Türkiye‘nin hiç kuşkusuz en birinci gündem maddesi ve rezalete bulanmış meselesi eğitim. Eğitimin adı hırsızlığa kadar çıkmışsa artık söylenecek söz kalmamıştır; bu ne sel felaketine benzer ne de depreme...

İkinci rezalet; referandum perdesi arkasında cereyan eden politik hezeyanlar. Hadi "bütün ahlâkî referansların alt-üst olduğu bir dönemden geçiyoruz" deyip sineye çekelim bütün bu olanları. Peki mübarek Ramazan ayının, "Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi"nin de mi hatrı yok, ey meydanları birbirine dar edenler!.. Sataşmanın en hafif argosu "ispat etmeyen şerefsizdir". Kim haykırıyor bu galiz ifadeyi? Türkiye Cumhuriyeti‘nin Başbakanı. Oy için seviyeyi bu kadar düşürmek kimseye bir şey kazandırmaz. Başbakan‘a da. Hani ne diyordu sayın Başbakan: "Bizim derdimiz makam mevki değil. Başbakan olsan ne yazar, cumhurbaşkanı olsan ne yazar. Bunların hepsi gelip geçici". Madem öyle; Başbakan‘ın inandığı dilde konuşup, inandığı dilde icraatlar yapması lâzım.

Sıra geldi CHP‘nin çiçeği burnundaki genel başkanı Kemal beye. Sayın genel başkan konuştukça statükonun emir eri olduğunu faaş ediyor yavaş yavaş. Başörtüsü meselesini çözme şekilleri (rahibe modeli) buna en son örnek. CHP‘liler Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktan bir türlü bıkmadılar, kolay kolay bıkmazlar da. Kemal beyin referanduma 6 gün kala Konya‘da ortaya attığı akıllara zarar ifadeye bakar mısınız: "Dokunulmazlığı kaldır ‘EVET‘ diyeyim". Oylayacağımız maddeler arasında böyle bir madde yok, fakat Kılıçdaroğlu memleket meselelerini kendi egolarına kurban seçmişler bir kere. Feda etmeyecekleri hiçbir şey yok.

Nereye baksanız rezalet!..

Muhabir: Haber Merkezi