne ve fesad ortamında, kavganın tarafı değil barışın tarafı ve temsilcisi olarak tavsiyelerini sunmaktadır. Küfür ve zulüm dalgasının her yeri istila ettiği, fitne fesadın ortalığı kapladığı, toplumun dini anlayışının bulandırıldığı ve temsil noktalarının şaibeli hale getirildiği, hakla batılın birbirine karıştırılarak insanların türlü türlü şüphelere duçar edilerek dinden uzaklaştırıldığı bu Ahir zamanda, M. Said Efendi mutedil bir çizgi doğrultusunda, toplumu şefkat ve merhametle Allah‘ın dinine ve Resulü‘nün Sünneti‘ne döndürmeye çalışmakla tecdid hareketini sürdürmektedir.
İslam‘ın bize verdiği merhamet ve şefkati, toplumda iyi ve kötünün ayrışması, doğru ve yanlışın belirginleşmesi, iyi ve iyi olmak isteyenlerin deccalizmin malzemesi olmaması için M. Said Efendi eminlik ve güvenirlik alt yapısına sahip, her türlü şaibeden uzak mutedil bir çizgi takip ederek mesajlarını sunmaktadır.
Bu itidal çizgisi, itikadî bir noktadan başlayıp, amelî, siyasî, sosyal, hayatın bütün vechelerini şamildir.
M. Said Efendi‘nin Bu Doğrultudaki Mesajları:
Ey İslam camiasının tüm fertleri! Sizleri bağrıma basarak sevgi ve muhabbetlerimi, selam ve dualarımı iletir, Cenab-ı Hakk‘tan, din-i mübinin tüm dünyaya yayılışını ve inkişafını temenni ve niyaz ederim. "Allah katında din İslam‘dır" ve tatbik edilmesi Allah‘ın bir emridir.
Dinin esasına taalluk eden temel prensipler vahye dayanan bütün dinlerde aynıdır. Değişiklikler daha ziyade ibadetler ve beşerî münasebetler konusunda olup, bu değişiklikler insan topluluklarının tekamül etmiş olmasının bir sonucudur. Âl-i İmran suresinin 84. ayetinden anlaşılacağı üzere İslam dini, daha önceki peygamberlere gönderilen ve esasa taalluk eden dinî prensipler bakımından kendisine aykırı olmayan bütün hak dinleri kabul eder. Ancak İslam dini, ilahi dinler zincirinin son halkası ve devrinin insanlığının manevi ahlakı ve içtimai ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan yegâne din olduğundan İslam geldikten sonra ondan gayrı bir din tanıyan, bir yol tutan kimsenin bu tutumuyla İslam‘a aykırı davranmış olduğu aşikârdır. Şu halde onun tutuğu bu dinin ve bu yolun İslam dini nezdinde bir geçerliliği olamaz.
"Lev-lâke lev-lâke lemâ halaktul eflak" kâinatın, hürmetine yaratıldığı Peygamber (s.a.v)‘in dahi bu din için çektiği bunca sıkıntı ve ızdırap ortadayken, bugün dine karşı ilgisizliğin ve zafiyetin gençler arasında yayıldığını ve bunun neticesi olarak gençlerin diyaneten ve ahlaken çöktüğünü esefle müşahade etmekteyim.
Dinimizin korunması gerektiğinin hepimizin üzerine bir vecibe, bu dinin tatbiki ve yayılmasının ise her müslüman kişinin üzerine bir farz olduğu malumdur. Nice fedakârlıklarla meydana gelen bu dinin korunması ve yayılması bir zarurettir. Bu dinin yegâne koruyucusu Allah Teâlâ‘dır. Herkesin O‘nun şu beyanları ve işaretleri üzere yürümesini tebliğ ve tavsiye ederim:
"Hiç şüphe yok ki, Kur‘ân‘ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız." (Hicr, 9)
"Peki onlar, Allah‘ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O‘na teslim olmuştur ve O‘na döndürülmektedirler." (Âl-i İmran, 83)
Ve yine "Her kim İslam‘dan başka bir din ararsa, bu ondan asla kabul edilmez ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olur." (Âl-i İmran, 83)
Ve yine bir ayet-i kerimede "Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin." (Kalem, 4) buyurulmuştur.
Peygamber sallallahu aleyhi vesellem‘in büyük bir ahlak üzere yaratılışı, ümmetinin de bu büyük ahlak üzere olmasını ve bu ahlakın teşvik ve tatbikini gerektirmektedir. Gençliğin namazdan, oruçtan uzak bir şekilde içinde bulunduğu uyuşturucu, fuhuş, kumar vb. halleri müşahede ederek, mübelliğ-i zaman olarak Cenab-ı Hakk‘ın kullarına ikaz ve ihtarlarının insanlara ulaştırılmasını ve bu dinin ilerlemesi ve inkişafı için gayret gösterilmesi gerektiğini hatırlatmak isterim. Nitekim daha önce gelip geçmiş İmam-ı Rabbani gibi bazı mübelliğlerin bu minvalde benzeri beyanları işitilmiştir. Ben de bunu "Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" (Zariyat, 56) emr-i mucibince insanın yaratılış amacına uygun şekilde davranarak Allah‘ın emirlerini yerine getirmesini, Allah yoluna davete memur edildiğinde buna icabet etmesini ve desteklemesini istemekteyim
"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır. " (Âl-i İmran, 104)
Bu ilahi beyanlar nasıl görmezden gelinebilir!
Allah‘ın kitabı ve Resulu‘nün sünnetinin kısmi değil de bütünüyle hayata geçirilerek yaşanmasını tavsiye ederim. Kim ki Allah‘ın ipine sımsıkı sarılırsa işte o kimse sırat-ı müstakim üzeredir. Ve hasseten bizden istenen emr-i bi‘l-maruf ve nehy-i ani‘l-münker‘dir.
Ortalıkta cereyan eden bazı batıl fikirlerden ve akımlardan uzaklaşmalı, Şeriat-ı Garra‘nın ahkamına uymalı, Ehl-i Sünnet ve‘l-Cemaat itikadı üzere ve selef-i salihin‘in beyan ettiği yola ittiba etmelidir.
İmdi...
Merhum Şeyh Said-i Palevî‘nin fecaü‘d-dehri envaun münavvatün (yani Şeyh‘in duçar olduğu belalar türlü türlüdür.) dediğini biliyoruz
Zamanın fâciaları türlü türlüdür / Zamanın sevinçleri ve hüzünleri vardır.
Her fâciayı bir teselli kolaylaştırır / Ama İslâmın başına geleni unutturacak hiçbir teselli yoktur.
Yukarıdaki şiir ile Şeyh Said‘in darağacına giderken okuduğu aşağıdaki bir çift beyti İslam aleminin değerlendirmesine bırakıyorum:
Beni bu değersiz dallarda asmanıza pervam yoktur
Muhakkak mücadelem Allah ve Din içindir.
Velhasıl İslam âlemi efradını, Allah yolunda yürümeye ve O‘nun emirlerine uymaya ve bunları tebliğ etmeye davet ediyorum.
Vallahu huvel muvaffik ve‘s-selamu ala meni‘t-tebaa‘l-huda...
Şeyh Said-i Palevî‘nin torunu
Şeyh Muhammed Said es-Sedidî el-Palevî





