200 milyon dolarlık bütçeyle hazırlanan 2012, büyük bir felaketi konu alırken bunu seyirciye en iyi şekilde yansıtıyor. Etkileyici konusu ve akıldan çıkmayacak sahneleriyle şimdiden rekorlar kıran film, seyircisini memnun bir yüz ifadesiyle uğurluyor.

Dünyanın büyük bir yıkama uğradığını ilgi çekici tonda anlatan 2012 filmi büyük bir gürültüyle gösterime girdi. Film daha ilk haftasında izlenme oranıyla rekorlar kırarken, daha çok gündeme getirdiği tartışmalarla anılıyor. Film, 2012 yılında Maya takvimine göre dünyanın sonlanacağı efsanesinden yola çıkıyor. Bu da birçok kurum ve dinin tartışma alanına giriyor. Filmin çıkış noktası olan 2012 yılı efsanelerine değinecek olursak, "Marduk adındaki bir gezegenin dünyaya fazlaca yaklaşmasıyla başlayacak, devamında ise insanlarda ve yer yüzende büyük değişimler yaşanacak. İnsanlar birbirlerinin zihnileri okuyabilecek güya ölümü yenecek güce kavuşacak. Elektronik aygıtlar kullanılmaz hale gelirken, dünya yüzeyi büyük ölçüde yer değiştirecek ve büyük yıkımlar oluşacak. Bu olaylar toplamda 2000 yıl sürecek ve sonrasında yaşam düzelecek."

Şirince‘ye hücum

Bunlar tabi ki efsaneden öteye gidemeyecek öngörüden başka bir şey değil. Fakat birçok insanın bu durumu fazlasıyla ciddiye aldığını belirtmeden geçemeyeceğiz. Öyle ki efsanelere göre 2012‘de tüm dünya etkilenirken İzmir‘in Selçuk İlçesi Şerince köyü olaylardan etkilenmeyecek yegane mekan olarak göze çarpıyor. Şimdiden köye dışarıdan gelip yerleşmeler artarken, korkum o ki zamanla dünya insanlarının akın akın küçücük köye sığma telaşına kapılacak olmasıdır.

Tüm safsataları geçerek filme değinecek olursak, 2012 filmi kıyameti anlatmıyor. Çünkü kıyamet günü denildiği zaman tüm insanlığın akılana ‘her şey‘in yok olması geliyor. Fakat filmde bunun tam tersini görüyoruz. Afrika kara parçası yerli yerinde dururken, insanlık yeni bir dünya kurma telaşına düşüyor. O halde bu filmi modern abartılı bir Nuh tufanına benzetebiliriz.

Modern Nuh‘un gemilerini kimler hak ediyor

2012 filmi diğer filmlere nazaran kalite anlamında üst sıralara tırmanmayı başarabiliyor. Filmin hikâyesine geçecek olursak, bir türlü istenilen düzeye ulaşmamış kitapların yazarı Jackson Curtis (John Cusak) ve dağınık ailesini (ki bu filmlerin vazgeçilmez öğeleridir) felaketten kurtarmak için çabalıyor. Zaman zaman filme yansıyan insan hikayeleri, tam anlamıyla bir bütünlük sağlayamasa da oldukça uzun süreli bir filmde sıkılmadan izleniyor. Özellikle de Yellowstone‘daki ulusal parkta radyo yayını yaparak insanlığı uyandırmaya çabalayan dahi-tırlak karışımı Woody Harrelson‘ın hayat verdiği Charlie Frost karakteri oldukça eğlenceli duruyor. Yazar Jackson Curtis öncelikle ailesini felaketin vurduğu yaşadıkları bölgeden kaçırıyor, ardından ise Çin‘e doğru büyük bir yolculuğa koyuluyor. Diğer yanda ise her biri özenle hazırlanmış ve oldukça gizli bir şekilde yürütülmüş bir projenin ürünü olar modern Nuh‘un gemileri yolcularını beklemektedir. Tabi kalıplaşmış düzen burada da yoksula ve normal yaşam süren insanlara yaşam hakkı tanımıyor. Oldukça pahalı biletlerden alabilen ve yeni bir hayat kuracakları halde çoğu yaşlı zümrenin oluşturduğu Nuh‘un gemisi yolcuları sonradan insafa geliyor mu? Söyleyemeyiz ama olumlu mesajlar alabiliyoruz. Özellikle de bu gibi filmlerin klasikleşen Amerika‘nın dünyayı kurtarma girişimlerini görmüyoruz. Dünya bu sefer iri ülkelerin el birliğiyle kurtuluyor. Özellikle de filmde Çin‘e fazlasıyla yakılan yeşil ışık manidar duruyor. Rusya‘yı dahi kurtarıcı konumuna koyabilen Hollywood ya büyük bir oyunun ilk adımlarını atıyor, ya da iyi niyetli bakacak olursak büyük bir değişme giriyor.

