Okulların açıldığı şu günlerde, çocuklarda bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Okul fobisi olarak tanımlanan bu sorunlar, çocuğun yaşadığı kaygı durumuyla ilgilidir. Kaygının nedeni ise çocuğun korkularıdır.
Uzmanlar sorunun çözümü konusunda anne babaya ve öğretmene tavsiyelerde bulunuyor ve çocuğa okulla ilgili pozitif geribildirimler veriyorlar. Okurlarımızdan bu konuyla ilgili epey mektuplar alıyoruz ve çeşitli yönlendirmelerle onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu sorun bana, Osmanlı geleneğinde önemli bir yere sahip olan amin alayını hatırlattı. Osmanlı‘da okula yeni başlayan çocuklar için uygulanan bu gelenek çocukların okul korkularını ortadan kaldırabilecek önemli bir uygulamaydı. Buna göre, 4 ve 7 yaşındaki çocuklar okula başlarken bir merasim düzenlenirdi. Merasimin temel amacı çocuğu okula ısındırmak ve derslerine adapta olabilmesi için moral vermekti. Merasimden önce aile kapalı çarşıya gider ve burada hem çocuğun hem de fakir çocukların ihtiyaçlarını dikkate arak alış veriş yaparlar ve merasime büyük bir coşkuyla hazırlanırlardı. Bu merasim çocuğun okulla ilgili korkularını ortadan kaldırıyor ve okulu daha heyecanlı hale getiriyordu. Aynı zamanda çocuk amin alayı merasimi için yapılan alış verişlerle ailenin, sadece kendisi için değil aynı zamanda arkadaşları için de alış veriş yaptığını görüyor ve ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmayı öğreniyordu.
Amin alayı erken saatte başlar ve o sabah çocuk en güzel elbiselerini giyer ve Eyüp Sultan‘a giderek burada ailesiyle birlikte dua ederdi. Çocuk okula başlarken bir bayram ruhu yaşıyor ve ona okulun kendisi için ne kadar önemli bir yer olduğu düşüncesi veriliyordu. O gün sokaklar bir bayram havasına dönüşür ve okul çocukları ilahiciler eşliğinde gelir, okula yeni başlayan çocuk evden çıktığında ilahiciler ilahilerle onu karşılar, diğer taraftan amin sesleriyle merasim devam ederdi. Bu ilahi ziyafetinden sonra hoca dua eder duadan sonra ilahiler devam eder ve çocuk kendisi için hazırlanan bineğe biner, alayla birlikte okula doğru yürürdü. Amin alayının önünde, elif bayı ve arkasında çocuğun rahlesini taşıyan kişi ve çocuğu takiben yürüyen öğretmen ve ilahiciler en arkada da da talebeler, çocuğun yakınları davetliler yer alırdı. Çocuğu hoşnut edecek şekilde düzenlenen bu merasimle okulun kapısına kadar gidilir ve çocuk dualarla içeri alınırdı. (Rehber Ansikpopedisi) Amin alayı bir yerde çocuğu okula ısındırmak ve okulun kendisi için değerli bir kurum olduğunu ifade etmek açısından önemli bir işlev görüyordu. Çocuklar okul korkusu yaşamazlar, aksine o günü iple çekerler ve okula büyük motivasyon kazanmış vaziyette girerlerdi. Bu durum onların okulla ilgi düşüncelerini ve derslerine olan ilgilerini de etkiliyordu. Bazı Avrupa ülkelerinde de benzer uygulamalar hâlâ devam ediyor. Bu ülkelerde çocuklar okulun ilk günü kiliseye giderek dua ederler ve ders yılının iyi geçmesini dilerler. Bunun pozitif etkilerine şahit olan bu toplumlar geleneği desteklerken, bizler geleneklerimiz arasında önemli bir yere sahip olan amin alayı ve benzer törenleri hayatımızdan kaldırdık. Bunun sonuncuda da çocuklarımız okula başladığında çeşitli sorunlarla geliyorlar.
Çocuklarda okul fobisi ya da benzer sorunları ortadan kaldırabilmek için aileye ve öğretmene büyük sorumluluk düşüyor. Ancak bunun yanında aile ve okul işbirliğiyle ortak projeler üretilmeli ve çocuğa motivasyon kazandırılmalıdır. Bunun için, eski geleneklerimizde olduğu gibi ilk hafta çocuğa uygun merasimler ve onlara o gün özel olduklarını hissettirecek programlar, alışverişler ve ortak çalışmalar düzenlenebilir. Ancak bunun için işbirliği şart...
