28 Şubat‘ın sonucu mudur bu, yoksa modernizmle kafa kafaya gelmenin yan tesiri midir, bilmem. Dindarların genelde konuşan ve yazan kesimine atfedilen ama bence sokaktaki yoksulundan, cipinde gücünde burjuvasına kadar hepsinde başgösteren bir hal var:  Dini, rasyonel bir dil ve matematik argümanlarla açıklama girişimi.

Bir bakıyorsunuz, namazın vücuda yogadan daha faydalı olduğunu söyleyen hocalardan açılıyor şansımız; bir başkası öte taraftan, denize haşemayla girmenin güneşin kanserojen etkilerinden korunmak anlamına da gelebileceğinden hareketle çok "akıllıca" bir seçim olacağından sözediyor.

Öyle ya, gövdeyi başkalarının görüşüne açmamak gerektiği, yeterince akılcı ve yeterince modern yollarla vaz‘edilirse "onaylanabilir" belki.  Zekat‘ın verdiği manevi tatmin hissinin hangi Hint Felsefesi‘nde, hangi arınma inzivalarında bulunabileceğini sorup sorup duruyoruz sözgelimi kendimize.  Bunu, "veren el alan elden üstündür"ü içselleştirmek adına mı yapıyoruz, yoksa vererek eksilttiklerimiz dışında eksilen başka şeyler de mi var, bilemiyorum  İnanmanın lezzetine akılla vasıl olmanın bir itikad tekniği olarak varolduğundan ve bunun güzel bir seçenek olduğundan sözetmiyorum.  İnancı akıl dışındaki hiçbir araçla tartamaz noktaya gelmekten, rasyonel gerekçeler dışındaki hiçbir veriyi beğenmemekten bahsediyorum...

Orucu, oruç olduğu için sevmek ve Allah öylesini emrettiği için tutmak gerekli. Ötekini anlamaya gelince, herhalde önce koşar adım israf, gösteriş ve kapitalizmden kaçmak gerekli. Ötekini anlamaya başlar insan zaten böyle böyle...

Özlem Albayrak YENİŞAFAK

Muhabir: Haber Merkezi