Önceki gece ilklerin yaşandığı bir tartışma programına denk geldik. Fatih Altaylı‘nın sunduğu Teke Tek programında Gencay Gürün, Orhan Alkaya ve Nejat Birecik vardı. Afedersiniz birini unuttum galiba! Program ‘üçe tek‘ olunca insan şaşırıyor elbette.  Şemseddin Yücel

Türkiye Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Bünyamin Yılmaz hayli gürültü koparan ‘özgür tiyatrocu‘ların karşısına ‘muhafazakâr‘ bir isim olarak oturtulmuştu. Programda gördük ki asıl muhafazakâr Orhan Alkaya, yenilikçi ise Bünyamin Yılmaz imiş.  Aslında birkaç gün önce de A Haber‘de Bünyamin Yılmaz ve Orhan Alkaya karşı karşıya gelmişlerdi. Programın diğer konuğu ise Ulvi Alacakaptan‘dı. Memleket Meselesi programı biterken Erdoğan Aktaş‘ı da şaşırtan salvo Alkaya‘dan geldi. ‘Sahte yazar‘ ithamıyla saldırıya geçen Alkaya‘nın karşısında Bünyamin Yılmaz gayet sakindi. Gülerek, ‘sahte yazar değil o, müstear‘ dedi. Peki, neydi bu polemiğin ardında yatan? Millî Gazete okurları çok iyi hatırlar. Şehit Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği‘ne "Muhsin Ertuğrul sahnesi yıkılmasın, dozerlerin önünde yatarım" dediği halde yıkıma imza atarak gelen Orhan Alkaya‘nın ilk icraatları ortalığı birbirine katmak oldu. Şehir Tiyatroları içindeki muhalif grup Şehir Tiyatroları‘nın sözcüsü Alkaya‘ya verilen iktidar şımarıklığı için bir çıkıntılık yapmak gerekiyordu. O da görevini lâyıkıyla yaptı. Kâğıthane Sadabat Sahnesi‘nin açılışında Engin Alkan‘ın yönettiği İstanbul Efendisi oyununu belediye başkanının da aralarında bulunduğu izleyicinin karşısına çıkarttı. Yönetmen hakkında da bilgi verelim. TV8‘de yönetmen beyefendi ekrandayken telefonla söz hakkı verilen Millî Gazete köşe yazarı Mustafa Miyasoğlu‘nun eleştirilerine "ne diyorsun, özel tiyatrolarda cinsel fantezi oyunları oynamamızı mı istiyorsun" sorusunu hakaret olarak yönelten bir isim. Cinsellikle ilgili ödenekli tiyatroların bu pervasızlığını eleştiren Miyasoğlu‘na dalga geçercesine sanki cinsel fantezi oyunu oyna teklifi etmiş gibi davranabilen bir sanat adamı! "Tiyatroda demokrasi olmaz beyefendi" laflarıyla da aforizmalar kısmına adını yazdırmayı başarması da kendisini toplumdan ne kadar yüksekte gördüğünü adeta gözlere sokuyor. Oyuna gelelim.  Müsahipzade Celâl‘e "Osmanlı‘yı kötüle" denilerek yazdırılan İstanbul Efendisi Osmanlı‘yla alay ediyordu ama orada da durmuyordu. Cinsel göndermelerde bulunarak kasıtlı bir şekilde ‘yarrr...‘ dedikten sonra oyuncu adeta protokoldeki seçimle iş başına gelen yöneticilerin gözlerinin içine baka baka ‘...rabbi‘ deyiverdi. Orada mahcubiyetin hangi tavanlara sıçradığını anlatmam mümkün değil.

