Merhaba sevgili çocuklar. İstiyoruz ki hiçbir gününüz masalsız kalmasın, bu gün de size Padişah ve Çoban‘ın masalını anlatacağım.
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler hamal iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, vakti zamanında bir Sultan varmış. Sultan ava çok meraklı, iyi bir avcıymış.
Bir gün Sultan vezirini de yanına alıp birkaç askerle ava çıkmış. Memlekette dağ taş bırakmamışlar, at koşturmuşlar, ama bir av bile vuramamışlar. Hava oldukça sıcakmış. İçecek suları da kalmayınca Sultan, vezir ve askerler yorgunluktan bitap düşmüşler. Kan ter içinde kalmışlar. Sultan, bu duruma oldukça kızmış. Avı bırakıp su aramaya başlamışlar. Bir tepenin yamacına geldiklerinde bir çobanla karşılaşmışlar. Sultan, çobana selam vermiş, çoban da Sultan‘ın selamına karşılık vermiş. Çoban arif bir kişi olduğundan onların yorgun olduklarını anlamış. Sultanı ve avenesini kaldığı mağaraya davet etmiş. Sultan da bu daveti kabul etmiş, mağaraya girmişler.
Fakat Sultan, kendini Sultan olarak tanıtmamış olmasına rağmen, çoban onun Sultan olduğunu anlamış. Sultan, çobandan bir tas su istemiş. Çoban da;
"Hemen su vermek isterdim, ama hanım ve çocuklar aşağıdaki dereden su getirmeye gittiler, gelsinler size su ikram edeyim" demiş.
Tabi bu arada suyun gelmesini beklemişler, aradan bir müddet geçmiş. Sultan tekrar su istemiş. Çoban yerinden kalkarak Sultan‘a küpten bir tas su doldurup vermiş.
Sultan suyunu içmiş, Çoban‘a;
"Hani hanımınla çocukların su getirmeye gitmişlerdi. Ama su da burada küpün içindeymiş. Bizi niçin bekletip yalan söyledin?" diye çobana sertçe çıkışmış.
Çoban, Sultan‘a;
"Efendim, amacım sizi susuz bırakmak, ya da su vermemek değildir. Siz benim misafirimsiniz, bir tas suyun lafı mı olur? Benim size su vermememdeki amaç; terli ve yorgun oluşunuzdan dolayıdır. Size geldiğiniz gibi su vermiş olsaydım hastalanabilirdiniz" demiş.
Sultan, Çoban‘a hak vermiş ve daha sonra koyu bir sohbete dalmışlar. Sultan, Çoban‘ı o kadar çok sevmiş ki, bundan sonra çobanlığı bırakıp sarayda çalışmasını istemiş.
Çoban, "yapamam" demişse de, Sultan hiç bir itiraz kabul etmeyeceğini söylemiş. Çoban Sultan‘ı kıramayarak;
"Yarın gelip saraya yerleşirim" demiş. Sultan ve avenesi vedalaşıp oradan ayrılmışlar. Ertesi gün Çoban, hanımını ve çocuklarını alarak sarayın yolunu tutmuş, uzun bir yolculuktan sonra saraya gelmiş.
Saray görevlileri çobanın geldiğini Sultan‘a bildirmişler. Sultan, Çoban‘ı huzuruna kabul etmiş. Saray hazinesinden kendisine maaş bağlanacağını söylemiş ve yerleşmesi için kendisine yer ayrıldığını söylemiş. Çoban, kendisine ayrılan yere yerleşmiş, ama burayı hiç sevmemiş. Gel zaman git zaman, Sultan ile Çoban her geçen gün daha da iyi arkadaş ve dost olmuşlar. Sultan, herhangi bir konuda tıkandığı zaman Çoban‘ın fikirleri doğrultusunda hiç bir sorun yaşamadan devletini yönetmiş. Fakat bu durumu vezirler ve saray görevlileri kıskanmışlar. En kısa zamanda da Çoban‘dan kurtulmak için çözüm yoları aramışlar.
Tabii Çoban, çok geçmeden bu insanların kendisini kıskandıklarını anlamış, ama arada Sultan olduğu için kimseye bir şey söylememiş. Sultan‘ın üzülüp kırılmasını istememiş. Sultan da kendince arif olduğundan bu durumu sezmiş. Çoban‘ın üzülmemesi için bir fikir düşünmüş. Çobanın büyüklüğünü anlatmak istemiş. Çoban‘ın neden bu kadar kendisinin sevgisine layık olduğunu göstermeye karar vermiş. Bir zaman sonra Hazinecibaşı‘na, hazinedeki en pahalı ve en kıymetli elması getirmesini emretmiş. Ardından Divan‘ını toplamış.
Sultan, sağ vezirlerini sağına, sol vezirlerini de soluna almış, kesesinden elması çıkarıp sağ vezirine; "Al bunun değerini söyle ve ardından onu yere at kır!" demiş. Sağ Vezir, Sultan‘ın elindeki elması almış;
"Bu çok kıymetli, yere atıp kıramam!" demiş. Böylece elmas sağdan sola tek tek herkesin elinden geçmiş ve en son çobana sıra gelmiş.
Sultan Çoban‘a da;
"Bu elmasın değeri ne kadar söyle ve ardından onu yere atıp kır!"demiş.
Çoban;
"Hünkârım, bu elmas çok kıymetli ve paha biçilmez, lakin sizin emrinizden daha kıymetli ve değerli değildir!" demiş ve elması yere atmış. Elmas paramparça olmuş.
Sultan, divana;
"Şimdi anladınız mı, benim neden çobanı bu kadar sevip, ona bu kadar değer verdiğimi?" demiş.
Bunun üzerine divan üyeleri Sultan‘tan özür dilemişler. Sultan, özrü kabul etmemiş, özür dilenmesi gereken biri varsa
onun da Çoban olduğunu söylemiş. Çoban da bu sırada hazırlıklarını yapmış, hanımını ve çocuklarını alarak saraydan ayrılmaya karar vermiş. Sultan gitmesini istememiş ama o bir defa karar verdiğini ve artık bu kararından dönmenin mümkün olmadığını söylemiş. Sultan‘ın huzurundan ayrılmış.
Çoban, saraydan ayrılıp tekrar dağ hayatına ve koyunlarının yanına dönmüş.
Dağ ve koyunların içine dönüşe en çok çocukları sevinmiş. Çünkü geceleri babaları onlara en güzel masalları anlatıp uyutuyormuş. Hem tertemiz dağ havası, hem de güzel masallardan daha fazlası onları mutlu edemezmiş.
Nasıl, bu masalda kendinizi buluyor musunuz? Eminim siz de bu masalın içinde yer aldınız.
Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin. Allah‘a emanet olun.



