Türkiye gerçekten çok zor bir süreçten geçiyor. Bir yandan Ortadoğu'daki ateş çemberi, diğer yandan yüreklerimizi yakan terör belası... Büyük Ortadoğu Projesi'nde kendisine biçilen rol dışında hiçbir adım atamayan hükümet, siyonist İsrail'in Filistin ve Lübnan'daki vahşetine aktif şekilde müdahale edemedi. Ortaya çıkan krizde aktif rol oynaması gereken Türkiye, Siyonistlerin kuklası Amerika'nın ağzına bakan bir politika izlemeye devam ediyor.
Ortadoğu yanıyor, yüreklerimiz sızlıyor... D-8'ler devreye sokulsaydı böyle mi olurdu? Millî Görüş iktidarda olsaydı, Siyonistler böyle azabilir miydi? Geçtiğimiz hafta Eyüp Feshane'de Kıbrıs Barış Harekatı'nın 32'nci, Saadet Partisi'nin 5'nci kuruluş yıldönümü kutlandı. Programa Millî Görüş Lideri, 54. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin efsane Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan da şeref misafiri olarak katıldı. Yıldızlar Buluşuyor programında Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın yaptığı konuşma, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu ve dünya gerçeklerini özetlemekteydi. İşte bu konuşmanın tam metni:
"Esselamü Aleyküm Aziz ve Muhterem Kardeşlerim. Bugün dünyanın başşehri İstanbul'dayız. İstanbul'un manevi Fatihi, Peygamber Efendimizin Mihmandarı ve Sancaktarı, Vahiy Katibi Eyüp el Ensari Hazretleri ve arkadaşlarının manevi huzurundayız. Tarihi Feshanedeyiz. Bu Feshane, Sultan Abdulhamid Han tarafından kurulmuş olan bu tarihi fabrikanın bahçesindeyiz. Ve iki değil üç şeyi birden kutluyoruz. Bunlardan birisi Millî Görüş Harekatı'nın 1969 yılında başlamış olması dolayısıyla o günden bugüne kadar geçen 37 yıllık dönemi kutluyoruz. Onun beşinci senesinde yapılmış olan Kıbrıs Barış Harekatı'nı 32. sene-i devriyesini kutluyoruz ve Saadet Partimizin kuruluşunun 5. sene-i devriyesini kutluyoruz. Cenab-ı Allah, bütün bu adımların hepsinin gerek bu bahçede bulunan, gerekse televizyonları başında bizi seyreden, gerekse seyretme imkanı bulamayan bütün kardeşlerimizin hepsi için iki cihan saadetine vesile kılsın, insanlığın kurtuluşuna vesile kılsın.
Niçin Eyüp Sultan?
Bundan tam 37 yıl evvel, 1969 yılında Millî Görüş Harekatı başlamıştır. Onun beşinci yılında Kıbrıs Barış Harekatı başarılmıştır ve beş yıldan beri de Saadet dönemini yaşıyoruz. Bunların hepsi Millî Görüş'ün adımlarıdır. Böyle bir kutlamayı elbette Eba Eyüp El Ensari'nin dizinin dibinde yapmamız gerekiyordu. Onun için buradayız. Elbette büyük tarihi eser Feshane Fabrikası'nın bahçesinde yapmamız icap ediyordu. Onun için buradayız. Önce bu noktayı açıklamak istiyorum. Hepinizin bildiği gibi Eba Eyüp el Ensari Hazretleri Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın bayraktarı. Kendisi, bütün hayatı boyunca İslam Ordularının bayrağını taşımış bir insan. Doksan küsur yaşında 6 oğluyla beraber gelip İstanbul'un fethedilmesi için Cihad eden ve bu surların önünde, bu bayırlarda, şehid düşen eşsiz büyük insan. Allah, O'nun şefaatinden bizi ayırmasın. Her zaman 29 Mayıs anmalarında tekrar etmişizdir. Bir insan Eba Eyüp el Ensari Hazretleri'ni 90 küsur yaşında beyaz atının üzerinde şaha kalkmış görürse, Bizans'ın oklarına ve Gregoryan ateşlerine karşı 2 tarafında 3'er tane oğluyla beraber...Bu manzarayı hatırına getirirse, iman nedir, şuur nedir, azim nedir, bunu görmüş olur. Milli Görüş nedir? Bunu görmüş olur. Ondan dolayı Millî Görüş'ün kutlamasını Eba Eyüp el Ensari Hazretleri'nin dizinin dibinde yapıyoruz.
