Sevgili

çocuklar, sizlerle birlikte olmanın sevincini yaşıyoruz yine.

Bu

haftaki konumuzu çocuklara zorla sevdirilmeye çalışılan “Noel baba” yalanına

ayırdık.

Yıllardır,

bizim kültürümüzün tamamen dışında olan sahtekar bir karakterin, Müslümanlara

zorla sevdirilmeye çalışıldığını görüyoruz.

Noel

baba kimdir, nedir nereden gelir bu soruların cevabını aradık ve ilginç

bilgilere rastladık. Siz de bu bilgileri arkadaşlarınızla paylaşın ve

gerçekleri onlara da duyurun olmaz mı?

Tarih

yalan kaldırmaz. Bizim ülkemizde öylesine çok yalan bilgi var ki, birçok yanlış

bilgilerin ne yazık ki, resmi  tarih

kitaplarına girdiğini üzülerek görüyoruz.

Gerçek

tarih öğrenmek için biraz araştırma yapmak gerekiyor. Her bilgiye inanmayın,

mümkünse biraz araştırma yapıp kıyaslama bilgilerle doğruya ulaşabilirsiniz.

Gözlerinizdeki

nur hiç sönmesin, Allah’a emanet olun.

İngiliz

Yüksek Mahkemesi’nin Noel Babaların çocuklarla görünmelerini ve resim

çektirmelerini yasakladığını

biliyor

muydunuz?

NOEL

BABA MI O DA KİM?

Noel

Baba, Noel gecesi çocuklara hediye bıraktığına inanılan uydurma bir kişiliktir.

Güya, Kuzey Kutbu’nda eşi

ile

birlikte yaşıyor ve cücelerle birlikte çocuklar için oyuncak yapıyor. Sonra

geyiklerine emir veriyor ve kızakla

evlerin

çatısına çıkıyor, bacadan evlere girip hediye dağıtıyor.

Noel

Baba figürü, tüketimi elinde bulunduran bir avuç azınlığın uydurduğu

safsatalardan biridir.

İlginçtir,

birkaç yıl önce İngiliz Yüksek Mahkemesi, Noel Babaların çocuklarla

görünmelerini ve resim

çektirmelerini

yasakladı!

Yanlış

duymadınız. Bu kararın gerekçesi ise sapıklığın yaygınlaşmasında Noel babaların

önemli etken olduğunu

göstermesi

idi.

Peki,

Noel baba, öteki adıyla Saint Nicolas kimdir?

Saint

Nicolas sanıldığı gibi iyilik sever bir insan değil… Neden? Çünkü Noel Baba

Hıristiyanlığa ait bir sembol

olarak,

bir propaganda malzemesi olarak sunulmaktadır. Sahte bir semboldür. Asla gerçek

değildir. Çünkü bu

konu

hakkında kilise gerçek niyetini gizlemektedir. Saint Nicolas’ın gerçek kimliği

ve kişiliği yönünden bir sır

olarak

saklanmaktadır.

Peki

neden?

Araştırmacılara

göre, Saint Nicolas MS 24-245 yılları arasında Mısır’ın İskenderiye kentinde

dünyaya gelmiş.

Sapık

davranışlardan dolayı, birkaç kez yakalanıp cezalandırılmış. Ama uslanmamış.

Konu İskenderiye Kralına

ulaştırılınca

Kral, Nicolas’ın yakalanıp yakılmasını emretmiş.

Kararı

duyan Nicolas, İskenderiye’den gizlice kaçıyor… Lübnan üzerinden Demre’ye

geliyor… Demre’ye

geldiğinde,

üç yüzlü yılların başlarında, saçı sakalı birbirine karışmış, kendisini İsa

Mesih’in gönderdiği bir aziz

olarak

tanıtmış.

Milattan

Sonra 300 ve 305 yıllarına kadar Demre’de yaşamış ve orada ölmüştür. Kısacası

Noel Baba olayı

bundan

ibarettir.

Son

bir not: bazı Ortodoks Hıristiyanlar Noel Baba kuklalarını yakmaktadırlar.

Niçin? Çünkü çocuklara

sahteciliği

öğrettiği ve kötü örnek olduğu için.

Hıristiyanlar

bile Noel Babaya inanmamakta… Ama bizim ülkemizde kendini bilmezler Noel

kostümleri giyerek

çılgınca

eğleniyor ve yeni yılı karşılıyor.

Peygamber

Efendimiz diyor ki:

“Kim

hangi kavme benzerse, ondandır.”

Başka

söze gerek var mı?

KUŞLAR VE UÇAKLAR

İnsanlarla kuşlar arasında dostluk pek eskilere dayanır. Onların

tatlı cıvıltıları, kulaklara daima hoş bir sada bırakır.

Sadece bu kadar mı? Değil. Tatlı tatlı ötüşlerinin yanında,

kuşların, başka faydaları da vardır.

