"Bayramınız kutlu olsun.‘‘ diyen ve neşe ile kapıda onlara şeker ikram edilmesini bekleyen, birbirinden masum çocuklar...

Anne- babalarının gözlerinden sakındığı evlatları...

Şeker toplamaya çıkan ve kendilerinden on sekiz ay haber alınamayan, her geçen gün ümitlerin azaldığı ama hiç bitmeyen bekleyişlerin sürdüğü günler, geceler...

Her arkası dönük çocuğa hızla yaklaşıp‘ acaba‘ diye ümitlenme ve arkasında hüzün...

Resimler, anılar ve gözyaşı...

On sekiz ay sonra bir haber: ‘Bulundular‘... Ölü olarak... Komşuları tarafından, bayramda, hem de feci bir şekilde öldürülmüşler.

Bunca seslenişe, yakarmaya rağmen ses çıkarmamış, gömdüğü yerde piknik bile yapmış...

Ahlak ve maneviyat kayboldu... İnsanlık kayboldu... İslam yaşanmazsa, Kur‘an hayat düzeni haline getirilmezse işte sonuç bu olur.

Tarihimize baktığımızda Kur‘an‘a ‘Allah‘ın ipine‘ sımsıkı sarıldığımızda refah düzeyi bir anda yükselivermiş insanların. Onun olduğu yerde ayaklarını uzatmaktan hayâ eden Osman Gazi‘nin kurduğu devlet, bir dünya devleti olmuş. Gittiği her yere barışı, huzuru götürmüş. Birçok millet aynı topraklarda huzurla yaşayabilmiş. Kardeşçe... Komşular birbirlerini kollarlarmış. Yapılan yemeklerden komşulara ikram edilirmiş, hatta öyle ki darlık yıllarında kimin köylüsünden et veya her zaman bulunamayan bir yiyecek gelse herkes komşusuna da dağıtırmış gelenleri. Komşularına verdiğinden fazlası kalmazmış ellerinde. Mahallede, sokakta herkes böyle yaparmış. Bencillik olmadığı için bereket varmış. Şimdi sanki masal gibi anlatıyoruz o günleri.

Ne zaman ki komşuluk bitti. Arkadaşlık, dostluk bitti. Nemelazımcılık başladı işte o zaman hırsızlıklar çoğaldı. Birbirinin derdiyle dertlenmiyor artık insanlar. İnsanlar daha huzursuz, daha mutsuz olmaya başladılar. Daha önce acılar birlikte paylaşıldığı için psikologlara bu kadar gerek olmuyordu. Ayşe Hanım çocuğu ile ilgili sıkıntısını Hatice teyzeye açıyor ondan tavsiyeler alıyordu. ‘kızım bizde geçirdik bu günleri, her çocuk yapar bunları. Sabret, Elbet geçecek.‘ dediği zaman Ayşe Hanım rahatlardı. Başka birine anlatmış olmakla, onun verdiği telkinle... Şimdi paylaşılmıyor. Aslında herkes katlarda oturuyor ama komşusuna katlan-a-mıyor. Çocukların sesi çok geliyor. Arada dostluk, muhabbet kalmayınca her ses sıkıntı vermeye başlıyor.

Şimdi bu koskoca dünyada, her yerden başımıza bir şey gelecek endişesiyle, tek başımıza hayat sürmeye çalışıyoruz.

Çocukları dışarı gönderemezsiniz. Kaçırılabilirler.

Şeker toplamaya gönderemezsiniz, komşular onları öldürebilirler.

Evde enerjilerini atmak istediklerinde alt kattaki komşu, üst kattaki komşu kapınıza gelir, size bir sürü laf eder ses oluyor diye. Siz çocuklara bağırırsınız. Onlar size bağırır. Evde ilişkiler kopma noktasına gelir. Onlardan hiç hareket etmeyen, ses çıkarmayan, dışarı çıkmayan ÇOCUK olmasını istersiniz. Ama artık o normal bir hayat yaşamadığı için normal bir insan olmaz. Ve bu çocuklardan düzgün bir gelecek beklersiniz. Nasıl olacaksa?

Bir dünya düşünün. Kimsenin felaket senaryoları yazmadan, herkesin güven içinde yaşadığı. Suç oranlarının düştüğü, Yedisinden yetmişine herkes yaratılış gayesine uygun yaşadığı için müreffeh bir toplumun oluştuğu. Hoşgörü, mutluluk, adaletin hâkim olduğu... Çocuklarımızı komşuya, dışarıya rahatça gönderebildiğimiz aklımıza hiçbir şey gelmeden. Dışarıdan gelen çocuk cıvıltılarını. Bahçelerde komşu hanımların dizilerden değil de, kayda değer meselelerden konuştuğunu. Kaçırılmalar, kesik kol, bacak, canice öldürülmelerin yer almadığı haberler düşünün. Ülkemizin nasıl büyüdüğünün, birinciliklerin, projelerin, barajların, fabrikaların, otomobillerin yapım haberlerini duyduğumuz...

Yani Yaşanabilir Bir Türkiye düşünün... Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya düşünün...

İşte böylesi bir hayat ancak İslam‘la mümkün. ‘Fitne kalkıp, Din yalnız Allah‘ın oluncaya kadar‘ çalışmakla mümkün.

Bizler ruhlar âleminde Rabbimizin ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim‘ sorusuna ‘Evet, sen bizim Rabbimizsin‘ dediğimizde İslam‘ı yaşayacağımıza söz vermiştik. İşte şimdi Rabbimize verdiğimiz sözü tutma zamanıdır. İslam‘ı yaşama gayretini gösterme zamanıdır. Milli Görüşle buluşma, buluşmayanlar mide ve bağırsak hastalıkları gibi birçok hastalığa daha fazla yakalanmaktan kurtulma zamanıdır. Hocamıza verdiğimiz sözü tutma zamanıdır.

Çünkü İslam‘ı yaşama gayretinin adıdır; Milli görüş.

Muhabir: Haber Merkezi