Günümüz insanının çelişkileri bitmek tükenmek bilmiyor. Zihinsel, ruhsal ve yaşam tarzı değişiklikleri bakımından hepimiz büyük değişimler yaşıyoruz. Üstelik değişim ve çelişkilere her gün bir yenisi ekleniyor ve sorunlar yumağına dönen bu durum iyiden iyiye içinden çıkılmaz bir hale dönüyor. Böylelikle kafası karışmış insanların sayısı fazlalaşıyor ve sorunlara çözüm bulmak yerine bu insanlar sorunları hem de toplumsal boyutlarıyla sürekli arttırmaya devam ediyorlar...
Modern insan tüketim çılgınlığı içinde
Modern insan korkunç bir tüketim çılgınlığı içinde... Cebinde parası olmasa bile alış veriş yapmaya bayılıyor... Ekonomik krize bağlı işten çıkartmaların dışında kredi kartı mağdurlarının bu kadar fazla olması açıkça her şeyi gösteriyor. İnsanlar ne varsa ne yoksa satın almak, kullanmak, bitirmek, gezip dolaşmak, yiyip içmek istiyor. Bir de kontrolsüz ve fütursuzca çiftleşmek... Cinsel sapkınlıklar insanlık tarihine bakıldığında hiçbir çağda bu kadar çoğalmamış ve insanlar bu kadar zavallı duruma düşmemişlerdir.
Modern insanın çelişkili aklı ve çirkin yaşamı bu düzeyde bozulmuş olmasına rağmen hiçbir dönemde böylesine hayâsızca normal ve mazur görülmemiş. Hatta medyada bazı şaklabanlar çelişkili akıl ve çirkin yaşamlarıyla anılarak pirim yapmaya bile başlamışlar. Sağlıklı, disiplin ve özverili, kadirşinas, mütevazı, kanunlara, değerlerimize uygun bir yaşam tarzından ziyade her şeye benzeyen bu yaşam tarzı ve karmaşa maalesef artık sıradan gibi görülüyor. Değer yargılarımız aşınmış. Kör noktalarımız genişlemiş, iyi olanla kötü olanı ayırt edemiyoruz.
Medya gençleri kirletiyor
Son yıllarda basın yayın organlarının da etkisiyle ciddi karmaşa yaşayan gençler hayatın anlamını sorgulama ihtiyacı hissetmiyorlar. Geleceklerini planlayıp ülkelerine ve ailelerine faydalı bir fert olmayı istemek yerine günü nasıl daha keyifle geçireceklerine yoğunlaşmış durumdalar. Magazin ve spor haberlerine önem veriyorlar. Ülkelerini, dünyayı ve insanlığı ilgilendiren sorunlar umurlarında bile değil. Düşünmüyor düşündürmüyorlar. Fikir üretmiyor fikir ve dünya görüşlerine karşı ilgisiz davranıyorlar. İnanç noktasında ve İslami hassasiyet bakımından son derece lakaytlar.
Keyif almak zevkten dört köşe olmak onlar için her şeyden önemli hale gelmiş. Bu kadar rahatlığa ve zevke düşkünlüklerinin yanında otuz bin genç ÖSYM'nin yaptığı sınavlarda 'sıfır puan' çekmekten utanmıyor. Bir sınavda sıfır puan almak nasıl olurda bu kadar çok artış gösterir. Bunu Milli Eğitim yetkilileri, özellikle devletin yönetimini iyileştirme iddiasında bulunanlar iyi analiz etmek mecburiyetindedirler. Muhafazakâr ve demokrat olduklarını iddia edenler ülke gençlerinin bu başarısızlığından sorumlu olduklarını kabullenmek zorundadırlar.
Kendisinin de tükendiği bu süreçte modern insan; tüketim çılgınlığı içinde ne yapacağını bilememesinin de etkisiyle bir sürü saçma sapan işlerle ömrünü ziyan ediyor. Üretmek, ülkeye katkıda bulunmak, olumlu ve hayırlı bir iş yapmak, başkalarına fayda sağlamak, eser yazmak, bir hayır ve vakıf eseri inşa etmek gibi bir kaygısı yok. Aklının durgunluğu arttıkça, ruh hali bozuldukça yaşadığı zihinsel ve ruhsal karmaşasına iyi gelecek ilaçlar aramaya başlıyor fakat bir türlü istediği sonuca ulaşamıyor.