Bu oyunla ilgili Bünyamin Yılmaz, Millî Gazete‘de sert bir eleştiri yazısı yazdı. Bu yazılara Alkaya‘nın tiyatro içinde tepki çeken uygulamalarının yer aldığı müstear isimli kulis yazıları eklendi. O günlerde sadece inançlı kesimden tepki yoktu Alkaya‘ya. Yedi Tepeli Aşk oyununda Alevileri küçük düşürmeye yönelik sahneleriyle de tepki çekti. Aynı oyunda Anadolu insanının örtüsüyle de alay ediliyordu. Haber Milliyet‘te yayınlandığında Orhan Alkaya‘nın bileti kesilmiş, Millî Gazete ise unutamadığı gazeteler arasına girmişti! Üçe Tek programında Orhan Alkaya gardını ‘itibarsızlaştırma‘ üzerinden almıştı. "Ben bu Bünyamin‘i bilirim, bu böyledir aldırmayın‘ der gibi yapıp, yalanlarını nazikçe ortaya serdiğinde de ‘yalan söylüyorsun‘ diyerek bastırmaya çalışan bir şovmen tiyatrocu! Gencay Gürün‘e bir şey demek istemiyorum. Hanımefendi son dönem tartışmalarının oldukça dışında. "Efendim ben doktorluk yapsam olur mu? Tiyatronun başına bilmeyen biri geçmemeli efendim"le nostaljik yolculuklar yaptı. Keşke bir doktora görünse, soğuk almış olabilir! Orhan Alkaya‘nın provakatif çıkışlarıyla Gencay Gürün ortaya atılan ‘mütedeyyin kesim neden dışlanıyor, geleneksel tiyatro neden ihmal ediliyor, bizim kültürümüz neden tam olarak yansıtılmıyor‘ sorularından ancak şunu anlayabildi ve eğitimciliğe soyundu: "Çocuğum sen geleneksel tiyatro deyince ne anlıyorsun. Anlat da ders notunu verelim!" Uzun yıllar rahmetli Hasan Nail Canat‘la sahneye çıkmış, ortaoyununda oynamış Bünyamin Yılmaz kendisine kurulan tuzağı görmez mi? Hatta kendisine sordum, neden cevap vermedin dediğimde şunu söyledi Bünyamin Yılmaz: "Ebru sanatı diyecektim ama hanımefendinin yaşına hürmeten sustum. Çokbilmiş tavırları ise kaale almadım çünkü ben onun talebesi filan değildim. Ne münasebet neyi bilip bilmediğimi Gencay Gürün‘e mi test ettirecektim!" Tuzak sorular devam etti. Madem bu mütedeyyin kesim dediğiniz insanlar tiyatroda kendilerinin temsil edilmediğini düşünüyorlar söyle bakalım çocuğum hangi oyunları istersiniz? Siz ne emrederseniz onu efendim demedi elbet Bünyamin Yılmaz. Edepli çocukmuş. İnançlara hakaret eden oyunlardan bahsedildiğinde ise Gürün olayı anlayamaz gözlerle bakıyordu.