Mesela ilk uçuş denemeleri, kuşların uçuş tekniğinden istifade

edilerek yapılmıştır.

İlk uçan Türk Hezarfen Ahmet Çelebi, vücudunu kartal kanatları

gibi kanatlar takarak Galata Kulesinden atlamıştır.

Bir uçağı incelediğimizde, genel olarak kuşlara benzediğini

görürüz.

Mesela, uçağın çatısı çok sağlam ve aynı zamanda hafiftir. Bunun

gibi, bir kuşun iskeleti de çatı vazifesini görür.

Bu harika çatıyı incelediğimizde, Allah’ın onu ne kadar kusursuz,

ne kadar mükemmel yarattığını görürüz.

Göğüs kemikleri bir kafes gibi birbirine girmiş, sıkıca çatı

kemiği ile kaynaşmıştır.

Uçmak için bu da tek başına yeterli değildir. Bazı teknik

ayrıntılar da gerekir.

Allah, bunu iyi bildiği için, kuş kemiklerinin içini boş yarattı.

Böylece kuşların hafif olmalarını ve kolayca havalanabilmelerini sağladı.

İnsanlar bu örneğe bakıp uçak yaptılar.

PEYGAMBERİM UYANMASIN DİYE…

Peygamber Efendimiz, Allah’ın emriyle Medine’ye hicret (göç)

ediyordu. Yanında sevgili arkadaşı Ebu Bekir de vardı. Hazret-i Ebu Bekir,

bazan Peygamber Efendimizin önüne geçiyor, bazan de arkasından gidiyordu. Çok

telaşlıydı. Peygamber Efendimiz sordu:

“Ya Ebu Bekir, niçin böyle yapıyorsun, telaşının sebebi nedir?”

“Sizi korumaya çalışıyorum ya Resulullah,” diye cevap verdi. “Bu

yüzden bazan önünüze geçiyr, bazan arkanızdan geliyorum.”

Cuma gecesi Sevr mağarasına ulaştılar. Orada bir süre dinlenmeye

karar verdiler.

Önce Hazret/i Ebu Bekir girdi. Etrafı temizledi. Yılan, akrep

varsa, çıkamasın diye, gördüğü bütün delikleri, cübbesinden yırttığı parçalarla

tıkadı.

Bu işler bitince Peygamber Efendimizi içeri davet etti.

“Buyurunuz ya Resulullah.”

Peygamber Efendimiz çok yorgundu. Başını Ebu Bekir’in dizine koyup

uyudu.

Hazret-i Ebu Bekir, Peygamber Efendimizi tehlikelerden korumak için

uyanık bekliyordu. Bir ara, kapamayı unuttuğu bir deelikten bir yılanın başını

fark etti. Kalkmaya davransa Peyygamber Efendimiz uyanabilirdi. Başkak çaresi

yoktu. Yavaş yavaş  ayağını uzakttı.

Deliği çıplak ayağıyla tıkadı. Yılan ayağını ısırdı. Müthiş bir acı duydu. Ama

kendini tuttu. Peygamber Efendimiz rahatsız olmasın diye sesini çıkarmadı.

Acıdan ağlıyordu Göz yaşlarından bir damla Peygamber Efendimizin

mübarek yüzüne damladı. Efendimiz uyandı.

“Bir şey mi var?” diye sordu.

“Anam, babam feda olsuun ya Resulullah. Ayağımı yılan soktu. Göz

yaşlarımı tutamadım. Seniuyandırdığım için üzgünüm.”

Peygamber Efendimiiz kalktı. Yılanın ısıkrdığı yere tükrüğünü

sürdü. Hazret-i Ebu Bekir’in ağrısı birden dindi. Yılanın zehirinden kurtuldu.

Onlar böyleydi. Allah onlardan razı olsun.

AĞANIN

ŞAKASI YOK

Nasreddin

Hoca bir gün Konya’ya gittiğinde eşraftan biri:

“Hocam

sizi pek sevdim, buyurun bizim eve, tuz ekmek yiyelim,” demiş.

Hoca

bu daveti memnuniyetle kabul ederek, beraberce gitmişler. Biraz sonra hakikaten

ortaya tuz

ekmek

gelmiş. Hoca’nın karnı çok aç olduğundan, çaresiz tuza ekmek banıp yemek

zorunda kalmış.

Bu

sırada dilencinin biri eve gelince ev sahibi ona kızmış:

“Defol

buradan şimdi kafanı kırarım,” demiş.

Dilenci

yalvarmakta ısrar edince Hoca başını kaldırarak:

“Bana

bak” demiş. “Sen bu ağayı başkalarıyla kıyas etme! Öyle yalanı, şakası yok!

Sözünün eridir,

dediğini

yapar.”

