Şair, yazar, gazeteci, araştırmacı, tiyatro oyuncusu, radyo ve televizyon program yapımcısı daha çok Yaşamdan Dakikalar‘ın dörtlüsünden (Nebil Özgentürk, Sunay Akın Haşmet Babaoğlu, Hıncal Uluç) biri olan Sunay Akın hemen hemen hepimizde bulunan oyuncak tutkusunu büyük bir özveri sonucunda dünyanın değişik ülkelerinden büyük çabayla toparlayarak bir müze haline getirmiş.
Amacı ise çocukların hayal gücünü geliştiren bu yegane oyuncakların aslında büyümüş çocuklar için de aynı değerde olduğunu anlatmaya çalışmak. Sunay Akın‘la çocukluğunu, oyuncaklara olan tutkusunu, Oyuncak Müzesi‘ni ve bundan sonraki amaçlarını, o kendine has heyecanlı çocuksu üslubuyla konuştuk. Verdiği cevaplar içten ve sevecendi. Aslında ülkelerin asıl güçlerinin, açtığı müzelerde gizli olduğu gerçeğini de kavrayan ve buna göre hareket etmeye çalışan Sunay Akın iddialı bir cümle kuruyor: ‘Müzede geçen bir saat bin kitaba bedeldir.‘ Bu cümledeki gerçeklik payını okurken kabullenemeseniz de aslında Oyuncak Müzesi‘ni gezince Sunay Akın‘ın ne denli haklı olduğunu anlayacaksınız.
Herkesin, aile bireylerinin aldığı veya kendi imkânlarıyla yaptığı oyuncaklarıyla ilgili anıları vardır. Bize meşgale amaçlı verilen o küçük oyuncaklarla zamanla bütünleşir, sanki bir ömür ondan kopamayacağız hissine kapılırız. Oyuncakların çocuklar üzerinde nasıl bir etki yaptığını çocukluğumda muziplik olsun diye kardeşimin oyuncak bebeğinin güzelim sarışın saçlarını kestiğimde anlamıştım. Benim ‘o sadece bir bebek‘ gözüyle baktığım oyuncak için kardeşim çocuksu gözyaşları dökmüş, onun hislerini anlamama neden olacak olayda ise tüm kötülüklerden kolladığım oyuncak trenimin arkadaşım tarafından kurma kolunun kırılması ve oyuncağımın işlevini kaybettiğinde idrak etmiştim. O zamanki çocuksu duygularla vücudumdan bir parçamın eksildiğini hissettim. Büyük ihtimal de hepimizin çocukluğuna ait buna benzer unutulmayacak anıları mevcuttur. O anıları hatırladığımızda kimi zaman gülümser, kimi zaman da çocuksu bir hüzne kapılırız. Anıları gömdüğünüz yerden çıkaracak ve sizleri ‘keşke çocukluğuma geri dönsem‘ hissini yaşatacak dünyanın değişik ülkelerinden toparlanmış oyuncakların bulunduğu İstanbul Oyuncak Müzesi sizleri, çocuklarınızı ve içinizde sakladığınız çocuğu bekliyor.
Sizi daha çok tiyatro, televizyon programlarınızdan ve kitaplarınızdan tanıyoruz. Kültürel birikiminizi her yönüyle insanlarla paylaşma telaşındasınız. Bu kadar başarılı bir sanat geçmişinizin yanında bir de Oyuncak Müzesi‘ni kurmak nereden aklınıza geldi?
Kültür etkinliklerine davetli olarak devamlı yurtdışına çıkıyorum. Yine bir edebiyat ve kültür etkinliğine katılmak için Almanya‘nın Nürnberg kentine gittim. Bu dediğim 19-20 yıl önceydi. Gittiğim her yerde kendime ayırabildiğim zamanları müze gezerek değerlendiririm. Yapı olarak da müzeleri çok severim ve genelde müzeleri ben açar, ben kapatırım. Hayatta en mutlu olduğum yerler müzelerdir. Nürnberg‘de de bir oyuncak müzesi olduğunu duydum. ‘Oraya gideyim 2 saatte gezer sonra da çıkarım‘ diye düşündüm. İçeri girdiğimde inanılmaz etkilendim. Ben daha dolaşmamı tamamlamadan günümün bittiğini öğrendim ve görevlinin ‘kapatıyoruz‘ ikazıyla karşılaştım.