Bu Fabrikaya gelince, bu fabrika bunda 100 sene önce yapıldı. Önemli olan bu fabrikanın yapılması esnasında karar verirken ortaya konulan düşüncedir. Sultan Hamid zamanında bu fabrika kurulurken denildi ki: "Artık dünyada sanayie geçiliyor. Biz dünyanın en büyük devletiyiz. Bizim herkesin önünde olmamız lazım. Binaenaleyh bizim de tekstil fabrikaları kurmamız lazım. Ne kadar büyüklükte fabrika kuracağız? İngiltere'nin 9 fabrikası ne kadarsa, en aşağı onun 4 misli büyüklükte kurmalıyız. Çünkü biz Osmanlıyız" diye düşünülmüş ve bu fabrika kendi tarihinde en büyük sanayi tesisi olarak kurulmuştur. Nasıl ki Hereke Fabrikasını Sultan Abdülhamit, "En kaliteli kumaş dokumak için" kurduysa, o günden bu güne kadar hala en kaliteli kumaşlar orada dokunuyorsa, burası da Osmanlı'nın azametini gösteren tesis olması itibariyle şu anda içinde bulunmaktan şeref duyacağımız bir eserdir. İşte üç kutlamayı bu eserin bahçesinde yapmamızın sebebi budur.
İnsanlığın kurtuluşunu kutluyoruz
Çok aziz ve muhterem kardeşlerim! Şimdi 37 sene geçti. Artık Millî Görüş'ü sadece Türkiyemiz değil, bütün dünya tanıyor ve artık Millî Görüş sadece Türkiye'nin kurtuluş harekatı değil, bütün insanlığın kurtuluşunun, yeni bir dünyayı kurmanın adı olmuştur. Bu gerçeği sizlere birkaç cümle ile açıklamak istiyorum: Bildiğiniz gibi şu geçirdiğimiz 37 yıl esnasında, bir yandan solcu işbirlikçilerini iktidara getirip millet olarak denedik. Diğer yandan sağcı işbirlikçilerini iktidara getirip denedik. Ne gördük? Bizim büyük tarihimiz, şerefli inancımızla kabili telif olmayan, sadece başkalarına bağlı olan, sadece taklitçi, sadece onların arkasından yürüyen ve her şeyi berbat eden, Allah'ın verdiği nimetler içersinde bu Millete ıstırap çektiren yönetimlerden başka ne gördük? Otuzyedi yıl artık kurtuluşun yalnız ve yalnız Millî Görüş'te olduğunu apaçık bir şekilde ortaya koymuştur. Bugün bunu herkes görüyor. Her zaman söylediğimiz gibi, bir kısmı itiraf ediyor, bir kısmı ise buna inanıyor, itiraf için sırasını bekliyor. Yoksa gerçek ortadadır. Kırk yıldır bu inanan insanlar, yani sizler, çalıştınız da ne oldu? Hiç biri boşa gitmedi. Büyük bir devrim yaptınız. Bugün insanlığın tek kurtuluş ümidisiniz. Ondan dolayıdır ki, Millî Görüş'ü kutlarken, biz aslında insanlığın kurtuluşunu kutluyoruz.