Yönetmen Kabe‘yi neden yık(a)madı?

Filmin tartışma konularından biri olan ‘yönetmen korkudan Kabe‘yi yıkamadı‘ haberlerine değinecek olursak, filmde gerçekten diğer dinlerin sembolü olan yer ve figürler paramparça görünüyor. Kabe‘nin yıkıldığı ise gösterilmiyor. Yönetmen aslında bu görüntüyü hazırlasa da bir takım çekincelerinden bu görüntüyü yayınlamaktan son anda vazgeçiyor. Bunda bu gibi pervasızlıklara Müslüman camianın verdiği ‘tek ses‘ tepki olabilirken, yönetmenin Fil Sûresi‘ni ya da Ebrehe‘nin başına gelenleri de okuma ihtimalini gözü önünde bulundurmalıyız. Benim ilgimi çeken ise birçok yabancı filmde İsa figürüne yapılan çirkin saldırılar, ya da İncil‘e yapılanlar ‘sadece sanat yapılıyor‘ diyerek göz yumulması olduğu gibi Vatikan‘ın ya da o tür cemaatlerin çıkarlarını zedeleyecek (Da Vinci‘nin Şifresi-Melekler ve Şeytanlar) filmler vizyona girdiğinde tepkinin biraz daha sert olmasıdır. Bu filmde de çıkarları zedeleyecek görüntü olmadığından olsa gerek şimdilik kimseden çıt çıkmıyor.

Oyuncular kaliteyi artırıyor

Bu kadar çok tartışmanın içinde dönen film daha ilk haftasında büyük bir gişe başarısı elde etti. Birkaç haftada filme yatırılan 200 milyon dolarlık para gerisin geri yapımcısına fazlasıyla döneceğe benziyor. Filmin yönetmeni  Roland Emmerich‘i bu güne kadar bu tür felaket filmlerinden tanıyoruz. Daha önce çektiği  Kurtuluş Günü, Yarından Sonra, Godzilla‘yı bu türün örnekleri olarak göstersek de başrolünde Mel Gibson‘un oynadığı ve Amerikan iç savaşına anlatan ‘Patriot‘ filmini de görmezden gelemeyiz. Sürekli dev bütçeli filmlerde gördüğümüz Emmerich‘in bunun karşılığı olarak yapımcılarını fazlasıyla mutlu ettiğini biliyoruz. 2012 de baştan sona büyük bir heyecanla seyredilecek ve sizi sinemadan memnun bir yüz ifadesiyle ayıracak bir yapım. Görsel efektleri göz doldururken oyuncuların başarılı performansı da filmin kalitesinde büyük rol oynuyor. Kıyamet zamanının sadece Yaratan tarafından belirleneceğini hatırlayın ve sizlere o anları hatırlatabilecek filmi nefesiniz kesilerek seyredin.

Maharetli ellerden türünün en iyisi

2012 gibi felaket filmleri oldum olası ilgimi çekmiştir. Özellikle de görsel efekti bol filmleri kaçırmamayı çalışmışımdır. Ne kadar saçma, ya da kalite anlamında düşük olsa da içimdeki merakı dizginleyemeyip ekrandaki ya da perdede ki felaket filmlerini odaklanırım. Kor, New York‘ta Hortum, Kasırga, Yarından Sonra, Günışığı, Dante Yanardağı,  Armaggedon, Volkan, Sel (İngiltere yapımı da dahil) ve daha bir çok büyük felaket filmlerini kalitesini bakmadan seyretmişimdir. Bugüne kadar beni en çok etkileyen ise ‘Yarından Sonra‘ ve ‘2012‘ olmuştur. Tabi ki bu filmlerin ikisi de aynı yönetmenin maharetli ellerinden çıkmıştır.

Muhabir: Haber Merkezi