Bizzat medya herkesi bir kalıba sokmaya çalışıyor ve kalıplara sığmayanlara gizli gizli diş biliyorsa... Toplumu mahveden kamplaşma virüsünü her yere yaymayı kendine bir görev bellemişse...  Gazetecilik, gazetecilerin birbirini yemesine, birbirini çekiştirmesine dönüşmüşse...

Daha kısa süre öncesine kadar aynı gazetede çalışmış, birlikte yiyip içmiş ve birbirinin manevi dünyasını az çok tanımış olanlar bile ucuz duyguları gıdıklamak için eski arkadaşlarını yalan yere haberlere malzeme etmeyi marifet biliyorsa... Sokaktaki insan ne yapsın? Bu beş para etmez kamplaşmalardan paçasını nasıl kurtarsın?  Biliyorsunuz, geçenlerde Peygamberimizden söz açtım, onun bir hadisinden yola çıkarak "Selam olsun kuru et yiyen kadının oğluna" başlıklı bir yazı yazdım. Vay sen misin bunu yazan?..

Düşünüyorum da.. Bir toplumun manevi iklimine ve değerlerine bu kadar sırt dönmeyi "aydın olmak" sanan başka kaç toplum vardır?  Tabi bir de yazımı çok olumlu bulan fakat ardından "ama çok şaşırdım çünkü sizin hayat tarzınız başka" diyenler de var. Oysa "hayat tarzı" dediğimiz şeyden çok daha büyük, geniş ve derin hayat!  Merak ediyorum...  Kâh kalbine, kâh zihnine kulak vererek yol almak; kamplara, hadlere, hudutlara aldırmadan hem bilgiye hem de bilgeliğe bağlanmak giderek imkânsız bir hal mi olacak bu toplumda?

Muhabir: Haber Merkezi