Önce hayal et, sonra gerçekleştir
O müzede neyin farkına vardınız. Çünkü Türkiye‘de henüz böyle bir müze mevcut değildi. O eksikliği nasıl hissettiniz.
O müzede şunu öğrendim, ‘insan önce hayal etti, sonra gerçekleştirdi.‘ Yani aya gitmeden önce aya gidilmenin hayalini kurarak insanlar oyuncaklar yaptı ve o oyuncaklarla oynayan çocuklar aya gitti. İnsanı aya çıkaran oyuncakları ilk Amerikalılar 1920‘li yıllarda yaptı. Biz o yıllarda çocuklarımıza kaynana zırıltısı arıyorduk. Onlar ise çocuklarının beynine ayı ve uzayı yerleştirdi. O oyuncaklarla oynayan çocuklar NASA‘yı kurup aya gitti.
Bu olumlu örneğin yanında kötü bir örnek de verebiliriz. Hitler 1933 yılında iktidara geldiğinde ilk iş olarak çok sayıda oyuncak asker üretti. Önce çocukların beyinlerini ve oyunlarını işgal etti. Tarihçiler 2. dünya savaşını 1939 yılında Nazilerin Polonya‘yı işgaliyle başlatır. Aslı ise 1933 yılında Hitler önce çocukların oyunlarını işgal etti ve oyuncaklarla oynayan çocuklar savaş başladığında o askerlerin yerine geçtiler. Nürnberg‘deki müzede bunu anladıktan sonra merak edip başka nerede oyuncak müzeleri var diye araştırdım. Stockholm‘de, Londra‘da, Zürih‘de, Lizbon‘da ve daha birçok ülkede oyuncak müzelerinin olduğunu gördüm. Bunları görünce kendime, ‘neden benim ülkemde oyuncak müzesi ya da bu zenginliği, bu birikimi neden benim insanlarım yaşamasın‘ sorularını yönelttim. Daha sonra da oyuncak müzesini kendi ülkeme kurma kararı verdim.
Müzeniz oldukça geniş oyuncak yelpazesine sahip. Bunları nerelerden tedarik ettiniz ve ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Öncelikle 4 yıl boyunca oyuncağın tarihini araştırdım. Daha sonra Berlin‘de bir antikacıdan müze için ilk oyuncağımı satın aldım. Devamında ise Amerika, Japonya ve Avrupa‘nın değişik ülkelerinde açık artırmalara katılarak gördüğünüz oyuncakları temin ettim. Kitaplarımdan, tek kişilik sahne oyunumdan, yaptığım televizyon ve radyo programlarından kazandığım tüm parayla gördüğünüz oyuncakları temin ettim. Aslında bu müzeyi okurlarım ve izleyenlerimle birlikte kurduk. Onlara bir nevi sürpriz yapmış oldum. Bence sanatçı ödül peşinde koşmaz toplumuna ödül verir. Beni var eden bu toplum, bu millet ve Türkçedir bu da benim insanlara naçizane bir armağanım olsun.
Açılışı ne zaman gerçekleştirdiniz?
Müzemizi 23 Nisan 2005 günü aileme ait bu konakta açıktık. Bu konaklardan İstanbul‘da ve özellikle de semtimizde mevcutken birçoğu yıkıldı. Fakat biz koruduk, korumakla da kalmayıp ‘Oyuncak Müzesi‘ne dönüştürdük. Müzemiz Kültür Bakanlığı denetiminde ve Dünya Müzeler Birliğince kabul edilmiştir. Müzemiz ayrıca bu yıl Avrupa‘nın En İyi Müzesine aday oldu. Ekim ayının ortalarında jüri gelecek ve müzemizi denetleyecek. Oldukça iddialıyız. Ödüle en yakın üç dört müzeden biri olarak değerlendiriyoruz ve İnşallah bu ödülü alırız.