Necip Fazıl‘ın Bir Adam Yaratmak oyununu lütfedip bi ara sahneye koyan Şehir Tiyatroları rejisörünün oyunculara "çıkarın bakalım tekstleri, tüm Allah yazılarını silin" dediğini Ulvi Alacakaptan anlatmıştı. Alkaya yine demagoji yoluyla top sektirmişti. "Söyle bakalım çocuğum hangi oyunlara karşısınız?" sorusu sanırım sorulmadı? O da olsaydı imtihan tamam olurdu! Tiyatroculuktan anladıklarının toplumu ‘eğitmek‘ olduğu o kadar açıktı ki! 1960‘larda neden inançlı kesim Hz. Ömer‘in Adaleti gibi oyunlarla sahnelere çıktı, kimler nasıl bir ‘gavurluğu‘ tüm Anadolu‘ya tiyatrolar üzerinden getirdi? Devletin baskısına bir de tiyatrolar eklendiği için oluşan infiallerle ilgili Bünyamin Yılmaz‘ın verdiği bilgilere hep birlikte anlamaz gözlerle baktılar. Hatta bir ara sayın Başbakan‘ın da tiyatro oyununda oynadığını söylediğinde hiçbiri cesaret edip de "ne oynamıştı Başbakan?" bile diyemediler. Başbakan nasıl tiyatro oynar? Ayrıcalıklı sanatı bilenler arasında ismi olabilir mi? diye içlerinden geçirmişlerdir, niyet okuması yapmayalım(!) Belediye Başkanlığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan‘a CHP artıklarının nasıl davrandığı hatırlatıldığında hop oturup hop kalktılar... Şeyh Galip‘ten bahsedilince ‘onun da oyununu yaptık‘ diye gururlanan Orhan Alkaya‘ya eğer Bünyamin Yılmaz, ‘Kenan Işık o oyun sırasında ayrılınca devamını neden getirmediniz de sahneden kaldırdınız‘ demediyse bir sebebi vardır! Kenan Işık‘ın yerlilik vurgulu repertuarını tarumar edenler arasında neden yer aldı acaba? Efendi adam dedik ya Bünyamin Yılmaz. Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil‘in isimlerini verdi ve oyunlarını izlemek isteriz dedi. Alkaya bu fırsatı da kaçırmadı: "Aa, Sezai Karakoç‘un oyunu var mı, çok severim!" Bir önceki programda da Necip Fazıl‘ın Sır isimli oyununu çok sevdiğini söylemişti. Biz cahiliz ya, mütedeyyin kesim tiyatrodan hiç anlamaz, o oyunu keşke Orhan Alkaya bulsa da sahneye koysa, ne mutlu olurduk, cehaletimiz de azalırdı diye düşündük! Madem Orhan Aklaya, Necip Fazıl‘ın Sır oyununu beğeniyor, üstad henüz o oyunu yazmamış ama Örtüdeki Sır diye bir hikayesi var. Necip Fazıl‘dan tadımlık sunalım belki Alkaya bu bölümü sahneye uyarlayabilir: "Adına ‘yüksek sosyete‘ dedikleri bir toplantıda genç şair konuşuyor: -Bütün sır örtüde... Kadın soyundukça vazıhlaşıyor (manası anlaşılıyor), böyle olunca da mana peçesi düşmüş bir şiir gibi basitleşiyor, yavanlaşıyor, çirkinleşiyor... Kadınlı erkekli bir kahkahadır koptu. Mini etekli bir kız haykırdı: -Paradoks! Buna paradoks derler! Genç şair acı acı güldü: - Size, üniversiteli sayın bayan, içinde yaşadığınız dünya, fikre fikirle karşılık vermeyi öğretmiyor da teker kelimelik klişeler belletiyor. Kutudan fiş çekercesine her fikrin tek kelimelik yaftasını çıkarıyorsunuz, o kadar... Sonra da ‘saçma‘ yerine (paradoks) demekle, hastalığı teşhis etmiş bir doktor edasına bürünüyorsunuz! Bu defa kahkahalar daha sert patladı. Genç şair devam etti: Bütün sır örtüde... Örtü, kadının manasına, aranması, bulunması, erişilmesi lazım bir derinlik veriyor. O manayı zorlaştırıyor, giriftleştiriyor, kıymetlendiriyor. İdeal... İdeal işte budur. Aranması, bulunması, erişilmesi gereken gaye... Kadın vücuduyla idealden bir çizgidir. Ve mutlaka perde arkasında, göz ufkunun gerisinde el uzanır uzanmaz tutulamayacak bir noktada olmalıdır" (...)

"Bunları kesmek lazım"

Fatih Altaylı‘nın gayet objektif yönetimi olmasa sanır ım Bünyamin Yılmaz, kuru gürültü çıkaran tiyatrocuların polemiklerini daha yüksek sesle bastırmak zorunda kalacaktı! Bu arada, Millî Gazete Kültür Sanat Editörü çağdaş Türk şiirinin önemli şairlerinden Cafer Keklikçi iken Habertürk Televizyonu ekrana Bünyamin Yılmaz‘ı Milli Gazete Kültür Sanat Editörü diye yazdı. Bünyamin Yılmaz‘a onu da sorduk. "Ben kendilerine TYB Yönetim Kurulu Üyesi olduğumu söyledim. Fatih beyin elindeki sunum kâğıdında değiştirttik. Ama rejide düzeltilmişi değil onların belirlediği girmiş" dedi. Bu arada Fatih Altaylı‘nın ilk sorusu da Millî Gazete‘de Bünyamin Yılmaz‘ın daha önce yazdığı bir yazıdan bölüm vardı. AK Parti‘nin kültürel iktidar olamayışıyla ilgili bir yazıydı.

