Dergâh ve dervişlik hikâyelerine ilgi duyan Ömer Çelik, Osmanlıca, Arapça ve İbranice kaynakları inceleyerek "Metropolde Bir Derviş" adlı romanını yazdı.
Romanı 2.5 yıl önce yazmaya karar verdiğini ifade eden Çelik, ‘‘O dönem dervişlik hikayeleri üzerinde yoğunlaşmıştım. Dergah ve dervişlik öyküleri hep bir sırrı içinde barındırır. Bana mistik gelir. Benim aklıma şu soru geliyordu, modern bir derviş olsam ne gibi problemlerle karşılaşırım? Daha sonra bu fikir derinleşti ve yazmaya başladım‘‘ dedi.
Kocaeli Üniversitesi‘nde iktisat eğitimi gören 26 yaşındaki Ömer Çelik, dergah ve dervişlik hikayelerine duyduğu ilgi artınca kendi romanını yazdı. Roman için 1.5 yıl boyunca Osmanlıca ve Arapça kaynakları inceleyen, İbranice konusunda da uzman yardımı alan Çelik‘in ilk kitabı ‘‘Metropolde Bir Derviş‘‘ okuyucularla buluştu. Ömer Çelik, ilkokul ve lise eğitimini Sakarya‘da tamamladığını, ardından Kocaeli Üniversitesi‘nde iktisat eğitimi aldığını söyledi.
İktisat okuyup edebi alanda boy göstermenin sorun gibi algılandığını ancak kendisinin bu konuda farklı düşündüğünü dile getiren Çelik, ‘‘Bizim dönemde sistem gereği lisede sayısal bölüm okuyan bir öğrenci üniversitede tercih yaptığında sözel bölümleri seçemezdi. Bu nedenle kendime en yakın bölüm olan iktisatı tercih ettim. Ama lisede de üniversitede de öykü ve şiirlere hep ilgim oldu‘‘ dedi.
Edebiyatın farklı algılar sunması nedeniyle hep ilgisini çektiğini anlatan Çelik, ‘‘Ailemden de bu konuda destek aldım. İlk öykülerimi babamdan dinlerdim mesela. Güzel hikayeler anlatırdı‘‘ diye konuştu. ‘‘Metropolde Bir Derviş‘‘i 2.5 yıl önce yazmaya karar verdiğini ifade eden Çelik, ‘‘O dönem dervişlik hikayeleri üzerinde yoğunlaşmıştım. Dergah ve dervişlik öyküleri hep bir sırrı içinde barındırır. Bana mistik gelir. Benim aklıma şu soru geliyordu, modern bir derviş olsam ne gibi problemlerle karşılaşırım? Daha sonra bu fikir derinleşti ve yazmaya başladım‘‘ dedi.
Kitabı yazabilmek için öncesinde bildiği Osmanlıca ve Arapça bilgilerini derinleştirdiğini belirten Çelik, şunları kaydetti: ‘‘Çünkü ilgilendiğiniz şey dervişlik konusuysa, aradığınız çoğu eser Osmanlıca olmak zorunda. Bazen de Arapça kaynaklara bakmanız gerekiyor. 1.5 yıl araştırma yaptım. Okuyamadığım yerler olunca uzman yardımı aldım. Romanın yazım sürecinde yaklaşık 4 ay Osmanlıca kursuna gittim. Beni en çok zorlayan ise ‘tapınak savaşları‘ kısımlarını yazarken oldu. Çünkü masonik öğretileri araştırıyorsanız iyi bir İbranice bilgisine sahip olmanız gerekiyor. Ben de ilk olarak İbranice sözlükle başladım. Daha sonra bazı ayinsel terimler ve dualar konusunda yollarım çatallaşınca, yine uzman yardımına başvurdum. Bu süreç zevkli olduğu kadar heyecanlı bir serüven de oldu.‘‘
Romanın dışında şiir yazdığını, senaryo alanında çalışmalar yaptığını anlatan Çelik, 2009 yılında Marmara Depremi‘nin 10. yılı dolayısıyla kısa film yarışmasına katıldığını söyledi.
‘‘Bir Çift Ayakkabı‘‘ adlı bu filmin tüm finansmanını Cem Yılmaz‘ın karşıladığını anlatan Çelik, ‘‘Bu sayede filmi çektim. Senaryosu ve yönetmenliğini üstlendiğim kısa filmim birkaç programda yayınlandı‘‘ diye konuştu.
Mühr-i Süleyman‘ın peşinde
‘‘Edebiyatın içinde hep var olmak istiyorum. Çünkü anlatılacak daha birkaç hikayem var‘‘ diyen Çelik, ilk kitabının konusunu şöyle özetledi: ‘‘Milyon dolarlık bir imparatorluğun tek varisi, yakışıklı ve karizmatik bir gençtir Buğra Han Azaplı. Restorasyon yapılmış eski bir medresede yıllardır süren kabuslar ve psikolojik gelgitler yüzünden intiharın eşiğine sürüklenen hayatın da sahibidir. İçine sürüklendiği bu buhrandan önceleri uyku haplarıyla kaçmaya çalışsa da bir gün uyuşturucu dünyasının girdabına saplanır. Klasik bir depresyon değildir bu. Derinlemesine bir sorgulamadır her şeyi. Garip ve enteresan kabuslar görür, kendisini bir türlü rahat hissedemez.
Bu sıkıntılarla uğraşırken hep yanında bir dostu vardır, Yusuf. Kadiri bir aileye mensup, entelektüel bir rüya yorumcusudur Yusuf... Üniversitede sıra arkadaşı Buğra Han Azaplı‘nın anlattığı rüyayla, dostunun başına nasıl bir bela geleceğini yorumlar. Ama biricik dostuna rüya yorumunu anlatmaması için işaret alır. Yorumlayabildiği fakat anlatamadığı bu rüya dostunun geleceğidir.
Bir gün Buğra Han, medrese evinin altlarında gezerken küçük porselen tabut içerisinde eski bir yüzük bulur. Bulduğu bu yüzük birçok yer altı tapınaklarının peşinde olduğu Mühr-i Süleyman‘dır. Herkes gibi Mühr-ü Mana Tapınağı adına Mirza Bayezid de bu yüzüğün peşindedir. Buğra Han‘dan, yüzüğü bulduktan sonra bilmediği, görmediği, duymadığı kişiler tarafından bir seçim yapması istenir. Bu seçimi kabul ederse birçok imtihana tabi tutulacaktır. Eğer bu seçimi yapmazsa sabah yatağında hiçbir şey hatırlamadan uyanacaktır. Uzun düşünceler ardından seçimi kabul eder.
Yüzük Buğra Han‘da olduğu için Mirza Bayezid ve adamları başta olmak üzere birçok tapınak peşine takılır. Buğra Han, metropolün öldürücü çıkmazlarında derviş olmak gibi bir tercihle şeyhinin rahle-i tedrisine oturur. Ve yeni öğrendiği algılarla gerçek ve hayal arasındaki farkı anlamaya başlar. Metropol ortasında kalakalmış bizlerin bu şoke edici bombardımandan kurtulmasının hikayesidir Metropolde Bir Derviş.‘‘





