Eskiye nazaran değişen hayat şartları toplumun yapısını değiştirmekle kalmayıp aile yapısının kimyasını da bozuyor. Bilhassa şehirdeki aile hayatlarında büyüklere yer verilmiyor. Bu durum kendini işe yaramaz olarak gören yaşlıyı bunalıma iterek; geri kalan ömrünü kâbusa çeviriyor.
Yaşlılık varoluşumuzun fıtri bir kanunu, hayat ağacının aldığı son şekildir. Ömrü olan herkes bir gün kendini ihtiyarlık potasında buluverecek. Batılı düşünür Kant'ın "Gençlikte günler kısa, yıllar uzun; ihtiyarlıkta günler uzun, yıllar kısadır!" sözü ihtiyarlık konumunu çok iyi özetler. Artık bu çağda güçlü kuvvetli bedenin yerini acizlik, güzelliğin yerini çizgileri derinleşmiş, derisi buruşmuş bir yüz ve bedeni rahat bırakmayan hastalıklar alır. Gittikçe statü kaybeden, bağımlılık ve kaza riski artan yaşlıların bir de maruz kaldığı sıkıntıları ekleyecek olursak, yaşlanma birçokları için ürkütücü boyutlara çıkar.
Hayatın her aşamasında sevinç ve sıkıntılara alışkın beşerin, ilerlemiş yaşında çağımıza özel zorluklarla baş başa kaldığı bir gerçek. Eskiye nazaran değişen hayat şartları toplumun yapısını değiştirmekle kalmayıp aile yapısının kimyasını da bozuyor. Bilhassa şehirdeki aile hayatlarında büyüklere yer verilmiyor. Bu durum kendini işe yaramaz olarak gören yaşlıyı bunalıma iterek; geri kalan ömrünü kâbusa çeviriyor.
Oysa geleneksel dediğimiz büyük ailelerde de yaşlıların verdiği sıkıntılar hep vardı. Ancak aile bireyleri nimet ve külfeti paylaşma bilincinde olduklarından; problemlerin üstesinden hoşgörü ile gelebiliyordu. Geçmişte yaşlılar, sorumluluk alıp, işe yaramanın rahatlığı ile ömrünü tamamlarken; sağlam zemine oturmamış ailelerde kendini sığıntı gibi hisseden günümüz yaşlıları desteksiz kalmakta; huzurevlerine giden huzursuz, yorgun kalplerin sayısı her geçen gün artmaktadır.
Şehir hayatında yalnızlaşan yaşlılar
İhtiyarlara hakkında "tahammül edilmesi zor" diye düşünen yakınlarının imdadına huzurevleri yetişiyor. Maalesef büyüklerinin en çok beklediği sevgi ve ilginin kendilerinde olduğunu unutuyorlar. İstanbul genelinde yaşlı barınma evleriyle yapılan bir çalışmaya göre aile içinde yaşlıların yüzde 26'sı fiziksel, yüzde 15'i ekonomik istismara maruz kalırken yüzde 18'i de ihmal edilmekte. 60 yaşı yaşlılık sınırı kabul eden uzmanlar bu dönemde depresyon oranının yüzde 15 ila 20 arasında değiştiğine dikkat çekiyor. Modern toplum anlayışı, gelenek ve göreneklerin değişmesi hayat şartlarının zorlaşması gibi sebeplerden dolayı yaşlı nüfus ciddi oranda istismara maruz kalıyor.
Yaşlılar için sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşma imkânı sunan şehirler, birçok dezavantajı da beraberinde getiriyor. Ulaşım güçlüğü, gürültü, hava kirliliği, uyulmak zorunda kalınan teknolojik yenilikler, şehirdeki yaşlıları zorlayabiliyor. Bu da eve kapanmalarına ve bedenen daha az hareket etmelerine sebep olduğundan sağlık problemleri baş gösteriyor.
Uzmanlar köyden şehre göçün fazla olduğu bölgelerde bu oranın daha da hissedilir boyutlarda olduğuna dikkat çekiyor. Kırsal kesimde, geleneksel aile yapısı içerisinde, mükemmel olmasa da alışılagelmiş şekilde aile, yakın çevre, komşu ve diğerlerinden ilgi görerek hayatını sürdüren, gücü varsa tarlada çalışan, yoksa torunlarına bakan, bahçeyle ilgilenen yaşlılar, büyük kentlerde gördükleri desteklerin bir kısmını bazen de hepsini kaybederek yalnızlaşıyor. Bu ihtiyaçları görülmeyen fertleri depresyon, alzheimer gibi hastalıkların daha çok vurduğunu belirten uzmanlar, "Geçim sıkıntısı nedeniyle çalışma yaşındaki aile bireylerinin ev dışında iş yapma durumunda olmaları, ailenin en yaşlı ferdlerinin, geleneksel olarak aile içinde görmekte oldukları ilgiyi azaltmış ve çoğu zaman da bitirmiştir" diyorlar.
