Ülke tarımının ve hayvancılığın can damarı, istihdamın can dostu, ekonominin tüten bacaları olan şeker sanayimiz üzerinde tehlikeli bir oyun oynanıyor. Türkiye‘nin stratejik sektörü olan şeker sektörü kota, NBŞ (Nişasta Bazlı Şeker) ve kimyasal tatlandırıcılarla kıskaca alınırken ‘özelleştirme‘ ile de tamamen bitirilmek isteniyor.
Şekerde oynanan oyun; ‘Özelleştirme‘
2000 yılından buy ana gündemde olan şeker sanayinin özelleştirilme politikasıyla ‘üretmek‘ yerine Türkiye‘nin şekerde pazar haline getirilmesi hedefleniyor.
Ülke tarımının ve hayvancılığın can damarı, istihdamın can dostu, ekonominin tüten bacaları olan şeker sanayimiz üzerinde tehlikeli bir oyun oynanıyor. Türkiye‘nin stratejik sektörü olan şeker sektörü kota, NBŞ (Nişasta Bazlı Şeker) ve kimyasal tatlandırıcılarla kıskaca alınırken ‘özelleştirme‘ ile de tamamen bitirilmek isteniyor. 2000 yılından buyana gündemde olan şeker sanayinin özelleştirilme politikasıyla ‘üretmek‘ yerine Türkiye‘nin şekerde pazar haline getirilmesi hedefleniyor. NBŞ üreticisi ABD şirketi Cargill başta olmak üzere Uluslararası şeker kartellerinin şeker sanayinin özelleştirilmesini ısrarla savunması şeker pancarı üzerinde ne denli tehlikeli bir oyun oynandığını gözler önüne sererken bu özelleştirmenin de kimler için yapılmak istendiğini ortaya koyuyor.
Türkşeker‘in bünyesindeki 25 şeker fabrikasının özelleştirme serüveni incelendiğinde de bu acı gerçekle yüz yüze geliyoruz. Son olarak şeker fabrikalarının coğrafi bazlı 6 portföy halinde özelleştirme girişimi bilindiği üzere Danıştay tarafından engellenmişti. Danıştay, özelleştirmenin yürütmesini durdurulmasının gerekçesi olarak ‘fabrikalardaki üretimin sürmesi için yeterli önlemlerin alınmamasını‘ göstermişti. Bu gerekçe, insanın aklına ister istemez her şey bu kadar basit mi sorusunu getiriyor. Pancar tarımının ve pancardan şeker üretiminin ekonomiye doğrudan ve dolaylı yoldan sağladığı katma değer saymakla bitmez. Ülke nüfusunun neredeyse 7‘de 1‘inin ekmek kapısı olan, 450 bin çiftçiyi toprağına bağlayan bu sektörün özelleştirilmesinde nasıl oluyor da ‘üretimin devamlılığı‘ garanti altına alınamıyor? Bu sorunun cevabı her şeyin bu kadar basit olmadığını, bilinçli bir politika ile Türkiye‘nin pancar tarımından elini çekmesinin amaçlandığını gösteriyor.
Hükümet bugünlerde 12 Eylül‘de yapılacak olan Anayasa referandumuna kilitlenmiş olsa da bu referandumun hemen ardından şeker fabrikalarının özelleştirilmesini gündemine alması bekleniyor. AKP Hükümeti, bacası tüten ve Danıştay‘ın izin vermemesinden dolayı bugüne kadar elinden çıkaramadığı nadir kurumların başında gelen şeker fabrikalarının özelleştirilmesi için düğmeye basacak.
Şeker fabrikalarımız neden özelleştirilmek isteniyor?