Millî Görüş'ün üç temel esası
Millî Görüş, yapısı itibariyle üç temel esastan meydana gelir. Bunlardan bir tanesi materyalist değil, Maneviyatçı olmaktır. Allah'a ve ahirete inanan olmaktır. İkinci temeli ise; insanın nefis terbiyesini esas almasıdır, nefsine esir olması değil. Üçüncü temeli ise; bunların sonucu olarak Hakkı üstün tutmaktır, kaba kuvveti değil. Bir insan zihniyet itibariyle bu temel esaslarla yoğrulmuş ise, o insana Cenab-ı Allah çalışırken yardım eder ve bu yardımıyla da o insana 3 temel şeyi fiziki olarak nasip eder. Bunlar da hepinizin bildiği gibi Hidayet, Feraset ve Dirayettir. Hidayet ne demek? Hayırla şerri ayırmak. İnsanların saadetine ne vesile olur, insanların saadetini ne engeller? Bunu ayırma kabiliyeti Allah'ın verdiği bir nurdur. Hidayetle ancak ulaşılır. Bunun arkasından sizin hidayetiniz var ise Cenab-ı Allah size ayrıca bir feraset verir. Feraset demek; insanların hayrına olan işlerin detaylarını, o hayırlı olan işe nasıl ulaşılacağını idrak etmek demektir. Dirayet ise; o hayırlı olan işe ulaşma vasıtasını gerçekleştirme, azmi, aşkı, kabiliyeti demektir. Bunu size bir misalle açıklamak istiyorum. Bir ülkenin en büyük gücü tankı değildir, mali gücü de değildir. Ya? İnançlı evlatlarıdır. İspatı: bizim milletimizin bütün tarihidir. En büyük güç, inançlı evlatlardır. Şimdi bir insan bu gerçeği görürse, o insana Allah bunu hidayeti sayesinde vermiştir. O insana verdiği hidayet ile o insan bunu görebilmektedir.
O halde evlatlarımızı inançlı insan olarak yetiştirmek için, manevi eğitime büyük önem vermeliyiz. İmam-Hatip Okullarımız, Kur'an Kurslarımız, İlahiyat Fakültelerimiz, dini öğreten her türlü çalışmalar, bütün bunların hepsi, milletin manevi yapısını güçlendireceği için son derece faydalı adımlardır. Eğer bunu hissediyorsanız, feraset sahibisiniz. Manen güçlü olmanın en büyük ehemmiyete haiz olduğunu idrak etmek hidayettir. Buna ulaşmanın vasıtası olarak bu söylediğimiz kuruluşları yapmak gerektiğini anlamak ferasettir. Bu kuruluşları bizzat kurmanın adı da dirayettir. İşte Cenab-ı Allah Millî Görüşçülere onların inancındaki Allah'a teslimiyetten dolayı, inançlarındaki manevi yapıdan dolayı yardım eder ve onlar hidayet, feraset ve dirayet sahibi olurlar.
Uydu değil lider ülke Türkiye
Şu söylediğimiz gerçeklerin en acı tecrübesini dört seneden beri yaşıyoruz. "Milli Görüş Gömleği'ni çıkarttık" diyen bugünkü yöneticiler, görüyorsunuz, nereden nereye yuvarlandı geldiler. Vaktiyle, Allah'ın verdiği hidayetle gerçekleri nasıl görüyorlardı. Allah'ın vermiş olduğu ferasetle ne yapmaları gerektiğini ne kadar güzel anlıyorlardı. Onları yapmak hususunda ne kadar başarılı ve beceriliydiler. Dirayet sahibiydiler. Şimdi ise hidayetleri karardığı için gördüğünüz gibi hayır ve şerri ayıramıyor. Hayır diye şerre hizmet ediyor. Ve böylece adım adım adım helake doğru gidiyor. Yaşadığımız 4 yıl bir laboratuar denemesidir. Milli Görüş'ten uzaklaşıldığı zaman, demin söylemiş olduğumuz manevi yapıdan uzaklaşıldığı zaman, nasıl bir insanın hidayetini, ferasetini ve dirayetini kaybettiğini açık bir şekilde gösteren bir deneme dönemi olmuştur.
