Hocaların Hocası Emin Saraç, Müslüman‘ın mutluluğunun öte dünyadan geçtiğini, bu dünyadan çok öte dünyayı düşünmemiz gerektiğini söyledi. Saraç, Ramazan ayının müminler için mutluluk yolunda önemli bir fırsat olduğunu vurguladı.

Dünyalık dertlerden kurtulmak için Müslümanların Muhammed Ümmeti‘nin izzeti nerden başladıysa, oraya dönmesi gerektiğini söyleyerek, Müslümanların mutlu olma yolunda peygamber efendimizi örnek almalarını istedi.

Saraç, "İzzetimiz; Kitabullah ve Sünnet-i Resulullah‘tır. Efendimiz dünyadan ayrılırken buyurdu ki; "Ey Müslümanlar! Ben gidiyorum ama size iki tane meşale (nur) bırakıyorum. Bir tanesi Allah‘ın kitabı (Kur‘an) diğeri benim Sünnetim" Biz bunların ikisine sımsıkı sarılırsak, o zaman izzet buluruz. Allahu Teala buyuruyor ki: "Eleysallahu bi-kâfin abdehü" Yani "Allah kuluna kâfi değil mi" Bir diğer ayette de şöyle buyruluyor: "Kul hasbiyallah aleyhi yetevekkelü‘l-mütevekkilin" Yani "De ki Allah bana yeter. Hep O‘na dayanır mütevekkil olanlar." Allah‘a güvenen ve O‘na dayanan fertlere de milletlere de vekil olarak Allah yeter. O insanın da o milletlerin de nusret, izzet ve şerefine Allah kâfidir. Biz Allah‘a hakikaten kul olursak; Cenab-ı Allah da bize nusret ve izzetini ihsan edecektir. Kâfirlerin kapısında izzet aranmaz.

Ramazan, mutluluk için fırsat

Ramazan ayının müminin mutluluğu için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Saraç, bir dizi tavsiyelerde bulundu. Saraç, "teravihlerle, teheccüdlerle ve sahurlarla gündüzlerimizi de meleklerin vasfı olan yemeden içmeden uzak kalarak oruçla geçirelim. Bugünlerimizin kadrini bilelim. Hatta o günlerimizde mümkünse işlerimizi biraz azaltıp, ekseriyeti öbür tarafa verelim. İbadetimizi hem mali ve hem de manevi cihetini gözetelim. Mali ciheti fitremiz, sadakamız, zekâtımız. Manevi ciheti ise Kur‘an okumak, Kur‘an dinlemek, Müslümanların kurtuluşu için, bütün Müslümanların, milletimizin ve memleketimizin hayrı için dua etmek. İşte reçete budur. İnşallah Allahu Teala bizim bu dualarımızı kabul eder. Çünkü Cenab-ı Allah buyuruyor ki; "Yalvarın, dua edin Bana ki sizin yakarışlarınıza ve dualarınıza karşılık vereyim." Allahu Teala bizi dua eden ve duaları kabul edilen kullarından eylesin." dedi.

Kur‘an ayetine başka mana yüklemek caiz değildir

Son zamanlarda Avrupa Birliği kriterlerine uymak için özellikle Fatiha Suresi‘nin son iki ayetinin mealindeki Yahudiler ve Hıristiyanlar ibaresinin bazı meallerden çıkarılmasına tepki gösteren Saraç, Kur‘an‘ı en doğru tefsir edeninin Peygamber efendimiz olduğunu ve Onu, Resulullah Efendimizin tefsir ettiğinden başka mana ile tefsir etmenin caiz olmayacağını hatırlattı. Saraç, " Onun tefsiri ahval-i hazıraya uymuyor diye düne kadar sahip olduğumuz fikirlerimizi değiştirmek için konu ile ilgili hadislere yönelik şüpheler ortaya atmak yahut da isimlerimizin öncesindeki harflere itimat ederek gayr-i ilmî bir şekilde tefsir külliyatlarımızı gözardı etmek yanlıştır. Nesefi Tefsiri‘nde Fatiha Suresi‘nin son 2 ayetinin tefsirini yine ayetlerle tefsir eder. Orada "el Mağdubi aleyhim Yahud" diyor. Yani buradaki "mağdub; Yahud" diyor. Niçin? "Min kavli teala men leanehullahu ve ğadibe aleyhi" Yani burada, ayetin ayetle tefsir edildiği kitapta, "Allah‘ın gazaplandığı ve üzerlerine lanet yağdırdığı Yahudiler‘den söz ettiğini" anlıyoruz. Demek ki, "Mağdubi"den murad edilen "Yahudilerdir. "Veleddalliyn" deki "Dalliyn" ise Nasara‘yı yani "Sapıklar/sapkınları"ı yani "Hıristiyanlar"ı anlatır.  Bir de İbn-i Kesir tefsiri vardır ki yine onun birinci cildinde "el ğadabu lil Yahud, veddalal lin Nasara" yani "Men laenehullah ve ğadibe aleyhi" Sahabe-i Kiram‘dan Adıy b. Hatim, bu iki kelime ile Cenab-ı Allah‘ın neyi kasd ettiğini Peygamber Efendimize soruyor. Efendimiz de Mağdub ile Yahud‘u, Dalliyn ile de Nasara‘yı kasd ettiğini bildiriyor. Bu hadisi de Kütüb-i Sitte‘den Ahmed ibni Hanbel ve Tirmizi rivayet etmiştir. Şimdi demek ki bu Ayet-i Kerimeler, hem dirayeten hem de rivayeten yapılan tefsirlere göre Yahudi ve Hıristiyanlardan söz ediyor. Bu yapılan tefsirleri yok saymak hiçbir devirde ve hiçbir şartta mümkün değildir. Kaldı ki bu ilmi bir usul ve üslup da olmaz" diye konuştu.

Ezan, istiklalimizin, milletimizin ve memleketimizin teminatıdır

Günümüzde ezan sesinden rahatsız olanların olduğuna ve ezan sesinin kısılması gibi bir genelgenin geçtiğimiz dönemlerde konuşulmasını yanlış bulan Saraç, ezan sesinin insan için çok önemli olduğunu belirtti. Kendisinin de ezan sesini duyunca gönlünün çok hoş olduğunu ifade eden Saraç, şunları söyledi: "Ezan sesini duyunca İslam memleketinde olduğumun farkına varır, Allah‘a şükür ederim ve bu ezan sesi hiç bitmese derim. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki: "Ezan sesini duyunca şeytan kaçar." Yine bir hadis-i şerifte: "Ezan-ı Muhammedi sesinin ulaştığı yere kadar ilahi rahmet halesi yağar" buyruluyor. Burası İslam memleketidir. Ezan sesinden rahatsız olan bu ülkeyi terk etsin. Çünkü Müslüman bir kimse ezan sesinden rahatsız olmaz. Bunlar yanlış şeyler. Ezanın adabına, usulüne uygun okunması ise ayrı bir mesele. Orada bir müşkülat varsa o ıslah edilir. Ama meseleler birbiriyle karıştırılmamalı. Unutulmamalıdır ki ezan sesi istiklalimizin, milletimizin ve memleketimizin teminatıdır. İstiklal Marşımızda "Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli" denilirken aslında bu hakikate işaret edilmektedir."

Ezan ve bayrak üzerinde münakaşa edilemez

Geçtiğimiz dönemlerde bazı partilerin "Ezan susmaz, bayrak inmez" şeklinde sloganlarının olduğunu hatırlatan Saraç, buna bir parti değil, tüm milletin sahip çıkmasının gerektiğini vurguladı. "Ezan ve bayrak bu milletin vazgeçilmez ve üzerinde münakaşa ve taviz verilemez iki temelidir" diyen Saraç, "Allah korusun, Allah bu vatanda Ezan-ı Muhammedi‘yi muhafaza ve devam ettiren iman ehlini esirgesin. Bu Ezan-ı Muhammedi hem kulaklarımızda hem gönüllerimizde yankılanmalı. İmanımızın gereği de odur. "Eşhedü en lailahe illallah" ve "Eşhedü enne Muhammeden Resulullah" Bayrağımız da bu ezan sesinin teminatı olan milletimizin ve memleketimizin istiklalini gösterir. Birisi olmazsa diğeri de tehlikeye girer" şeklinde konuştu.

Emin Saraç kimdir?

Tokat‘ın Erbaa kazasında doğdu. Babası Hafız Mustafa Efendi, dedesi; Nakşibendiye‘den Müderris Üzeyir Efendi‘dir. Dedesi, Niksar‘ın Keşfi Camii Medresesi‘nde müderris idi. Hafızlığa o 6 yaşındayken Babası Mustafa Efendi, başlatmış. Emin Saraç‘ın 1‘i kız 2‘si erkek 3 kardeşi de babası tarafından Kur‘ân hafızı yetiştirilmiş. Kardeşi Osman ile el-Ezher Üniversitesi‘ni bitirdi. İstanbul‘a döndü. İmam-Hatip mektebinde hocalık yaptı. Hâlâ Fatih Camii‘nde ders okutuyor.

Muhabir: Haber Merkezi