Allah‘a sığınmak
İnsan aklına ve vicdanına aykırı davrandığında yani hata yaptığında huzursuz olur, kendini kötü hisseder, içinde hiç anlam veremediği bir bunaltı ve sıkıntı ortaya çıkar. Vicdanı rahatsızdır, içinde bir sıkıntı yılan gibi kıvrılır ve huzurunu alıp götürür... Neden yaptım, keşke yapmasaydım türünden yakınmalarla kendisini affedecek bir varlığa sığınma ve halini arz etme ihtiyacı içinde olur. Yaptığı hata, beyaz bir kağıda düşen çamur damlası gibi kirletmiştir benliğini ve bir arınma, rahatlama ihtiyacı hissetmektedir. Nasıl ki iman etmek, doğruyu bulma kabiliyeti doğuştan verilmişse, tövbe etme eğilimi de aynı şekilde insana verilmiştir. Dolayısıyla insan nerede olursa olsun ya da hangi kültüre mensup olursa olsun, mutlak gerçeğe aykırı hareket ettiğinde vicdanında bir sızı hisseder ve tövbeyle halini arz edeceği bir varlığa sığınmak ister.
Hani çocuk hata yaptığında suçluluk duyar, odasına saklanır, başını yere eğer ve anneden kaçar yaptığı hatayı telafi etmek ister. Annenin çocuğu affetmesi onu rahatlatır, kendini iyi hissetmesini sağlar. Bütün bunlar doğası bakımından insanın haram ve yasaklara uygun olmadığını gösteriyor. Böyle zamanlarda kişi sığınacağı bir merci ve yaptığı hatayı ikrar edip af dileyeceği bir varlığa sağınır sığınır.
Kutsi hadiste Rabbimiz, "Ey insan, sen bana tövbe edip, benim affetmemi ümit ettikçe ne kadar hata işlemiş olsan da seni affederim. Ey insan senin günahın gökyüzünün bulutları kadar bile olsa, sen benden af dilediğin müddetçe günahının çokluğuna bakmam seni affederim. Ey insan bana yeryüzü dolusu hata ile gelsen sonunda hiçbir şirk koşmaksızın bana kavuşsan seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım " (Buhari, sahip 5, s25 63)
Allah insanın zayıflığını bildiğinden onu tövbe etmeye, günahından arınmaya teşvik ediyor.
Bağışlandığını hissetmek insanı rahatlatıyor ve yükünü hafifletiyor, onu yeniden hayata bağlıyor. Efendimiz, sık sık tövbe eder ve bu davranışıyla ashabına yol gösterirdi.
Hz. Âdem ve Hz. Havva‘nın tövbesi ise, bütün insanlığa yol gösterecek niteliktedir. Zira Hz Âdem ve Havva anamız burada iradi seçimlerini yaparak tövbe ettiler ve Rableri tarafından bağışlandılar. Hz. Âdem ve Havva‘nın yaşadığı pişmanlık duygusu ve Rableri tarafından bağışlanma isteği onların iradelerini bu yöne çevirmiştir.
Tövbe etmek ve Allah‘a sığınmak bizler için büyük bir imkân. Yani bu bizlere hayattayken hatadan geri dönme şansı veriyor. Ancak tövbemizde samimi olmamız gerekiyor. Kişi tövbe ettikten sonra aynı hatayı bir daha tekrar etmemeye gayret etmeli, aynı zamanda kendisi için af dilediği gibi başkalarının günahı için da af dilemelidir.
"Ey Muhammed! Hem kendinin, hem de mü‘min erkeklerin ve mü‘min kadınların günahlarının bağışlanmasını dile, istiğfar et. (47/19)
Tövbe etmek, kusurunu ikrar edip, geri dönmek farkındalık duygusu veriyor ve kişinin kendini otokontrol etmesini sağlıyor. Bu nedenle mümkün olduğu kadar haramdan uzak kalmaya ve her günümüzün muhasebesini yapmaya gayret etmeliyiz. Bu noktada bizi kurtaracak en önemli dinamik ise, iman, bilgi ve bilinçtir.
Günahlarımızın affı için tövbe kapısına koşmak bizler için bir imkandır bu imkanı değerlendirmemek ise gaflettir.




