Ergenlik yaşamın en çalkantılı dönemidir. Bedensel, ruhsal ve duygusal olarak gelişen ve değişen genç, bu sürece uyum sağlamaya çalışmaktadır. Çevrenin, onu yapma, bunu yapma gibi engellemeleriyle kaşılaşırlar. Anne babalar, ergenleri iyi bir birey olma yolunda yönlendirmeye çalışırlar. Fakat farkında olmadan çoğu zaman onları dar bir alana hapsedeler.

Ergenlik,  hayatın en çalkantılı dönemidir. Bedensel, ruhsal ve duygusal olarak gelişen ve değişen genç, bu sürece uyum sağlamaya çalışmaktadır. Ancak genç zorlu bir süreçten geçerken, çevrenin, onu yapma, bunu yapma gibi engellemeleriyle kaşılaşır. Anne babalar, yönlendirmeleriyle ergenleri iyi bir birey olma yolunda yönlendirmeye çalışırlar. Fakat farkında olmadan çoğu zaman onları dar bir alana hapsedeler.

Bu dönem gençlerin, ayrışma ve bireyselleşme süreçlerini sağlıklı bir şekilde atlatmaları gerekir. Bunu da aileyi geçici olarak değersizleştirerek yapabilirler. Anne babaların bu sürecin geçici olduğunu bilmeleri ve onlara anlayış göstermeleri gerekir.

Bağımsızlaşma sürecinin iki basamağı vardır.

Aile dışında anne babanın başka karşılıklarını arama

Ayrışma sürecinde gençler, anne babanın yerine geçecek ve bu noktada kendilerini besleyecek yeni sevgi ve destek kaynaklarına ihtiyaç duyarlar ve arayışlarını sürdürürler. Ancak bu sanıldığı kadar kolay bir durum değildir ve genç yalnızlaşır. Hatta bazen çevresinde kendini anlayacak insan bulamaz duruma düşebilir. Yalnızlığa çare olacak yeni arkadaş gruplarına dahil olabilirler ve onlara kendilerini daha yakın hissederler.

Gençler bağımsızlaşmak için anne babalarından bir süreliğine vazgeçip, ortamdan uzaklaşıp kendilerini ve çevrelerini yeniden değerlendirmeye ihtiyaç duyarlar. Ancak anne-babalarından uzaklaşmaları, ergenleri aniden bir boşluğa düşürebilir. Zaten hayat da, artık ergenlere eskisi kadar bağımlı olma iznini vermez. Mesela anne-babalar, sık sık ‘Sen; artık büyüdün, çocuk gibi davranma,‘ gibi mesaj içeren cümleler kurarlar. Bu yüzden bağımsızlık, ergenler için hem bir gereksinim hem de bir zorunluluktur.

Geçici bir durum

Genç bağımsızlaşmaya gayret ederken büyükler tarafından engelleniyor. Çünkü aile bireyleri çocuğu kaybedeceğiz endişesiyle büyük paniğe kapılıyorlar. Oysa bağımsızlaşma gencin, çevreyle tüm bağlarını koparacağı anlamına gelmez. Bu nedenle ebeveynlerin panik yapmalarına hiç gerek yok. Çocukluk döneminde aileyle sağlıklı bir bağlanma yaşamış gençler bu süreci daha rahat atlatırlar ancak genç önceki dönem sevgi ve ilgi yönünden beslenememişse bu sürecin de sorunlu geçeceği bir gerçek.

Genç kendini sanki her şey elindeymiş ve dünyayı çekip çeviriyormuş gibi hisseder ve çevresindeki insanlar tarafından takdir edilmeyi bekler. Sözünün geçerli olmadığını gördüğünde ya da rencide edildiğinde isyan eder, çevresiyle çatışma içine girer.

Genç bağımsızlaşmayı tam olarak gerçekleştirememişse ruhsal yapısı yeterince olgunluğa ulaşamaz ve anne babanın desteğiyle yeniden toparlanmak isterler. Dış dünyada yeni roller benimseyen ve kimi zaman başarılı olan kimi zaman da başarısızlığa uğrayan genç ailenin desteğiyle yeniden toparlanmaya çalışır. Dolayısıyla anne babaların ergenlerle ilişkileri kimi zaman biraz mesafelidir kimi zaman da sıcak ve samimidir.

Genç kendini aramaktadır

Genç bağımsızlaşmak için, anne babayı bir süreliğine idealize etmekten vazgeçer. Bu süre içinde anne baba endişe ederler. Oysa gencin buna ihtiyacı vardır. Çünkü ayrışma aynı zamanda ilişkilerin yeniden düzenlediği bir dönemdir ve anne-baba-genç ilişkisi yeniden biçimlenecektir.

Sosyal hayatta başarılı olamıyorlar

Aileler çocuklarının akademik zekasını desteklemek için bir çok yöntemlere başvuruyorlar. Çocuklar ailelerin de desteğiyle iyi bir öğrenci oluyorlar ve istedikleri bölümü okuyorlar. Ancak duygusal zeka desteklenmediğinden sosyal hayatta ve iş yaşamında çeşitli sorunlar ortaya çıkıyor. Çünkü duygusal zeka kişinin çevresiyle ilişkilerini düzenlemekte ve başarı düzeyini arttırmaktadır. Bu nedenle aileler çocuklarının sadece akademik başarılarıyla ilgilenmemeli aynı zamanda onların insanları anlamaları ve çevrelerindeki insanlarla iyi ilişkiler kurabilmeleri için de teşvik etmelidirler.

Öğrenilmiş çaresizlik

Öğrenilmiş çaresizlik, organizmanın yaşadığı bir sorunu kontrol edemeyeceğine inanması ve bunun sonucunda yapması gereken mücadeleyi yapmaktan vazgeçmesidir. Yani kişi yapamayacağı üstesinden gelemeyeceğine inandığında teslim olmakta ve ezilmeyi, haksızlığa uğramayı acı çekmeyi kabullenmektedir.

Mesela yıllarca baskı görmüş ve hiçbir şekilde özgürlüğü yaşamamış bazı şeylere hakkı olduğunu bilmemiş bir kişi, bir zaman sonra özgürlüğünü elde etse de esaret hayatındaymış gibi davranmaktadır. Amerika‘da yıllarca sahibinin elinde esir olarak yaşayan ve hiçbir özgürlüğe sahip olmayan zenciler özgürlüğe kavuştuklarında da sahiplerinin maiyetinde kalmayı tercih edip özgürlüğü ret etmişlerdir. Zencilerin bu teslimiyeti öğrenilmiş çaresizliğe bir örnektir.

Muhabir: Haber Merkezi