Siirt‘te yaşanan olaylar bizim yakın dönem kültür tarihimizin ibretlik bir parçası.
Düşünün bir kentte onca kız çocuğun başına gelenleri neredeyse herkes biliyor, herkes olanlardan haberdar fakat kimse sesini çıkarmıyor. Bu değerlendirmeye karşı çıkanları biliyorum. Herkes haberdar değildi deniyor. Peki, kabul edelim. Haberdar olanlar vardı ve onlar sesini çıkarmadı dersek vicdanlar rahatlayacak mı?..
Şiddet dünyanın her yerinde erkeklikle ilgili bir şeydir ve açık veya gizli bir biçimde bu maçoluğu tahrik eder. Maçoluk sınırları belli, nerede duracağı tayin edilebilen bir şey değildir. Hele bizimki gibi kökeni itibariyle o kültüre yatkın toplumlarda. Son hadise bunu apaçık ortaya koydu, bir daha.
Maalesef sorun bu kadar karmaşıktır. Olay bütün Siirtlilere mal edilemez demek veya Siirtlilerin basına saldırması işin üstünü örtmek, karşılıklı tehditleşmeyle rüşvet manasına gelen bir uzlaşma arayışıdır. O zaman yapılması gereken olayın sorumlusunun bütün Türkiye olduğunu kabul etmek, basının bu işteki payını gene basına göstermek ve anlatmaktır. Acıdan da acı. Kötüden de kötü.





