Bir zamanlar çok zengin bir adam, şöyle bir vasiyette bulunmuş: "Ben ölüp yıkanınca, şu eski çoraplarımı ayağıma geçirin. Ben, mutlaka bunlarla gömülmek istiyorum. Göreyim sizi bakalım, bu çok önemli vasiyetimi yerine getirebilecek misiniz?"
Vakti saati gelince her ölümlü gibi o zengin de vefat eder. Cenazesi yıkandıktan sonra, oğulları İki eski çorabı alıp getirirler ve "Hocam, babamızın vasiyeti var, şu eski çorapları, babamızın ayaklarına giydireceğiz." derler. Cenazeyi yıkayan hocaefendi, bu istekleri kabul etmez. Israrlarını da reddeder. Bu sefer müftüye çıkarlar. O da, "Dinimizde böyle bir şey olmaz." diyerek kesip atar.
Onlar da ister istemez, babalarının bu önemli vasiyetinden vazgeçmek zorunda kalırlar. Cenazeyi kabre defnedip evlerine dönünce komşularından birisi, elinde bir mektupla gelir ve "Babanız, vefatından önce bana böyle bir mektup vermiş." ve "Bunu oğullarım benim cenazemi gömüp eve dönünce kendilerine verirsin, demişti." der. Oğullar, merakla babalarının mektubunu açar ve başlarlar: "Evlâtlarım, işte gördünüz ki o kadar zenginliğime rağmen dünyadan, bir çift eski çorabımı bile kabrime götüremedim. Kefenin cebi yok.
Aklınızı başınıza alın... Ne yapacaksanız hayatta iken ahirete göndermeniz gerekenleri ihmal etmeden gönderin. Aldanmakta fayda yok.
Çocuklarımıza nasıl anlatabiliriz?
Anne babalar "çocuklarımız namaz kılmıyor, bu konuda neler yapabiliriz" diye soruyorlar. Her şeyden önce, ebeveynlerin çocuklara ergenlik çağına gelmeden namazın bir sorumluluk olduğunu anlatmaları gerekir. Aile içinde namaza gereken önemin verilmesi, ebeveynlerin, çocukları namazla ilgili bilgilendirmeleri ve namaz vakitlerinde çocukları namaza teşvik etmeleri de önemli bir teşvik unsurudur.. Yani çocuk namazı niçin kılmak zorunda olduğunu bilmelidir. Anne babalar, Allah'ın bizlerden bazı sorumluluklarımızı yerine getirmemizi istediğini, bu sorumlulukları yerine getirdiğimiz sürece O'nun rızasını kazanabileceğimizi çocuğa izah etmelidir. Çünkü, çocuk namazı niçin kıldığını bilmediğinde ve namazla ilgili gerekli bilgilere sahip olmadığında anne babanın sürekli namaz kıl demelerinin faydası olmayabilir. Aksine çocuk bunu bir tür baskı olarak algılayarak anne babayı gördüğünde namaz kılabilir onlardan uzak kaldığında ise kılmaz.
Ayrılık ölümden beter mi?
Ayrılık ölümden daha kötü derler ama ben bu söze hiçbir zaman inanmadım. Çünkü hayattaki birine zor da olsa ulaşma şansınız var. Yani ayrılan insanlar tekrar bir araya gelebilirler bu mümkün. Oysa ölümün alıp götürdüğü kişiyi bu dünyada bir kere daha görme şansımız yok. Çünkü giden gitmiştir ve artık bu dünyalı değildir. O yüzden ölüm daha sarsıcı gelir bana. Hayat boyu bir çok yakınımızı ahirete yolcu etmiş ve bir çok kere ağıtlar yakmışızdır. Ölümün de yaşam kadar doğal olduğuna inanmışızdır. Ancak bu gerçeği kabullenmek sanıldığı kadar kolay değildir... Yas dönemi olarak tanımlanan bu süreç yaşanmalıdır. Ama ne yazık ki bizim toplumumuzda insanların yaslarını tutmalarına pek izin verilmez. Bir yakınınızı kaybetmişsinizdir, içinizde dev bir alev topu gezinmekte ve sizi yiyip bitirmektedir. Ağlamak, ölen yakınınızla ilgili duygularını ifade etmek istersiniz. Ama tam da o sırada başınızda biri bitiverir. "Sakın ağlama, eğer ağlarsan ölünün kemiği sızlar, sık dişini, geçer bu günler..." tarzında bir yaklaşımla acılarımızı yaşamaya müsaade etmezler. Oysa zamanında yaşanmayan yas bir şekilde bizi meşgul eder ve o günlere geri götürür. Prof Dr Nevzat Tarhan, aile yakınlarının "ağlama çevreye zayıf görünme" gibi telkinlerle baskı yapmalarının acıyı yaşayan ebeveynlere zarar verdiğini sylüyor. Bu durumda, acılı aile ya olayı inkar etme yoluna gidiyor ya da kendini suçlamaya başlıyor. Nevzat Tarhan, kişinin duygularını rahat bir şekilde yaşamasının gerekli olduğunu ve aksi durumda yaşanmamış yasın yarım kalarak yıllara yayılma olasılığının yükseldiğini ifade ediyor..
Acının olduğu yerde yas tutmak, biyolojik bir süreçtir. Acı dolu bir olay yaşadığında kişinin mücadelesini sürdürebilmesi için vücutta kortizol denilen bir horman salgılanıyor. Bu horman kısa süreliğine yoğun stres altındaki kişiyi ayakta tutuyor. Bir süre sonra da kişiler tükenme noktasına gelebiliyor. Uzmanlara göre tutulamayan yas ya da acıların bastırılması ileride çeşitli hastalıklara yol açabiliyor.
Çocuk anneden güç alır
Sağlıklı bir anne çocuk ilişkisinde anne çocuğun yanında ve yakınında olduğunu hissettirir. Annenin tutumu önemli olduğundan bazı noktaları dikkate almak gerekir:
Fiziksel temas önemli: Annenin kokusu, vücut ısısı, sesi ve dokunuşu çocukla anne arasındaki bağı güçlendirir. Anne yeterince sevgi veremediğinde çocuk yetişkinlik döneminde bazı sorunlarla karşılaşabilir. Özellikle 0-3 yaş döneminde anne ile bebek ilişkisinin sevgi ve güven temeli üzerine oturması önemlidir.
Anne çocuğun rehberidir: Anne küçük yaştan itibaren doğru yanlış kavramlarını çocuğa öğretmeli ve yaşadığımız dünyayı tanıması için destek vermelidir.
Bebeklik döneminde anneye bağımlı olan çocuk, 4-5 yaşarından itibaren birey olmaya çalışır. Bu sancılı dönemde annenin çocuğa yaklaşımı önemlidir:
Anne çocuğun anlattıklarını sabırla dinlemeli ve sorduğu her soruya anlayacağı tarzda cevaplar vermelidir.
Anne çocuğa saygı göstermeli ve sınırlarını tanıması konusunda onu desteklemelidir.
Anne çocuğa "hayır" demesi gereken yerde hayır demekten kaçınmamalı ve bu konuda tutarlı ve kararlı olmalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