Peki oyuncak bağışı kabul ediyor musunuz?
Hayır oyuncak bağışı kabul etmiyoruz. Çünkü her oyuncak müze değeri taşımaz. Ne yazık ki bizim ülkemizde de müzelik oyuncak bulunmuyor. Biz şimdi 5. yaşımızdayız. Yurtdışından da hediye kabul edemiyoruz zaten bunlar çok değerli olduğu için bu tür pahalı bir şeyi bağış olarak kabul etmek doğru olmaz.
Oyuncakların öğrettiği tarih!
Müzenizde birçok milletin yaşam biçimini, icatları, tanıdık figürleri, değişik kültürlerin ev halini görüyoruz. Bunları gören insanlarda ve çocuklarda nasıl bir etki uyanıyor?
Müzeler bir toplumun demokrasisinin gelişiminde çok önemli bir yere sahiptir. Bugün bizden ilerde olan toplumlara baktığımız zaman müzelerinin çok olduğunu görüyoruz. Dünyaya hükmeden Amerika‘da 17 bin 500 müze bulunuyor. Biz Doğulu toplumlar Amerika‘yı tarihi yok diye beğenmeyiz. Fakat onlar dünyadaki her yerdeki bilgiyi toplamışlar. Bir Alman her gün bir müzeye gitse ömrünün 16 yılını sokağa çıkmadan müzelerde geçirebilir. Öncelikle şu soruyu sormalıyız AB ülkeleri önce müze kurup sonra mı bu zenginliğe kavuştu, yoksa önce zengin olup da mı sonra müzeleri kurdu? Tabii ki önce tarihini müzelerde sergiledi. Bunlar bilgiye sahip olduğu için dünyada söz sahibi oldular. Oyuncak müzeleri son 30-40 yılında ortaya çıkıyor. Yani yeni yeni çıkıyor ve fark edildi ki oyuncağın gelişimi uygarlığın gelişimidir. İstanbul Oyuncak Müzesi‘ni gezdiğinizde Sanayi Devrimini, uçağın gelişimini, treni, uzay araçlarını, vapuru, kültürlerin nasıl yaşadığını, 100 yıl önce Avrupa‘da bir evin ne şekilde olduğunu, Amerika‘nın tarihini, Kızılderililerin yaşam biçimini görebiliyorsunuz. Buradan da oyuncaklar, üretildiği dönemin tanığıdır ibaresini çıkarabiliyoruz.
Müzenin çocuklarda bıraktığı etki az çok tahmin ediliyor ya büyükler...
Müzemizi gezen çocuklarımız ve büyüklerimiz büyük birikimle buradan çıkıyor. Özellikle de büyükler buradan bir elinde çocukları bir elinde de kendi çocukluklarıyla çıkıyorlar.
Demokrasi ve bir adalık o toplumun müzeleriyle mümkündür. Bizdeki en büyük eksiklik budur. Farklı farklı olsalar da bir arada yaşayan toplumlara bakın orada müzeler çoğunluktur. Nerede dikta ve faşizan bir yönetim varsa orada da müze yoktur. Bir toplum, ibadethaneleri gibi müzelerinde değerli olunduğunu anlamalı. Bunu anlayan toplumlar bir arada yaşayabiliyor ve demokrasi sağlanabiliyor.
Oyuncak Müzesi‘ne yurt dışından gelen talep ne boyutlarda ve daha çok hangi ülkelerden geliyorlar.
