"İsrail, Mısır‘daki değişimden kaynaklanan paniğin gölgesinde, Mısır‘ı yeniden düşman hanesine koyarak, kapsamlı savaşa hazırlanabilir" saptamasında bulunan Kuds ül Arabi gazetesi yazarı Abdulbari Atwan "Camp David‘i ‘karanlık‘ bir gelecek mi bekliyor?" sorusuna cevap arıyor.
İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak‘la Mısır Yüksek Askeri Konsey Başkanı Mareşal Hüseyin Tantavi arasındaki ilk resmi temas, temel bir noktaya yoğunlaştı: Mısır‘daki yeni dönemin Camp David anlaşmalarına bağlılık derecesi. Bu durum, şu iki sonucu bariz biçimde ortaya koyuyor: İlki, İsrail‘in Mısır‘da Hüsnü Mübarek rejiminin yıkılmasından bu yana yaşadığı korku ve endişe hali. İkincisi, bu anlaşmaların Kahire‘yle Tel Aviv arasında gelecekteki ilişkilerin olumlu veya olumsuz yapısını belirlemedeki eksen rolü...
Mısır‘ın halihazırda bir geçiş sürecinde olduğunu kabul ediyoruz. Bu süreç, otuz yıllık diktatörlük yönetiminden ve sıkıyönetim kanunlarından sonra geldi. Bu sürecin önceliklerinin başındaysa, iç reformlara yoğunlaşmak, halkçı devrimin talepleri doğrultusunda ülkeyi yeniden yapılandırmak, kurumları yolsuzluktan ve önceki rejimin adamlarından temizlemek geliyor. Fakat bu durum, dış ve özellikle de stratejik sorunların ilgi alanı dışında kalacağı anlamına gelmez. Zira Mısır‘da patlak veren devrim, bölgesel bir devrim olup Arap bölgesinde ve özellikle İsrail açısından da bazı uzantıları olacaktır.
İsrail‘i en fazla endişelendiren, bu devrimin ve sonuçlarının Arap ılımlılık üçgeninin diğer iki ayağı olan Ürdün ve Suudi Arabistan‘daki rejimleri erozyona uğratması, demokratik uzantının yayılması ve orta sınıfla İslamcı akımın ulusalcılık zeminindeki koalisyonunun dönüşü.
Bir diğer endişe kaynağı da Mısır‘daki yeni demokratik rejimin Camp David anlaşmalarının ve gizli maddelerinin, devrik lider Hüsnü Mübarek‘in rejimiyle İsrail arasındaki stratejik koalisyonda sessiz kalınan yönlerinin yeniden açılmasını istemesi. Camp David‘de anlaşmanın uygulanmasının her 15 yılda bir gözden geçirilmesini öngören bir maddenin olduğunu birçok kişi unutmuş olabilir. Maalesef Mübarek rejimi, özellikle Sina‘daki Mısır güçlerinin sayısıyla, silahların türüyle ve Amerikan güçlerinin varlığıyla ilgili noktalarda, petrol ve doğalgaz satımı anlaşmalarını gözden geçirmeye cesaret edemedi.
Camp David anlaşmalarında, bölgede özellikle Filistinlilerle İsrail arasında kapsamlı barışın gerçekleşmesiyle ilgili bir Arap şıkkı var. Bu şık, o zamanlar Filistin Kurtuluş Örgütü‘nün boykot ettiği Kahire‘deki Annapolis Konferansı‘nda teyit edilmişti. Bu kapsamlı barış gerçekleşmedikçe, anlaşmalar İsrail‘in şartları yerine getirmemesi sebebiyle eksik kalacak. Mübarek rejimin bu anlaşmalara tek taraflı bağlı kalırken, İsrail‘in Lübnan‘da (1982 ve 2006) ve Gazze‘de (Aralık 2008) Arap komşulara karşı savaşlara girmesi, işgal altındaki Kudüs‘ü Yahudileştirmesi, tecrit duvarı inşa etmesi ve yerleşim projelerine girmek için güney cephesindeki sakinliği kullanmasıysa üzücü.
Bölgedeki birçok rejim, Mısır devrimine çok şey borçlu. Bu kutlu devrim olmasaydı İran, İsrail‘in saldırısına veya en azından daha fazla ambargoya maruz kalırdı. Bu devrim olmasaydı İsrail tankları, tekrar Lübnan sınırını ve Hamas hareketi yönetimini sonlandırmak için Gazze şeridini işgal ederdi. Bu devrim olmasaydı, halkın sıkıntılarını arttırmakla suçlanan hükümetin enkazı üzerine gösterilerin etkisiyle kurulan Ürdün hükümetinde, Adalet Bakanı‘nın kendi ofisi önündeki göstericilere katılmasını izleyemezdik...
Mısır, lokomotiftir, pusuladır, deniz fenerdir. Lokomotif, Arap halklarını doğru yola götürmeye; pusula, doğru kıbleyi göstermeye; deniz feneri de aşağılanmış ve hakir görülmüş insanlar için yolu aydınlatmaya başladı. ( Londra‘da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, 16 Şubat 2011)
Abdulbari Atwan RADİKAL