Yaşlılar evimizin bereketidir
Yaşlılara hürmet ve ikramın, Rabbimiz'e saygıdan olduğuna vurgu yapan Rasulullah Efendimiz (s.a.v), "Eğer süt emen çocuklar, beli bükük yaşlılar, otlayan hayvanlar olmasaydı, üzerinize azap sel gibi gelirdi" buyurur. Cemiyetler dayanışma ile, yani yaşlısı ve gencinin birbirine gösterdiği sevgi ve saygıyla ayakta kalırlar. Eğer yaşlı "Artık benim işim bitti; bir işe yaramıyorum" diye düşünmeye başlarsa o toplumda huzur kalmaz.
Herkes bilir ki, yaşlı insanlar çocuklar kadar kırılgan ve hassastırlar. Onlara bir çocuktan daha fazla itina göstermeli, duygularını rencide etmeden yaşından kaynaklanan bazı durumları hoş karşılamalıyız. Yaşlı insanların üzerlerini örten yaşlılık perdesini kaldırmalı; onlara değer verdiğimizi gönül alıcı sözlerle göstermeliyiz. Yaşlılarımızın evlerimizde bulunması rızkımızın genişlemesine vesile olduğu gibi musibetlerde birer kalkan vazifesi gördüğünü de güzeller güzeli Efendimiz (s.a.v) şöyle haber veriyor: "Zayıf ve düşkünlerinize dikkat ediniz! Çünkü siz onlar sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız."
Düşkün kimselerin varlıklarına tahammül edememek, onlardan rahatsız olduğunu dile getirmese bile kalben bir an önce ölmelerini beklemek gerçek mümine yakışmaz. İnsan doğumdan ölüme kadar farklı süreçlerden geçer ve farklı deneyimler kazanır. "Gençler bilebilseydi, yaşlılar yapabilseydi" şeklindeki ifadeden yola çıkarak her iki neslin birbirinden alabileceği çok şeylerin olduğu unutulmamalı. Genç insanın kendisinden daha önce hayatın basamaklarını adımlayan yaşlıların tecrübe birikimlerinden yararlanması en akıllıca davranıştır. Onlara her baktıklarında kendi geleceklerini görüp hizmetlerini aksatmayanları Efendimiz (s.a.v) bizzat müjdeliyor: "Allah Teala yaşından ötürü bir ihtiyara saygı gösteren gence, yaşlılığında hizmet edecek kimseler lütfeder"
"Sabah akşam bu kızım için dua ediyorum"
Sonbaharlarını yaşayan büyüklerin her şeyden çok ilgiye ve sevgiye ihtiyacı olduğunu bir de emekli Mehmet amcamızdan dinleyelim: "Bir gün hastanedeki randevum için evden çıktım. Metroya binip karşıya geçecektim ama sabahın o kalabalık saatinde merdivenlerden inip ilerlemek ben yaştaki insanlar için ne işkencedir bilemezsiniz! Takatim son deminde... Kendimi zorlayıp ilerlemeye çalışıyorum. Elimde küçük olmasına rağmen gittikçe ağırlaşan bir de çanta var. İyice bunaldığım bir anda kulağıma yumuşacık bir ses geldi: 'Amcacığım yardım edeyim mi?' Dönüp baktım 20 yaşlarında genç bir kız... Çantamı aldı, beni insan kalabalığından çekip çıkardı. Nasıl sevindiğimi varın siz düşünün! Birçok genç yanı başımdan bakıp giderken o, sıkıntıma duyarsız kalmayarak yardımıma koştu. Sanki bana bir dünya bağışladı. Aradan aylar geçmesine rağmen aklımdaki tazeliğini koruyor. Sabah akşam bu kızım için dua ediyorum. Allah anne babasını nur içinde yatırsın. Öğrenciyse en güzel yerlere getirsin, dünyada sıkıntı yaşatmasın. Yaşlılığında bunaltmasın."
Kaynak: Necla GÜNAY / SEMERKAND AİLE / Sayı 38


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