Japonya, Brezilya, Kanada‘dan gelenler oluyor. Artık turistler İstanbul‘a gelirken bir Oyuncak Müzesi‘nin olduğunu bilerek geliyor. Lakin müzemizin sokağında hâlâ müzemizi görmeyenler mevcut. Beni de işin bu tarafı ilgilendiriyor. Ben nasıl olurda kendi insanıma müze sevgisini aşılarım derdindeyim. Çünkü müzede geçen bir saat bin kitaba bedeldir. Bin kitabın veremeyeceği bilgiyi 1 saatlik müze gezisinde alabilirsiniz. Öğrenir, bilgilenir, ufkunuz açılır ve beyninizdeki duvarları yıkabilirsiniz.
Köşkü yıkmadık müze yaptık
Oyuncaklar kutu gibi duran köşkle oldukça iyi bütünleşmiş. Köşkün tarihi hakkında bilgi verir misiniz?
Köşkün 100 yıllık bir geçmişi var. Yaklaşık 20 yıl önce de köşk bize geçti. Biz bu köşkü yıkmak yerine restorasyonunu yaptık. Etrafımdakilere bakıyorum da herkes de bir sanat sevdası var. Herkes kendi tarihinden, atasından, geleneğinden ve geçmişinden övünçle söz ediyor. Peki bu tarihi eserleri ve köşkleri kim yıkıyor. Asılında büyük bir yalanın içerisindeyiz Çünkü Göztepe‘de yüzlerce Kadıköy‘de ise binlerce bu köşkten vardı ve maalesef şimdi oldukça azaldı. Bizim müzemizin bulunduğu sokağı eski bir İstanbul sokağı havası verebilmek için saolsun Kadıköy Belediyesi parke taşlar döşetti. Zürafa heykelleri de sokak lambası görevi görüyor. Çünkü bu bölgede ilk konağı Mehmet Münih Paşa yaptırdı ve zamanında Mehmet Münih Paşa konağına zürafa heykeli koydurmuş. Bu yüzden bu bölgenin adı halk dilinde Zürafalı Bahçeydi. Sokak lambalarımızda tarihimize bir göndermedir.
Müzenizde daha çok yabancı ülkelerin oyuncakları mevcut, bizim oyuncak üretiminde geri kalmamız ve bize özgü oyuncağın bulunmamasını neye bağlıyorsunuz?
Maalesef bize özgü oyuncağımız yok. Eyüp oyuncakları olduğu söylenir onlarda Batı oyuncaklarıdır. Hacivat ve Karagöz‘ü ayrı tutmalıyız çünkü onlar gölge oyununa girer. Tarihi Eyüp oyuncakları da taklittir. Aslında gelişim böyle olur. Elbette bir şeyleri taklit ederek başlarsın fakat oyuncak alanında özgünlüğümüze izin verilmiyor. Yoksa kimse şiiri, edebiyatı müziği ben keşfettim diyemez herkes bir şeyleri taklit ederek amacına ulaşır. Fakat kendimize özgü bir söylemimiz olmalıdır. Şu anda dünyada çok güzel oyuncaklar üretiliyor. Özelikle de Çin dendiğinde kötü oyuncaklar akla gelir. Aslında en iyi oyuncaklar orada üretilir. Maalesef o güzel oyuncaklar bize gelmiyor. Bizim ithalatçılarımız o oyuncakları bize getirmiyorlar. Onlar da kendilerine göre haklı. Ben onlara ‘neden güzel oyuncak getirmiyorsunuz?‘ dediğimde, ‘Kimse satın almaz ki‘ cevabını alıyorum Bizde oyuncağa verilen paraya acınır. Sakın birisi çıkıp da bana, ‘dar gelirliyiz, maaş yok, zor geçiniyoruz‘ demesin çünkü bu büyük bir yalan. O kadar çok lüzumsuz şeye para harcıyorlar ki. Fakat iş çocuğa gelince geçim sıkıntısı oluyor. Bana göre bir aile bütçesinin her şeyi çocuğun gelişimidir ve öyle olmalıdır.
Özel müzeciliğin sorunları çok
Peki daha sonra oyuncak atölyesi açma fikriniz var mı?
O çok afakî bir konu, ben zamanımı bu müzeyi ayakta tutabilmek için harcıyorum. Ne yazık ki özel müzeciliğin sorunları fazla olduğundan zorlanıyorum. Ben müzeliğin ömrünün gelişmesi için mücadele veriyorum. Önümdeki engellerde kasıt aramıyorum. Ancak müzeciliğin önünü açacak bir çalışma yapılmadı. Benim holdingim yok. Bu ülkede müzeleri sadece holdingler kurmamalı sadece üç tane holdingimiz çıktı müze açan Koç, Sabancı ve Eczacıbaşı. Peki biz müze açılması için dördüncüsünü mü bekleyeceğiz. Sözünü ettiğimiz Avrupa‘daki binlerce müzeyi kim kurdu. Tabiî ki özel müzeciler. Özellikle de koleksiyonerlerin müzeciliğe yönlendirilmesi gerekir. Ben bu alanda mücadeleme devam edeceğim. Bu anlamda bana Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün dâhil birçok kişi yardımcı oluyor. Sorunlarım çok ama şikâyetçi değilim. Bilerek bu yola çıktım. Yolu kar kapladığı zaman yolları açan kar araçlarının şikâyete hakkı olmadığı gibi benim de bu anlamda şikâyetim olmamalı diye düşünüyorum.
Fotoğrafımdaki gemiyi yıllar sonra buldum
Bu kadar oyuncaklarla iç içe olduğunuza göre sizin oyuncaklarla ilgili birçok anınız vardır. Bunlardan birini bizimle paylaşır mısınız?
5 yaşında ve Trabzon Meydanındayım. Sünnet olmayı beklerken hatıra fotoğrafı çekilecek dendi. Daha sonra bir fotoğrafçı geldi ve elime demirden oyuncak bir gemi vererek bana ‘oyuncakla poz ver‘ dedi. Pırıl pırıl elbiseler, elimizde asa, padişah havasındayız. Başımıza geleceklerden habersiziz tabi. Fotoğraf çekiminden sonra ise gemiyi benden aldı ve gitti. Ben orada kalakaldım. İki gün sonra fotoğraf tab edildiğinde o gemiyi gördüm ve onunla hiç oynayamadığımı fark ettim. Bir an elimdeydi sadece. Yıllar geçti ve tabii ki müzeyi kurmaya karar verdik. Her yerden oyuncak alıyorum. Ama aklım hep o gemide ve bir gün karşıma çıkacak mı diye kendi kendime soruyorum. 5 yıl önce Almanya‘nın Bielefeld kentinde bir antikacıda o oyuncağı gördüm. Oyuncağı o dükkândan aldım ve dükkândan çıkar çıkmaz da koşmaya başladım. Korkuyorum ki antikacı peşinden gelip, ‘efendi oyuncağı satmaktan vazgeçtim oyuncağı geriver‘ diyecek. Aslında Almanya‘da o şekilde koşmak büyük tehlike çünkü polis durdurur ve ‘Bir şey mi çaldın. Neyden kaçıyorsun‘ diye sorar. Aslında ben o oyuncak gemiyle elimde koşarken 5 yaşındaki Sunay Akın‘dım. İçimde ise sanki o fotoğrafçı peşimden gelip oyuncağımı elimden alacak hissi vardı. O oyuncak gemiyi şimdi burada sergiliyoruz.
Çocukluğunuzdaki diğer oyuncaklara ne oldu peki, onları da burada sergiliyor musunuz?
Benim annem bizim oyuncaklarımızı mahallemizdeki ihtiyacı olan çocuklara verirdi ve çok da güzel yapardı. Bu bizim gibi toplumlarda bir dayanışma örneğidir aslında. Bu yüzden de bizde çok fazla eski oyuncak çıkmaz. Bizim oyuncak tarihimiz de fazla değildir zaten. Çünkü biz oyuncağı çocukları oyalayan gereç olarak görüyoruz. Aslında oyuncağı çocuğun zekâsını geliştiren, hayal gücünü artıran bir araç olarak düşünmeliyiz.