Seviye Tespit Sınavı‘yla Bünyamin Yılmaz‘ın bilgisini ölçmek isteyenlere Bünyamin Yılmaz‘ın Millî Gazete arşivindeki yazılarını önerebilirim. Evet geldik sonuca. Mesele ne? Şehir Tiyatroları başından beri Belediye emrinde olduğuna göre sürekli neden problem çıkıyor. Özeti şu: Şehir Tiyatroları‘nda bir grup istiyor ki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş sürekli para versin, ama zinhar oyunlara karışmasın. Hakaret de edebilirler, solculuk da yaparlar, yazarının reddettiği bir oyunu telifini vermeden prova da edebilirler; her istedikleri yapılsın ancak onlara karışılmasın! Anlaşılan bu ulufeci mantık biraz değişiyor. Belediye yeni bir yönetmelikle Genel Sanat Yönetmeni‘ni boğulduğu bürokratik günlük işlemlerden kurtarıyor, işleyişi hızlandırıcı adım atıyor. Repertuar kurulunda ise üniversitelerden, kültür sanat derneklerinden üyeler olabilecek. Bünyamin Yılmaz‘ın kendisine yöneltilen "cevap ver hangi oyunu istiyorsun" sorusuna verdiği cevap manidar: "Alsınlar beni repertuar kuruluna, hangileri olduğunu söyleyeyim!" Sanırım esprili bir cevaptı bu. Elbette Yazarlar Birliği‘nin repertuarda daha önce temsilcisi olduğunu da biliyoruz. Bu cevap Orhan Alkaya‘yı bildiğin buz adama döndürdü: "Hangi yetkinlikle?" Şu tavrın nasıl bir kutsallık (!) içerdiğine bakar mısınız? Nasıl bir tepeden bakış, nasıl bir kibir! Bir de Kendi Gök Kubbemiz oyunuyla ilgili yaptıkları ortadayken! Siz söyleyin nasıl bir tiyatro bilgisi var Alkaya‘nın. Toron Karacaoğlu‘nun tek kişilik oyunu Kendi Gök Kubbemiz‘i merhum Sönmez Atasoy yazmıştı.

Oyundan "Galip et, çünkü bu son ordusudur İslam‘ın" bölümünü attırabiliyor, sansür uygulayabiliyor. Sonra da "yalan söylüyorsun" diye bağırabiliyor. Oyunun aslında olan şiiri çıkarttırdığı halde yalan söyleyebiliyor. Rol icabı canım, sürekli sahnede ya! Mesele aslında şu: Bizim şu kadar seyircimiz var diye bağıranlar seyircilerini alıp özel tiyatro açsalar mesele kalmayacak. Git kardeşim ödenekli tiyatrodan çık, dizilerden de iyi para kazanıyorsun, kendi tiyatronu kur millet yine izlesin seni! Olmaz! Onlar bir eli yağda bir eli balda olacak, oyunlar oynayacak ‘nefret suçu‘ bile işleyebilecek ama kimse kışt diyemeyecek. Mustafa Altıoklar‘ın fikrine katılıyorum. CHP‘li belediyeler bu sanatçılara gel desin, yeni sahneler açsın. Beyoğlu‘nda basın toplantısı yaparken seçilmiş başkanı kastederek "bunları kesmek lazım" diyen tecrübeli tiyatrocunun yanında onlara destek olanlar CHP‘li vekillerdi.

Şehir Tiyatroları‘nın yakasından düşün, kendi tiyatronuzda istediğiniz oyunu oynayın. Sözen döneminde olduğu gibi özgür(!)ce perde açarsınız, en azından yarım ağız hakaretlerinizi bizden kaçırmaz, neyi niçin dediğinizi anlarız! Bu arada dün Radikal gazetesinde Ezgi Başaran‘ın ibretlik bir yazısı çıktı. Çarpıtma nasıl yapılır görün. Mustafa Miyasoğlu ve Bünyamin Yılmaz‘ın sözlerinden Ezgi neler anlayabilmiş görün ve hayret edin. Sahi bizde artık bir şeylere şaşırma duygusu kaldı mı? Geniş halk kesimleri artık sesini daha çok çıkaracak. Tiyatrocular Taksim‘de açıklama yapıyor, millet günlük telaşında. Bağcılar‘da, Esenkent‘te sesleri bile duyulmuyor. Toplum çıkardıkları kuru gürültünün, dertlerinin sanat değil ‘iktidar hırsı‘ olduğunun farkında. Hadi herkes dizisine dağılsın, para kazanma vakti!

Muhabir: Haber Merkezi