Dereler yukarı akmaz ama bir olmaz temenniyi de ifade eder. Bu seyahatte görüştüğümüz, konuştuğumuz herkesin ifade ettiği "olmazların olmaya başladığını" hissetmeleri idi. Toplumun geçirdiği "evrilme" aklı başında insanları rahatsız ediyor.
16-30 Ağustos 2006 tarihleri arasında Millî Gazete‘nin okuyucularına hediye olarak vermeyi planladığı Mustafa Bilgen Beyin telif eseri "Yüksek İslam Ahlakı" adlı kitabın tanıtımı için Kuzeydoğu Anadolu bölgesi diyebileceğimiz 13 ili kapsayan turneye çıktık.
Turneyi aslında Ali Haydar Haksal beyle birlikte iki kişilik bir ekip olarak planlamıştık. Ancak Genel Müdürümüz Yılmaz Bayat ve Ümraniye eski Belediye Başkanı Mehmet Bingöl Beylerin Orta Anadolu ve Akdeniz bölgelerini gezerek Ünye‘de bize katılmalarıyla dört kişilik güçlü bir ekip olarak turnemize başladık.
Kuzeydoğu Anadolu turnemiz Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Ardahan, Kars, Iğdır, Ağrı, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane ve Ordu illerimiz ile güzergahımız üzerindeki pek çok ilçeyi kapsıyordu. Bu turnemiz ile bundan öncekileri de ilave ettiğimiz takdirde benim Türkiye‘nin 54 ilini ziyaret etme ve bu vesile ile yaklaşık 22 bin km. yol yapma durumum oldu. Bu seyahatlerdeki asıl maksadımız Millî Gazete‘nin tanıtımını yapmak, yeni okuyucular edinmek, halkın hayat şartlarını yerinde görmek, onların dertlerini ve sevinçlerini paylaşmak. Bir önemli maksadımız da ülkemizin gidişatını yerinde görmek. Anadolu‘dan Ankara‘ya, dünyaya bakış nasıl bunu tespit edebilmekti.
Ayaklı tarih...
Samsun‘un Terme ilçesinde mukim, imamlıktan emekli, Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden ve daha sonra Milli Görüş cephesinde siyaset yapmış olan Terme‘de kendisine "Ayaklı tarih" denilen Muhterem Cemal Günindi Beyefendi ile bir röportaj yaptık. Daha çok Ali Haydar Bey sordu, ben fotoğraf çektim. Bundan bir ay önce kadar Halis Özdemir Beyle birlikte gerçekleştirdiğimiz Karadeniz seyahatimiz esnasında Termeli çok değerli dostum ve okul arkadaşım Yakup Ar hocanın tanıştırması ile 97 yaşına gelmiş olmasına rağmen dimdik ayakta duran ve "Delikanlı" Cemal Hoca, namıdiğer "Cemal Hafız" bilgi, tecrübe ve saygınlığı ile bizde hayranlık uyandırdı. Anılarını konuşmak ve paylaşmak bizim için son derece heyecan verici oldu. Bu çalışmamızı gazetemizde yayınlayacağız.
Burada sevgili Yakup Ar için gönlümden geçenleri yazmama siz değerli okuyucularımız ve Yakup Ar kardeşim izin verirler zannederim. 1977 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi‘ndeki eğitimime başladığımda tanıdığım sevgili Yakup Ar; ilk gün bende uyandırdığı, tarihine, kültürüne, geleneğine ve inancına olan bağlılığını aynı tazelikle koruyan ve bu hasletlerini bu gün de hep canlı tutan, etrafına ışık saçan bir insan. O da pek çok değerli insan gibi toplumun geçirmekte olduğu "evrilmek"ten rahatsız ve "Keşke bunu engelleyecek bir imkanım olsa" diyor. En son yaklaşık 10 yıl önce görüştüğüm ve aradan geçen bu süre içinde esen rüzgarlardan zedelenmemiş tertemiz bir arkadaş Yakup Ar. Dostluğuna ve bize göstermiş olduğu misafirperverliğine teşekkür ediyorum.
"Biz terörist değiliz"
Terme‘de Cemal Hafız ile konuşmamız sabah 10‘dan 15‘e kadar sürdü. Yılmaz Bey ve Mehmet Bey Tokat‘tan Niksar üzerinden Ünye‘ye doğru geldiklerini bildirdiler. Ünye‘de kendileri ile buluştuk. Birlikte Ordu‘nun Çaybaşı ilçesine çıkıp hasadı başlayan fındık tarlalarında gözlemler yaparak üreticilerle görüştük. Bu çalışmamıza Osman Çalık, Mustafa Algül ve oğlu Ali Algül eşlik ettiler. Çaybaşı‘nda Kemal Saka bizi misafir etti. O günkü fındık üzerinde ve Ordu‘da yapılan "Fındık Mitingi"ne yönelik spekülasyonlardan şikayetçi oldular. "Biz terörist değiliz" dediler. Hükümet çevreleri yapılan mitingde teröristlerin provokasyonundan söz etmişlerdi. Miting sonrası valinin "mitingi dağıtın" emrini yerine getirmeyen Ordu Emniyet Müdür vekili görevinden alınmış, gösteri sonucu karayolunun kapanması ile 2 kişinin öldüğü iddiasını da Ordu Sağlık Müdürü yalanlamıştı. Aradan geçen çok kısa bir sürede fındık ve fındık üreticisi üzerinde oynanan oyunların arka yüzünü görme şansımız da oldu bu seyahatte. Çünkü görüştüğümüz pek çok fındık üreticisi "O mitingde biz vardık, ama en çok terör iması incitti bizi" dediler.