Önce Ahlak ve Maneviyat
Şimdi bu fiziki ve kimyevi tahlilin arkasından Milli Görüş'ün ne olduğunu daha iyi açıklamak için şu gerçekleri çok kısa birer cümle ile ortaya koymak istiyorum. Size iki şeyi kısaca takdim edeceğim. Bunlardan bir tanesi Saadet Partimizin Genel Başkanı Recai Kutan beyin 9 Nisan tarihli Saadet Partisi'nin Büyük Kongresi ardından yeni idare heyetini oluşturan arkadaşlarını takdim ederken yapmış olduğu basın toplantısında açıklamış olduğu şu onbeş tane slogandır. Bu sloganları insan dikkatli bir şekilde dinlerse, bunlara kulak verirse, Milli Görüş'ün ne olduğunu daha iyi anlar ve neden kurtuluşun Milli Görüş'te olduğunu daha açık bir şekilde inanarak kavrar. Bu sloganları size okuyorum. Milli Görüş'ün 37 seneden beri en önde yürüyen sloganı hep "Önce ahlak ve maneviyat" sloganı olmuştur. Gerçekten de her şeyin temeli ahlaka dayanır. Ahlakın temeli de maneviyata, ahirete inanca dayanır. Bu ortadan kalktığı zaman, hiçbir şey kalmaz. Sadece vahşet çıkar. İş sadece insanların birbirini parçalamasına varır.
Zilletten izzete, sefaletten saadete
Bu sebepten dolayıdır ki, Milli Görüş, en önde "Önce ahlak ve maneviyat" bayrağını yürütmekle en isabetli hareketi yapmaktadır. Milli Görüş, işte ahlaka sarılmış olduğu için, Milli Görüş ülkemizi daima izzet ve şerefle temsil etmiştir.
Şu geçirdiğimiz 4 senelik döneme bakın. Gideceksiniz Batılılara: "Sizin Medeniyetiniz bizimkinden de üstün. Biz, yenilmiş bir medeniyetin sahipleriyiz. Ne olursunuz, bizi aranıza alın. Ne pahasına olursa olsun alın" diyeceksiniz. "Bu zat benim dünürümdür" diyeceksiniz, ensesini, kulağını öpeceksiniz, "Bizi aranıza alın" diye gideceksiniz. Bu bütün tarihimiz boyunca hiçbir dönemde görülmemiş olan bir davranıştır ve bizim şerefli tarihimizle ve inancımızla asla bağdaşmaz. Ondan dolayıdır ki, Milli Görüş'ün, Saadet Partisi'nin bugünkü sloganlarından bir tanesi, "Zilletten izzete, sefaletten saadete"dir.
Hayim Nahum doktrini
Bugün görüldüğü gibi milletimiz şanlı tarihi ve inancı ile mütenasip bir şeref içersinde gözükmüyor. İtilip kakılıyor. Hiçe sayılıyor. Uşak yerine konuluyor. Yutulacak bir lokma gözüyle bakılıyor ve yakında yutulmak için hazırlanıyor. Bu zilletten kurtulmak ancak Milli Görüş'le mümkündür ve bugün hakikaten üzerimizde uygulanan Hayim Nahum doktrini dolayısıyla: "Türkiye'yi aç bırakacaksınız. İşsiz bırakacaksınız. Borca esir edeceksiniz. İnancından uzaklaştıracaksınız. Yumuşak lokma yaparak, Büyük İsrail'in içine katacaksınız. Büyük İsrail'in emniyetini temin edeceksiniz" Doktrinin, yapılan uygulamalarının en acı tatbikatını şimdi bu dönemde yaşıyoruz. Görüyorsunuz, Milli Görüş'ten uzaklaşıldığı için Türkiye'de "Hayvancılık" diye bir şey kalmadı. Bir milyon köylümüz köyünü terk etmek zorunda kaldı. Çünkü tarım diye bir şey kalmadı. Köylünün içinde olanlar biliyor. Ekerse daha çok zarar ediyor. Allah'ın vermiş olduğu meyveleri toplamaya kalkar, onları paketleyip satmaya kalkarsa, daha çok zarar ediyor. "İşte bahçem, buyurun, gelin, istediğiniz alın, götürün" demeyi tercih ediyor. Çünkü ekonomik şartlar IMF'ye teslim edilmiş. "Türkiye üretim yapmasın, aç kalsın, işsiz kalsın" Buna göre ayarlanmış bulunuyor. İşte bu sebepten dolayı sefaletin içindeyiz.
50 Milyar dolar İsrail'e gidiyor
Yılda 50 milyar dolar borç ödüyoruz. Şu ödediğimiz borç, bütün dünyadaki aç insanları doyurmaya yeter de artar bile. Ne yazık ki bu borçlar ödeniyor, gidiyor İsrail'in bugünkü Lübnan'da ve Filistin'deki kardeşlerimizi imha eden füzelerinin parası olarak katliama vesile teşkil ediyor. İçine düştüğümüz düzen, yönetimimiz ve yaptığımız iş, ne yazık ki budur. Ondan dolayıdır ki sefaletten saadete geçmek, ancak Saadet Partisiyle, Milli Görüş'le mümkündür. Bundan başka "Milli Görüş, açlığa, işsizliğe, borca, inanç tahribatına hayır diyen görüştür." Yani Hayim Nahum doktriniyle olmayacak. Ya? Tam tersine Yeniden Büyük Türkiye kurulacak ve bütün insanlık kurtarılacak.
Uydu değil, lider ülke Türkiye
Türkiye zaten her zaman lider ülke olmuştur. Ondan dolayıdır ki bugün bütün insanlık kurtuluşu Türkiye'den beklemektedir. "Efendim, Lübnan'da, Filistin'de bu kadar katliam oluyor. Niye bu Müslüman ülkelerden hiçbirisi bunu engellemiyor?" demeye bizim hakkımız yok. Neden? E, tarih boyunca bu vazifeyi biz yaptık. Bugün yine yapması icap eden varsa biziz. Biz yapmadıktan sonra başkasından beklemek hakkımız var mı? Yapacaksak, biz yapacağız. Kim yapacak bunu? Türkiye yapacak. Nasıl yapacak? İşte bu Milli Görüş'le yapacak. Bu toplantılar boşuna yapılmıyor. Bunları yapmak için yapılıyor.
Yaşanabilir, Yeni bir Türkiye ve Yeni bir Dünya
Yaşanabilir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni bir Dünya, insanlığın kurtuluşu için şarttır. Şu Birleşmiş Milletlerin haline bakın. Toplanamıyor. "İsrail daha fazla katliam yapsın" diye! Aman Ya Rabbi! Şu hale bakın! En ufak bir kınama kararı alamıyor. Bu nasıl Birleşmiş Milletler yahu? Nasıl Birleşmiş Milletler? Bugün emin olunuz ki eğer Milli Görüş iktidarda olsa, bir gün bu BM'nin içinde durmaz, bütün Müslüman ülkelerle ayrılır, insanlığa saadet getirecek yepyeni başka bir Birleşmiş Milletler kurar.
Afganistan, Irak, sıra sana gelecek!
Saadet Partisi'nin bir sloganı da "Afganistan, Irak, sonunda sıra sana gelecek!" denmiş idi kongre günü. Şimdi görüyoruz, ateş nasıl bacaya doğru yaklaşıyor. O zaman Afganistan, Irak'tı, arkasından Filistin alevlendi, Lübnan alevlendi, alevler kapımıza geldi, dayandı. Bunu biz 40 senedir söylüyoruz ve bugün 40 senedir söylediğimiz bu gerçeklerin yıldönümü olarak bir kere daha ortaya koyuyoruz. Bütün bu faaliyetlerin hepsinin hedefi Türkiye'dir. Türkiye yutulmak suretiyle, bu ırkçı emperyalizm, "Büyük İsrail"i kurarak, bütün dünyayı esir etmek için çalışıyor. Bunlara yardım edenler işbirlikçi zihniyetlerdir. Bunlara karşı, bütün insanlığın hakkını vermek üzere, adil bir düzeni kurmaya çalışanlar da Milli Görüşçülerdir.