KARDAN MASAL

Zekiye ÇOBAN

Dört mevsim varmış. Hepsi birbiriyle arkadaşmış. Bunda bilmeyecek

ne varmış? İlkbahar, yaz, sonbahar, kış.

Hepsinin güzelliği de telaşı da farklı farklıymış. Hepsinin yeri

aranırmış. Aa, yine gelmiş kış! Bütün çocuklar

sevinç çığlığı atmış. Kış, soğuk soğuk bağırmış:

-Haydi çocuklar oyuna,

Kimse söylenmesin soğuğuma.”

Ah bir de yollar kapanmasa. Arabalar kaymasa. Herkesin sıcak bir

evi, sıcak ayakkabıları, sımsıcak kıyafetleri

olsaymış. Yoksullar unutulmasaymış. İyilerin eli eksik olmasın.

Kışı bile ısıtırlarmış.

Çocukların gözü gökyüzünde, kar yağdı yağacak!

Her bir tanesini bir melek indirecek!

Kar yağacak, melek yağacak!

Gökyüzünden yağmaya hazırlanan kar tanelerinden biri arkadaşlarına

seslenmiş:

-Çok üşüdüm. Çocukları sımsıcak tarhana çorbasını içerken görsem

de içim ısınsa.

Bir başkası:

- Çocuklar beni kartopu yapıp oynasa.

Diğer biri:

- Ben de kardan adam olmak isterim. Burnumuza havuç takılsa.

Fotoğraf çekinsek çocuklarla.

Sesler çoğalmış. Diğer kar taneleri de hayallerini sıralamaya

başlamışlar:

- Yere düşer düşmez erisem. Eriyip su olmak da güzel. Su herkese

hayat verir nasıl olsa.

- Ben dua eden bir çocuğun ellerine yağsam. Ellerini okşasam.

- Ben suluboyaya düşsem, çocuk su yerine beni kullansa. Güzel bir

çocuk resminde yaşasam.

- Kitap okuyanları görsem camlardan.

- Ben de kardeşleriyle güzel güzel oynayanları. Anne, babasına

saygılı davrananları.

- Kış hep iyilik ister. Yardımlaşma, dayanışma olsun ister.

Karşılıksız iyilik yapanlara şahitlik etsem.

- Küçücüğüz ama yakından bakılınca eşsiz bir kristal taneciğiz. Bu

güzel şeklimle bir çocuğun hayalini süslesem.

- Ağaçların kış çiçeği olsam.

- Resim dersinde resmimi çizen çocuğa göz kırpsam.

- Yoksullara umut olsam.

Kar tanelerinin hayali biter mi? Onlar hayallerini sıralaya dursun

her biri yere düşmeye başlamışlar bile. Her

hayal, bir duaymış. Her biri istediğine kavuşmak için yol almış.

Üşüyen kar tanecikleri, tarhana çorbası içen çocukları görünce

ısınmışlar. Kimileri kartopu, kimileri kardan

adam olmanın keyfini çıkarmış. Çocuklarla, büyüklerle bol bol

resim çekinmişler. Eriyip su olmak isteyen kar

taneleri bir gün beklemek zorunda kalmışlar.

Bu harika kristaller, dua eden çocukların ellerini okşamışlar.

Suluboyayı karlıboyaya çeviren karlara da ne

demeli? Onlar da çocuk resimlerinde yer almanın sevincini

yaşamışlar.

Kimi karlar, ağaçların kış çiçeği olmuş, kimi umut, kimi hayal

süsleyicisi.

Evlerin camlarından neler görünüyormuş neler? Uslu duranlar,

yaramazlık yapanlar, iyilikler , kötülükler,

yapılmamış ödevler, buruşuk mendiller, yırtık defterler, israf

edilmiş kalemler daha neler neler...

Kar taneleri en çok kitap okuyanları, birbirleriyle güzel

geçinenleri, karşılıksız iyilik yapanları görünce mutlu

olmuşlar. Bir de kardan adam ve kardan masal olduklarında

mutlulukları gerçekten görülmeye değermiş.

MİNİ TEST

Yarım

elma neye benzer?

(Diğer

yarısına)

İncecik

beli,

Elimin

eli.

(Çatal)

Sarı

tavuk dalda yatar,

Dal

kırılır yerde yatar.

(Ayva)

Bir

Japon ne zaman “Merhaba” der?

(Türkçe

öğrendiği zaman)

Bir

tas yoğurdum var,

Yarısı

ak, yarısı kara.

(Göz)

İki

camlı pencere,

Bakıp

durur her yere.

(Gözlük)

Babam

kandil,

Dedem

çıra,

İşin

yoksa, beni ara.

(Ampül)

Bütün

herkesin bildiği Hayat ve Ölüm arasındaki fark nedir?

(Ve)

Yorgun

bilgisayarlar acıkınca ne yer?

(Chips)

Muhabir: Haber Merkezi