Tabiî ki böyle bir seyahatte de dostların önemli bir yeri olmaktadır. Seyahat rehberiniz Dr. Mehmet Sılay gibi bir dostunuz olursa keyfine doyum olmaz.  Bu düşünceler ışığı altında Dr. Sılay‘ın uzun zamandır gerçekleştirmek istediği Suriye gezisine çıkıyoruz. Niçin Suriye tercihiniz derseniz, bunun cevabını vermek oldukça kolaydır ve nedenlerini de hemen sıralayabiliriz.

"Seyahat ediniz sıhhat bulunuz"... Peygamber Efendimiz(sav)‘in bu tavsiyesinin günümüzde ne kadar geçerli bir ihtiyaç olduğunu hemen hepimiz kabul etmekteyiz. Çünkü büyük şehirlerin yaşam şartları teknolojik gelişmeler ve modernizmin  getirdikleri insanımızı stres denilen çağın hastalığı ile  tehdit etmektedir. Bu hastalıktan kurtulmanın en önemli ilacı da seyahat olmalı. Tabiî ki bu seyahat maddi ve manevi rahatsızlıklarımızı tedavi edici olursa gayeye ulaşmış olunur. Tarihimize, kültürümüze ve dini değerlerimize yapacağımız her seyahat bizlerin sıhhatine vesile olacaktır. Tarihimizde yaşamış kendileriyle gurur duyduğumuz abide şahsiyetler, manevi liderlerimizin ve cemaat önderlerinin yaşadıkları mekanları ziyaret aynı zamanda bizleri tarihimizin küllenmekte olan tarihi kültürel bilgilerimizi tazelememize ve atalarımızın kurdukları insanlığa ışık tutan medeniyetimizin temel taşlarını tarihin külleri arasından çıkartarak bugünlere taşımamıza vesile olduğu gibi, aynı zamanda maddi ve manevi mutluğumuza da inançlarımızın pekişmesine de neden olmaktadır.

Onun içindir ki, imkan buldukça seyahat etmeliyiz. Kuşkusuz bu seyahatlerimizde tercihimiz öncelikle manevi değerlerimizin ve medeniyet ve kültürümüzün  temel direklerinin bulundukları mekanlara olduğunda maddi ve manevi huzura  kavuşacağımıza inanıyorum.

Tabiî ki böyle bir seyahatte de dostların önemli bir yeri olmaktadır. Seyahat rehberiniz Dr. Mehmet Sılay gibi bir dostunuz olursa keyfine doyum olmaz.  Bu düşünceler ışığı altında Dr. Sılay‘ın uzun zamandır gerçekleştirmek istediği Suriye gezisine çıkıyoruz. Niçin Suriye tercihiniz derseniz, bunun cevabını vermek oldukça kolaydır ve nedenlerini de hemen sıralayabiliriz.

Çünkü Suriye, (öncelikle Şam şehri) gerçekten görülmesi gereken bir yer. Bir kere halkının yüzde doksanı Sünni Müslüman ve Osmanlı‘yı çok seviyorlar. Belli bir önyargıları olmadığı için ecdat yadigarlarını çok iyi korumuşlar. Fakirlikten dolayı üzerine pek bir şey de koyamadıkları için birkaç yüzyıl öncesini tüm orjinalliği ile görebiliyorsunuz. İkinci olarak aşırı ucuz bir ülke ve pek bir masraf yapmadan doya doya gezip konaklayabiliyorsunuz. Ayrıca ülkemizle en uzun sınırı olan ülke. Suriye‘nin başkenti Şam‘ın İslâm tarihinde ve medeniyetinde önemli yerinin olduğunu da eklemeliyiz bilgilerimize. Envarü‘l Aşıkın‘da nakledilen bir hadisi şerifte Hz.Peygamber(sav) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: " - Dört tane şehir cennettedir. Bunlar, Mekke, Medine, Kudüs ve Şam‘dır."Yani Mekke Medine‘den, Medine Kudüs‘ten, Kudüs Şam‘dan, Şam ise diğer bütün şehirlerden üstündür. Evet, İslâm medeniyetinin önemli kentleridir bu dört kent. Bir anlama bu şehirler İslâm medeniyetinin, aydınlık çağın önemli temel taşlarını oluşturmaktadır. Evliya Çelebi  Seyahatnamesinde Şam‘dan bahsederken: "Mekke ve Medine‘den sonra Kahire, Halep, Bağdat ve dünyaca öğülen Şam gelir.

Öyle büyük bir kenttir ki, kutsal topraklar üzerinde kurulan şehirler arasında peygamberler yurdu diye bütün değerli kaynaklarda sözü edilerek tanıtılmıştır." diyor. Ayrıca, Hz. Peygamber bir rivayete göre 9 bir başka rivayete göre de 12 yaşında amcası Ebu Talib‘le birlikte ticaret için Şam‘a geldiğinde  Rahib Bahira tarafından keşfedildi. Bu tanışma ile Hıristiyan dünyası kendi kavminden önce Peygamberimizi tanımış oldu. Rahib Bahira ticaret kervanına verdiği yemekten sonra Peygamber Efendimiz ile özel olarak ilgilenir ve daha sonra amcası  Ebu Talib‘e: "kardeşinin oğlunu ülkene geri götür ve onu Yahudilerden koru. Çünkü benim bildiğimi onlar da bilirler ve görürlerse ona kötülük yaparlar. Kardeşinin oğlunun geleceğinde büyük sırlar gizli."

Evet, tarihimiz, kültürümüz ve medeniyetimiz bakımından böyle önemli özellikleri bulunan bir şehri ziyaret etmemek mümkün müdür?.. Mekke ve Medine‘yi ziyaret eden herkesin daha sonr ki ziyaret yeri Kudüs‘ten sonra Şam olmalı değil mi?.. Bu düşüncelerle dostlarımızla Ankara‘dan başladığımız gezimizin son menzili Şam. Ama oraya vasıl olana kadar yolumuz üzerindeki ziyaret edilmesi gereken önemli şehirler de bulunuyor. O şehirler de ziyaret programımız dahilinde. İlk durağımız Hatay oluyor.

Antakya

Birbiriyle oldukça uyumlu, aynı değerleri, aynı düşünceleri paylaşan bir ekip oluşturmuş dostumuz  Dr. Sılay. Antakya‘ya gidene kadar  yol üzerinde yeni katılımlarla kafilemizin sayısı giderek artıyor. Adana, İskenderun‘dan katılımlardan sonra hedefimiz Antakya. Antakya‘da Habibi Neccar Camii‘nde Antakya‘dan katılacak olan dostlarla buluşuyoruz. Birlikte Habibi Neccar Camii‘nde medfun bulunan Habibi Neccar‘ı  ziyaret ederek Antakya gezimize başlıyoruz. Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden olan Antakya bütün dinleri, kültürleri bir arada barındıran bir şehirdi. Birçok çağa, savaşa, olaya karşı dimdik ayakta kalarak direnen Antakya, bu kültür mozayiği içinde bugünlere kadar gelerek kendini kanıtlamıştır.

Eski çağlarda dünyanın ikinci büyük şehri unvanına sahip olan Antakya şu anda kendi çapında gelişmiş bir şehir konumundadır.

Habib-i Neccar

Habib-i Neccar, Antakya‘nın ortasında kendi adına yapılmış olan caminin avlusu içinde, günün her saatinde Müslüman halk tarafından ibretle ziyaret edilir. Miladi 638. Hicri 12. yılda Hz. Ubeyd ibni Cerrah ve Halid bin Velid komutasındaki Müslüman ordularca fethedilen Antakya‘da  Habibi Neccar‘ın makberi, o zamanlar da Hıristiyan  halk tarafından saygı uyulan, itibar edilen mekanı. Kur‘an-ı Kerim‘in Yasin suresinde Habibi Neccar‘ın muhteşem cihadı, büyük macerası bir örnek olarak anlatılır. Diğer ifadeyle büyük mücahid "Sahib-ül Yasin"dir.

Habibi Neccar, karakter itibariyle selim huylu, iyilik sever bir insandı. Pek varlıklı olamadığı halde, elinde olanları, fakirler, garipler ve komşularıyla paylaşırdı. Bir rivayete göre günlük kazancının yarısını  çoluk çocuğuna ayırırdı. İsminden de anlaşılacağı üzere dülger esnafındandı, yani marangoz idi. Diğer bir rivayete göre ipekçiliğin çok yayın olduğu yörede Habibi Neccar ipek dokur ve pazarda satarak geçimini sürdürürdü.

İlk mağara-kilise  Antakya‘da yapıldı

Hıristiyanlığın bilinen ilk mağara kilisesi Antakya‘da. St. Pierre (Aziz Petrus) Kilisesi, Habib-i Neccar dağındaki doğal bir mağara. Antakya‘daki ilk Hıristiyanların gizli toplantıları için kullandıkları mağara sonra kiliseye çevrilmiş. Saint Pierre, Antakya Kilisesi‘nin kurucusu kabul ediliyor. Roma döneminde İsevilere yönelik baskılar nedeniyle kiliseden bir tünelle dağın içinden kaçış yolu yapılmış. Vakıflara bağlı bir müze olan kilisede izinle ayin yapılabiliyor. Her yıl 29 Haziran‘da buraya gelen Hıristiyanlar hacı oluyorlar. Vatikan‘ın Türkiye Büyükelçisi de bu ayinleri yönetiyormuş. Çünkü 1963‘te Papa, Antakya‘yı hac yeri ilan etmiş. Antakya‘da Hürriyet Caddesi‘ndeki "Aziz Piyer ve Aziz Paul" Kilisesi de eski kiliseler arasında yer alıyor.

Bu kilisenin yakınında yeni inşa edilmiş bir Protestan kilisesi var. Buna göre misyoner faaliyetleri açısından Antakya önemli bir kent. Kentte az sayıda Ortodoks Hıristiyan ve daha az sayıda Musevi yaşıyor. Antakya, Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin bir arada yaşadığı ilginç bir kent olma özelliğini koruyor. Öte yandan Antakya‘da dünyanın ikinci büyük Mozaik Müzesi var. Müzede eski medeniyetlere ait resimli mozaikler sergileniyor. Antakya gezimizi tamamladıktan sonra akşam yemeği için Antakya‘nın yeni kurulan modern kent görünümündeki doğayla baş başa olan yerleşim bölgesine gidiyoruz. Antakya‘dan kafileye katılacak olan dostlarla burada bir araya geliyoruz. Akşam yemeğinin menüsü Antakya‘ya has olan çorba, sini kebap ve künefe‘den ibaret. Yemek sonrasında akşam  ve bilahare de yatsı namazlarını eda ettikten sonra iki otobüs ile Cilvegözü sınır kapısına doğru yola çıkıyoruz.

Cilvegözü sınır kapımız üç yıl önce geldiğimizde üzüntüyle izlediğim manzaraya sadık kalmış(!) hiçbir değişiklik yok. Bir dağ köyündeki tren istasyonundan hiçbir farkı yok. Karanlık ve izbe görünümünü koruyor. Neyse ki çıkış işlemlerimiz kısa zamanda tamamlanıyor ve Babülhava‘ya geçiyoruz. Babülhava, Türkiye ile Suriye hududu arasındaki Arasat bölge. Burada her iki tarafa geçmek isteyen kamyonlar ve tırlar uzun kuyruklar oluşturmuşlar. Babülhava 3 kmlik bir kontrolsüz alan. Suriye kapısına geldiğimizde her taraf gündüz gibi aydınlık oluveriyor. Suriye‘liler sınırı ışıkla donatmışlar. Binaları oldukça yeni sayılır. Her şey çok güzel ve bizim sınır kapısına göre daha temiz ve bakımlı. Bir ay önce açılan Fre shop ise görülmeye değer. Sınırda böyle bir alışveriş yerinin olması oldukça önemli. Sınırda giriş işlemleri tamamlandıktan sonra Şam‘a doğru gece yolculuğumuz başlıyor. Tabi ki gündüzün yorgunluğu bizleri rahat koltuklarımıza uykuyla buluşturuyor. Gözlerimizi açtığımızda sabah olmuştu. Şam‘a takriben 70 kmlik mesafede  bir dinlenme tesisinde duruyoruz. Sabah kahvaltısını burada yapıyoruz.

Peygamberler şehri Şam

"Ben Şam‘ı Bin yıl öncesinden bilirim/ Annemin sütü kadar yakın bana / Babamın uğradığı son antik çarşı / Dedemin kılıcını dayadığı surlarına..." diyen Sezai Karakoç, bu dizeleriyle bizlerin Şam‘a olan hasretini ve sevgisini dile getirmektedir.

Ben Şam‘ı Bin yıl öncesinden bilirim/ Annemin sütü kadar yakın bana / Babamın uğradığı son antik çarşı / Dedemin kılıcını dayadığı surlarına..* diyen Sezai Karakoç, bu dizeleriyle bizlerin Şam‘a olan hasretini ve sevgisini dile getirmektedir.

Şam  gezimize Muhiddin Arabi hazretlerinin kabrinin bulunduğu ve Hazretin adıyla anılan camiyi ziyaretimizle başlıyoruz. Şam gezimizin rehberi Hataylı Zemci Bey. Bereden nehri Şam‘ın ortasından akmakta. Kasyun dağı, bu dağa ismini Romalı komutan Casiun vermiş. Bu dağdan bütün Şam şehrini kuşbakışı olarak seyrediyoruz. Kabil‘in Habil‘i öldürdüğü mekan olarak Kasyun Dağı rivayetlerde geçmektedir.

Kasyun Dağının karşısına düşen tepede  Cumhuriyet sarayı inşa edilmiş. Hafız Esad‘ın malikanesi olan bu saray nedeniyle Beşar Esad  göreve gelene kadar Kasyun dağı halkın ziyaretine kapalı imiş. İlk defa üç yıl önce Şam‘a geldiğimde bu dağ halkın ziyaretine yeni açılmıştı. Otel Forsis, Suudili prens tarafından yaptırılmış, birkaç ay önce hizmete açılmış, Şam‘ın merkezinde bulunan 5 yıldızlı otel.

Sultan Vahdettin

Osmanlı hanedanının son Sultanı Sultan Vahdeddin, Şam‘da Selimiye Camii‘nin bahçesinde medfun. Aynı bahçede  Sultan Abdulhamid‘in büyük oğlu Sultan Selim ile birçok hanedan mensubu medfun bulunuyor.  Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Sultan Vahdeddin‘in tahttan hacizli tabuta uzanan talihsizliklerle dolu hayatını şu ifadelerle değerlendiriyor: "Tarih ve devletine ait ne varsa hepsini birden kendisine yükleyici hazin kader..

Osmanlı İmparatorluğu‘nun siyaset mezbahasında koca ve yaralı bir fil gibi yere çöktürüldüğü ve tepesine asırların hesabı yükletildiği bir hengamede başa geçmeye mecbur olmak ve peşinden milleti ve devleti kurtarmanın planını bizzat tertipledikten sonra, zafer kazanılır kazanılmaz, milli hınca hedef diye gösterilmekten büyük felaket ve talihsizliğe acaba tarihte hangi misal denk düşebilir?"

Medine-i Münevvere‘de Mescidi Nebevi‘nin kıblesinde bulunan Arif Hikmet kütüphanesinin banisi Arif Hikmet Paşa da aynı mekanda medfun, Süleymaniye Camii 1517 yılında Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş. Aynı şekilde Selimiye Medresesi de Mimar Sinan‘ın eseri. Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmış. Bedestenin içerisinde bulunan cam işleme atölyesini geziyoruz. Cam ustaları büyük bir maharet ve el çabukluğu ile kızgın ateşte erittikleri cama istedikleri şekli veriyorlar.

Süleymaniye Medresesi ve Camii‘nin restorasyonu için çalışmalar yapılıyor. Şu anda yapılanlar nasıl bir proje uygulanması gerektiğinin tesbiti çalışması. Türkiye Büyükelçiliğinde görevli Turizm ve kültür ataşemizle Selimiye Medresesi‘nin bedesteninde karşılaşıyoruz. Tanışma faslından sonra bize çalışmalarla ilgili bilgi veriyor. Türkiye ve Suriye restorasyon için proje hazırlamışlar. Restorasyon işine Unesco da önem veriyor. Unesco‘nun  şu andaki görüşü Türk projesinin uygulanması yönünde. Çalışmaların bir an evvel başlaması için medresede incelemeler yapıyorlardı. Bu incelemeler sonunda verilecek olan karar doğrultusunda restorasyon çalışmaları başlayacakmış. Şunu da belirteyim ki üç yıl önceki ziyaretimde Süleymaniye Cami‘nin son cemaat yerinde namaz kılmıştık. Yine namaz aynı yerde kılınıyor. Çünkü caminin içindeki restorasyona henüz başlanmamış. Babül sağiri ziyaret ediyoruz. Burası Şam‘ın en büyük mezarlıklarından birisi. Mezarlıkta sayısı oldukça fazla olan Sahabi, Evliya, Salih insan  yatmakta. Örneğin  Bilali Habeşi kabri. Caferi Tayyar makamı. Hz. Havza, Ümmü Habibe.

Osmanlı Hz.Peygamber(sav)‘e ve O‘nun ashabına olan saygısının bir nişanesi olarak Şam‘a geldiğini tesbit ettiği sahabeler başta olmak üzere, burada vefat edenlerin  kabirlerinin  bulunduğu yerleri tesbit ederek, gerekli koruma hizmetlerini yaparak bugünlere kadar taşımış. Bunun için de  mezarlara gerekli bakımı ve düzenlemeyi yaparken, Şam‘ı ziyaret edenlerine de saygı için adına makamlar oluşturmuş ve bunların içerisinde olacak şekilde mescidler inşa etmiş.

Suriye‘deki Türkler

Suriye‘nin  Türkiye sınırındaki köylerde ve Şam‘ın Dağ mahallesinde ve özellikle de  Muhiddin Arabi(r.h) hazretlerinin camisinin bulunduğu Salihiye Mahallesi‘nde Türkiye‘den bu  ülkeye cumhuriyet sonrasında göç eden Türkler ve onların çocukları, torunları yaşamaktadır. Dağ mahallesinde Salihiye‘den sonra Türklerin yoğun oldukları Muhacirin ve Etrak yerleşim yerleri birbirine geçmiş durumda.  Suriye‘de bulunan Türkler genelde Balıkesir, Kastamonu, Bursa, Konya, Samsun‘dan  göç etmişler. Göç nedenleri de Şapka devrimine tepki, yani şapka giymemek için Suriye‘ye kaçmışlar.

Osmanlıdan koptuktan sonra 1946‘ya kadar Fransız işgalinde kalan Suriye‘den sömürgeciler gitmeden önce Şam‘ın merkezine günlerce bomba atmışlar. Türkler de bakmışlar ki olmuyor, o dönem bağlık ve bahçelik olan bu tepeye taşınıp sırtlarını dağa vermişler. Dağın batısında kırklar, doğusunda yediler camileri var. Türkler  kırklarla yedilerin tam ortasında.

Hicaz demiryolu

Sultan Abdülhamid tarafından l900- l908 yılları arasında inşa ettirilen Hicaz demiryolunun önemli istasyonlarından birisi olan Şam istasyonu eski Şam‘ın tam merkezinde. Tüm Müslüman ülkelerinden gelecek olan hacı adaylarını Mekke‘ye taşımak amacıyla yapılan bu olağanüstü projenin merkezi olan Şam istasyonu tarihi duvarlarında yeni işletmeye açılan İstanbul-Şam tren seferinin haritası asılı.

Diğer duvarda ise Şam-Van-Tahran seferinin güzergahını gösteren  harita yer alıyor. İstasyonda ayrıca Sultan 2. Abdülhamid‘in Alman İmparatoru Wilhelm‘in Suriye gezisinde kullanması için İstanbul‘dan gönderdiği özel vagonu bulunuyor. Bu vagon yakın zamana kadar  bar olarak kullanılıyordu. Şimdi ise bu vagon kaldırılmış ve onun bulunduğu alan çok geniş bir şekilde inşaat için kazılmaya başlamış. Tren istasyonunun arkasına şimdi büyük bir iş merkezi inşaatı başlamak üzere, şu anda kazı çalışmaları yapılıyor.

Muhabir: Haber Merkezi