Milli Görüş'ten başka kurtuluş yolu yoktur
Şimdi bugüne kadar, 40 yıldan beri, demin de söyledim: Solcu işbirlikçiler, sağcı işbirlikçiler denendi. En sonunda ne gördük? En sonunda Milli Görüş'ün bir kısmını aldılar, erittiler, onları menevişlediler, alladılar, pulladılar, ortaya koydular. Bugünkü yönetim halinde ortaya çıkarttılar. Bunu dahi denediler. Ama bu dahi görüldüğü gibi tutmuyor. Neden? Çünkü bir ülkeye bir kere Hak geldikten sonra artık batıl bir daha avdet edemez, tutunamaz, hiçbir şey icat edemez. Ondan dolayıdır ki, işte Refah Partisi'nin arkasından geçirdiğimiz 10 senede görüyoruz. Bu batıcıları alt alta koyuyorlar, olmuyor. Üst üste koyuyorlar, olmuyor. Yan yana koyuyorlar, olmuyor. Üçünü birleştiriyorlar, olmuyor. Beşini birleştiriyorlar olmuyor. Bizim bir parçamızı kesip, menevişliyorlar, gene olmuyor, gene olmuyor, gene olmuyor. İlla, ancak ve ancak Milli Görüş'ten başka kurtuluş yolu yoktur.
Sicillerinde Ebu Gureyb'in çığlıkları kalacak
Bakınız, bunları denedik, ne gördük? Bunların tek kelimeyle özetleri Ebu Gureyb'in çığlıklarıdır. Kendi tabirleriyle yakında ırkçı emperyalistler bunları delikten aşağı süpürecek olurlarsa, sicillerinde ne kalacak? Sicillerinde Ebu Gureyb'in çığlıkları kalacak. Bugün biz aynı zamanda Kıbrıs Barış Harekatı'nı kutluyoruz. Böylesine bu kadar dünya dengesini tanzim eden bir adanın götürülüp, hatalı davranışlarla yabancılara verilmesi gibi dünyanın en büyük, en ağır vebali, en büyük günahı omuzlarında kalacak maalesef. Aynı zamanda Türkiye'yi aç, işsiz, borca esir edip, aslında maneviyattan uzaklaştırmak üzere yaptıkları bütün bu icraatlar kalacak.
Bu ne büyük bir bedhahtlıktır. Bunları söylememizin sebebi hem her şeye rağmen ayılsınlar ve mutlaka bu yanlış yoldan dönsünler. Döndükten sonra doğru iş yapacaklarına inandığımızdan değil ha. Günahları artmasın, bir kenara çekilip bu sefer tersine menevişlensinler diye söylüyorum bunları. Yoksa bir şey yapacaklarını beklediğimiz için değil.
Ne bekliyoruz?
Saadet Partisi'nin bir diğer sloganı çok haklı olarak "Ne bekliyoruz?" Çünkü bu gidişatın sonu yok. Bak, 4 sene oldu. Dört sene oldu. Milletin maneviyatının gelişmesi hususunda bir tek adım atılmadı. Milletin arzularından hiçbiri yerine getirilmedi. Her şey IMF'ye teslim edildi. Her şey dış güçlerin emrine göre tanzim edildi. Böyle bir gidişatın sonu yok. Bunlar sadece ırkçı emperyalizmin hoşuna gidecek şeyleri yapmayı şiar edinmişler. Delikten aşağı süpürülmemek için, ondan dolayı milletin hayrına bir iş yapmaları mümkün olmuyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: SELAMİ ÇALIŞKAN / Türkiye
Etiketler:



