Hayatın giderek paranoyaya dönüştüğü bir zamanda yaşıyoruz. Böyle giderse yaşam kalitesi daha da düşecek. Hayat kalitesi denilen şeyin varlıklı olmakla pek alakası kalmayacak. Çünkü zengin ya da yoksul herkesin günün birinde bilim adamlarının laboratuvarlarda ürettiği bir virüs ile karşılaşma ihtimali sürekli artıyor. Temas yoluyla, hava kanalıyla, kan yoluyla ya da değişik biçimlerde yayılan bazı virüsler hayatımızı çekilmez kılmak için pusuda bekliyor. Domuz gribi denilen virüs bir anda hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiğine karar verdi. Virüsle karşılaşmamak için yapmamız gereken davranışlar bize anormal şeyler öneriyor.
Kimseyle tokalaşmayın... Kimseyle öpüşmeyin... Yurtdışına çıkmayın... Eşlerinizle yataklarınızı ayırın... Sevişmeyin... İnsanların bir arada bulunduğu yerlerden uzak durun. Sinemaya tiyatroya gitmeyin... Vesaire vesaire...
Neden? Çünkü bu virüs her an her yerde olabilir ve bir şekilde size de bulaşabilir. Hayatımızı nasıl bir dar çerçeveye yerleştirmeye zorluyor bizi bu virüs? Günlük hayatın son derece doğal hale gelmiş faaliyetlerinden uzak durmamız öneriliyor. Sonra da "Bundan sonra böyle yaşamalısınız" deniliyor. Toplum paranormal bir hayata doğru yönlendiriliyor. Böyle devam ederse hayatın yarısı normal diğer yarısı da paranoya olacak!
Bir tür kıyamet alameti gibi. İnsanoğlu kendi sonunu hazırlıyor. Hayatını çekilmez, yaşanmaz kılıyor. Kendi kıyametini hızlandırıyor! Bulunduğunuz yerde birisi hapşırsa, hemen hemen herkes o tarafa dönüyor. Acayip bir paranoya...
(NUH GÖNÜLTAŞ / BUGÜN)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