Akşam geç vakitlerde Çaybaşı‘ndan ayrılarak Fatsa‘nın Ilıca beldesine doğru yola çıktık. Ilıca adı üzerinde kaplıcası olan bir belde. İşleticisi benim Ordu İmam-Hatip Lisesi‘nden can-ciğer dostum Muammer Duran. Muammer İmam-Hatip‘ten sonra eğitimine devam etmedi, iyi bir işadamı oldu. Aynı zamanda fındık üreticisi. Bu akşam onun işletmesinde misafiri olduk. Ilıca‘daki kaplıcalar Sarmaşık köyü sınırlarında olduğu için "Sarmaşık Kaplıcaları" deniliyor. Pek çok hastalığa faydalı bir kaplıca. Kaplıca sevenlere mutlaka gitmelerini tavsiye ederim.
Mehmet Bingöl ve Ali Haydar Haksal Beyler geceyi kaplıca tesislerinde geçirmeyi fırsat bilerek özel havuzda bir müddet kaldılar. Geldiklerinde kıpkırmızı olmuşlar ve kan ter içinde idiler. Giderken 20 dakikadan fazla kalmayın diye kendilerini uyarmıştım. Sabahleyin Mehmet Bey "iyi geldi"ğini söyledi. Ilıca‘dan ayrılırken Muammer Duran‘a derenin karşısındaki bahçesinde işçileri ile fındık toplarken cep telefonu ile Allaha ısmarladık diyerek el salladık.
Karadeniz sahil yolu inşaatının büyük bir kısmı bitmiş olmakla beraber yer yer ulaşım servis yollarından sağlanıyor. Hep Karadeniz sahilini takip ederek giden yol Ordu Burnu‘nu Bolaman mevkiinde başlayıp Efirli‘de yine sahile inmek suretiyle iç kesimden kısaltarak gidiyor. Ancak bu bölümde inşaat halen devam ettiği için biz yine sahili takip eden eski yoldan Ordu‘ya revan olduk. Yol üzerinde benim çocukluk yıllarımda bir harabe halinde olan Yason Kilisesi‘ne uğradık. Restore etmişler. Ulaşım yolunu da Arnavut taşı ile döşüyorlar. Kilisenin kapısında bir güvenlik görevlisi var ve her gelene çeşitli sorular soruyor. "Niye?" diye sorduğumda kendisinden anket yapmasını istediklerini söylüyor. Niye acaba?
Çarpık yapılaşma her yerde...
Giresun‘a geçerken Ordu‘nun Boztepe‘sine çıkıp gerçek bir manzara izledik. Ordu ayaklarımızın altında Karadeniz‘e takılmış bir inci gerdanlık gibi duruyor. Boztepe‘den Ordu‘ya doğru bakarken solumuzda masmavi Karadeniz sahilde bembeyaz köpüklerle son buluyor ve hemen yanında Ordu ve sağımıza doğru yumuşak bir yükseliş ile ardı ardına sıralanan tam 7 tane dağ silsilesi saydık. Ancak bu kadar görünebiliyordu. Hava biraz puslu ve partikülü yoğun.
Turnenin sonunda Ordu‘da yaptığımız çalışmanın ardından Boztepe‘ye yine çıktık. Saadet Partisi Ordu İl Başkanı Erkan Temiz Beyefendi‘nin misafiriyiz. Bize, daha çok da eski belediyeci olan Yılmaz Bayat ve Mehmet Bingöl‘e bir soru yöneltti. "İşte Ordu ayaklarımızın altında. Manzara güzel. Ama bunda nasıl bir eksiklik görüyorsunuz?" Pek çok yorum yapıldı.
Çaylarımızı içerken varılan kanaat şu idi: "Ordu da maalesef bu kadar güzelliğine rağmen çarpık yapılaşmadan nasibini almış bir şehir. Yapılaşma hemen sahilde çok katlı binalar şeklinde ve denize paralel olarak başlamış. Bu da deniz havasının ve rüzgarın şehrin iç kesimlerine kadar girmesini engelliyor olmalı. Ordu‘nun içinden akan Bülbül deresi ve buna hemen 1 km.‘den daha yakın bir mesafede denize ulaşan başka bir dere ve bir o kadar uzaklıkta denizle buluşan Melet Irmağı olmasa herhalde şehrin iç kesimlerinde çok daha sıkıcı bir hava olurdu. Halbuki yapılaşma denize paralel değil de dik olsaydı şehrin iç kesimleri çok daha ferah ve yeleken olurdu." Bir zamanlar belediye yönetimi "Ordu‘nun dereleri aksa yukarı" türküsüne konu olmuş Bülbül Deresi‘nin üzerini betonla kapatmayı bile planlamışlar.
Neyse ki şimdilik derenin üstü açık.