Bilindiği üzere, 25 şeker fabrikasını bünyesinde bulunduran Türkşeker A.Ş‘nin özelleştirilmesinin amacı olarak;
A) Şekerde arz talep dengesinin bozulmaması,
B) İstikrarlı büyüme hızına ulaşılması,
C) Dışa bağımlılık oluşturulmaması,
D) Üretimde sürdürülebilirliğin sağlanması,
E) Düşük maliyet ve yüksek verimlilikle rekabet gücünün arttırılması,
F) Pancar üreticilerinin ve sektör çalışanlarının mağdur edilmemesi,
G) Vatandaşımıza makul fiyattan şeker arzı,
H) Özelleştirmeden beklenen ekonomik ve sosyal faydanın sağlanması şeklinde belirlenmişti.
Şeker sektöründe oynanan oyunu daha iyi görebilmemiz için Özelleştirme İdaresi‘nin haklı gibi görünen bu gerekçelerini sırasıyla inceleyelim. İnceleyelim ki; bu gerekçelerin aslında kocaman bir yalan olduğunu görelim.
A) Arz talep dengesinin bozulmaması: Şekerdeki arz talep dengesinin bozulması, mevcut sistemdeki kayıt dışı yapının ağırlığından kaynaklanıyor. Arz talep dengesini sağlamanız için özelleştirme yapmanıza gerek yok. Kayıt dışını önlemeniz bu sorunu kendiliğinden çözecek.
Bilindiği üzere ülkemize bavul ticareti yoluyla veya yasa dışı yollarla çok miktarda kaçak şeker girişi oluyor. Ayrıca yurtiçinde özellikle NBŞ firmalarınca kota üstü üretimi ve ihraç edilmiş gibi gösterilen C kotası şekerin tekrar ülkeye sokularak yurt içinde pazarlanıyor. Öte yandan ülke ihtiyacının kat kat üzerinde kimyasal tatlandırıcı ithalatı gerçekleştiriliyor. Sektörde samimi olarak arz talep dengesinin korunması isteniyorsa özelleştirme yerine bu kayıtdışı ile mücadele etmek daha gerçekçi olacak.
B) İstikrarlı büyüme hızına ulaşılması: İstikrarlı bir büyüme hızına ulaşabilmek için öncelikle sektörün teknoloji ve ölçek açısından yeniden yapılandırılması, sektörün yarısına ulaşan kaçak şeker, kaçak üretim ve satış, kimyasal tatlandırıcı ithalatı gibi kayıt dışı faaliyetlerin tamamen önlenip, NBŞ kotalarının AB ülkeleri seviyesine çekilerek sektörün pazar olanaklarının iyileştirilmesi gerekiyor.
C) Dışa bağımlılık oluşturulmaması: Mevcut özelleştirme stratejisi ve yöntemi şeker fabrikalarının büyük çoğunluğunun kapanmasına neden olacak. Bu durumda dışa bağımlılık kaçınılmaz olacak. Dolayısıyla özelleştirme bu amaca kesinlikle hizmet etmeyecek, aksine dışa bağımlılığı meydana getirecek.
D) Üretimde sürdürülebilirliğin sağlanması: Öncelikle ‘sürdürülebilir üretimden‘ ne kastediliyor? Bunun açıklanması gerekiyor. Şeker üretimi 5-6 fabrika ile de sürdürülebilir. Ancak bu durum istihdamı daraltacak, pancar üretimini baltalayacak, çiftçinin tarladan uzaklaşmasına, büyük kentlere göç etmesine, gençlerin terörün pençesine düşmesine, ülkemizin güvenlik sorunlarının ağırlaşmasına ve bu şekilde AB‘ye tam üye olunması halinde mevcut şeker kotasını kaybetmesine neden olacaktır. Bu durumda tarım sektörü ve ülke ekonomisi kalıcı şekilde zarar görecek.
E) Düşük maliyet ve yüksek verimlilikte rekabet gücünün artırılması: Bugün dünyadaki pancar şekeri üreticisi ülkelerde üretici desteklerinin, ihracat teşviklerinin ve ithalat kotaları ile yüksek ithalat korumalarının yaygın olarak uygulandığı görülüyor. AB yılda 45 milyar Euro, ABD ise 95 milyar dolar gibi bir rakamla tarımını desteklemeyi sürdürürken, Türkiye‘de bu rakam sadece 2,5 milyar dolar seviyesinde.
AB‘deki çiftçiden 1 kat daha fazla maliyetlerle çalışmak zorunda bırakılan pancar çiftçisi, AB‘deki çiftçilere sağlanan destek ve avantajlardan da yoksun bulunuyor. Bütçeden tarım kesimine düşen payın yüzde 40‘lara ulaştığı AB‘de çiftçi başına ortalama bin 600 Euro destek verilirken, 325 bin pancar çiftçisinin bu destekten aldığı toplam pay 543 milyon Euro‘yu buluyor. Bütçeden tarıma ayrılan payın yüzde 2,5 civarında olduğu Türkiye‘de ise çiftçi başına ortalama 146 Euro destek verilmekte ve 352 bin çiftçinin bu destekten aldığı pay ise 49 milyon Euro‘da kalmakta. Ayrıca Türkiye‘de çitçiye ürün karşılığı ödenecek paralara ilişkin olarak verilen avanslar da destek olarak gösteriliyor. Bütün bunlara rağmen Türkiye pancarı AB‘den çok daha maliyetli üretmesine ve oluşan maliyet baskısına rağmen, şeker satış fiyatları AB ortalaması civarında seyretmesi ile dikkat çekiyor. Sonuç olarak, maliyetleri düşürüp verimliliği artırmak için çiftçilerin AB ülkeleri ve ABD‘deki gibi desteklenmesi, tüm fabrikaların teknolojilerinin yenilenmesi, tam kapasite ile üretim yapmalarının sağlanması gerekiyor. Ancak mevcut yöntem ve politikalarla özelleştirilmesi durumunda alıcılar portföy grubuna ilişkin kotaları tek bir fabrikada toplayıp diğerlerini kapatabilecekler. Bu durumda Türkiye çok önemli bir potansiyelini yitirmiş olacak.
F) Pancar üreticilerinin ve sektör çalışanlarının mağdur edilmemesi: Özelleştirme sonrasında fabrikaların çoğunluğu kapanarak şeker üretimi birkaç fabrikayla sınırlandırılacak. Bu durumda ise pancar tarımı ve istihdam da daralacak, hem pancar üreticileri hem de sektör çalışanları mağdur edilmiş olacak.
G) Vatandaşa makul fiyattan şeker arzı: Son yıllarda dünya piyasalarında şekerin fiyatı, biyoetanol üretimindeki artış nedeniyle yükseliş trendinde bulunuyor. Şeker açığı ve fiyatların yükseliş trendini önümüzdeki dönemlerde de sürdüreceği bekleniyor. Böyle bir durumda özelleştirme sonucu kapanan fabrikalar ve ülke kotası nedeniyle Türkiye dışa bağımlı hale getirilirse, makul fiyatlara şeker temini mümkün görünmüyor.
Öte yandan Türkiye‘de şeker fiyatlarını aşağıya çekmenin yolu çiftçiyi desteklemek, fabrikaları yenilemek ve tam kapasite ile üretim yapılmasını sağlayarak maliyetleri düşürmekten geçiyor.
Özetle, ülkemiz şeker sanayinde uygulanmakta olan özelleştirme stratejisinin amaçları gerçekçi olmamakla birlikte, söz konusu amaçları gerçekleştirecek bir stratejiyi de yansıtmıyor.
Özelleştirmeyi kim istiyor?
Üretici bu özelleştirmenin neresinde?
Bugün Özelleştirme İdaresi‘nin özelleştirme stratejisine bakıldığında, ‘Türkşeker‘in özelleştirilmesinde gösterilenler dışında başka gizli hedefler mi var?‘ sorusu akıllara geliyor. Özelleştirme politikasını bile dünyada 220 yıldır şeker ticaretiyle uğraşan, kartel konumundaki ED