Modern insan sadece menfaatlerine odaklanmış. Kendisine menfaat sağlamayan hiçbir işe sıcak bakmıyor. Bu yüzden sosyal hayatı dizayn edenler onlara daha çok şey vermek için adeta yarışıyorlar. Buna da hizmet etme yarışı diyor kendimizi ve diğerlerini aldatmaya çalışıyoruz. Altta yatan neden çok basit... Aslında böyle yaparak kendimize hizmet etmekte olduğumuzu gizlemeye çalışıyoruz. Bu durumu keşfetmiş politikacılar haliyle başarılı oluyorlar. Sağlık sisteminde yapılan pek çok değişimin ardında bu düşünce ve istek var. Siyasetçiler bu istekten yola çıkarak ihtiyaçları gidermek suretiyle iktidarda kalmayı başarıyorlar. Çünkü insanlar artık kendilerine menfaati olmayanlara sıcak bakmıyor. Bu yüzden politikacıların söylemlerini insanların temel ihtiyaçlarına göre belirlemeleri çok önem taşıyor. Pozitif siyaset yapanlar ve hizmet üretenleri vatandaş Avrupa'da olduğu gibi karşılıksız bırakmıyor. İdeolojinin önemsizleştiği fakat gelecek vaat ettiği bir zaman diliminden geçiyoruz. Şimdi değil fakat yakın gelecekte ideoloji büyük önem kazanacak. Buhranımız arttıkça inanç ve manevi değerler politik tercihleri belirlemede en önemli faktör olacak. İktidarda bulunanlar bunun farkındalar. Ve kendilerine en güçlü muhalefetin bu cenahtan geleceğini bildiklerinden kendilerini ona göre hazırlıyorlar.
İnsan tüketmekten daha çok üretmelidir
İnsanın geçici menfaatlerinden kurtulup kalıcı ihtiyaçlarını keşfetmesi ve kafasını toplaması için zamana ihtiyacı vardır. Bu zamanı iyi değerlendirenler, yol haritasını iyi çizenler için gelecekte iktidara ulaşmak adeta mukadder olacak. Fakat ne olursa olsun iktidarlar sonları itibarıyla hep zirvede ve dipte olanları hayal kırıklığına sürüklemiştir. İktidar ve muktedir olmanın farklı versiyonlarını kabullenip konuşanlar, iktidar ile muhalefette olmaya göre konuşmalarını belirleyenlerin sonları hep hüsranla bitmiştir. İyi niyetli olsalar bile...
Zira cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir. Modern insanın en önemli çelişkisi kendisiyledir. Onun düşünceleri ve eylemleri arasında ciddi bir kopukluk vardır. Kendisini geriye çeker, etliye sütlüye karışmadan bir köşede süklüm püklüm oturur. Veya kendisini önceleyip diğerlerini dışlayan küçümseyen yapısıyla farklı bir görünümde ortaya çıkar. Toplum iki uç kesim arasında gidip gelir. Bir kısmı kendisini tamamen sosyal yaşamdan izole etmiştir, diğerleri kendilerini fazlasıyla önemsemeye başlamıştır. Etrafımızda bulunan tanrılaşmış ve kendisini kutsamış çok insanı fark etmeyiz bile. Kendimizden vazgeçmişliğimiz gibi kendimizi her şeyin merkezinde görmemizde sakıncalıdır.
Dengeyi tutturmak kolay mı? Hayır, günümüzde kolay olduğunu söylemek zordur. Fakat her insan ruhsal ve sosyal yaşamında kendi sorumluluklarını yerine getirmeye başladıkça bu zorluğu aşma imkânına sahiptir. Öncelikle hayatın anlamını sorgulamalı, kendisini yetenekleri ve psikolojik özellikleri bakımından tanımalı, ciddi önemli hedefler edinmelidir. Bu hedefler ve yeni bilinç onu olumlu yönde değiştirebilir. Mücadeleden vazgeçmeden sürekli olumlu bir niyetle çaba göstermek zaruridir. İnsan tüketmek için değil üretmek için yaratılmıştır. Nitekim insan neslinin devamı da bir üretimdir. Sadece tüketmeye, alışveriş yaparak bir şeyler satın alıp zevklerimize ve rahatımıza yoğunlaşmışsak hastalanmışız demektir. Bu durum tedavisi kolay olmayan bir hastalıktır üstelik. Doktorlar ve ilaçlar bu hastalığa maalesef derman olamazlar. İnsan yaşamına devam ederken başkalarının hayatına değer kattığı oranda sağlıklı ve mutludur. Verdikçe zenginleşir. Sevdikçe sevilir. Veren el dinimize göre bu yüzden alan elden üstündür. Okuyan, kendini geliştiren, spor yapan, mesleğinin dışında hobileri bulunan, hayatına renk ve sıra dışı uğraşılar katanlar ruhsal ve bedensel olarak çok daha huzurludurlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Dr. Recai Yahyaoğlu / Türkiye
Etiketler:



