Uzunca bir yolculuktan sonra Mardin‘e varıyoruz. İlk ziyaret ettiğimiz yer Kasımiye Medresesi.
Çünkü saat beşte kapanacak. Kasımiye Medresesi restorasyonda. Gene de ziyarete açık. Cihangir Bey Zaviyesi de restorasyonda ve kapalı. Oradan Mardin ovasına bakıyoruz. Engin bir deniz gibi yayılmış ovanın görünümü harika. Oradan Eski Mardin tarafına doğru devam ediyoruz ve Büyük Mardin Oteli‘ne bakıyor arkadaşlar. Ben bu otel bakma, otel beğenme işleriyle hiç uğraşmıyorum. Arkadaşlarımız nereye karar verirlerse kabulüm. İleride yolun üst tarafında bir kilise var; ama kaplı. Dışarıdan bakıyoruz ve fotoğraflarını çekiyoruz. Dönüşte tekrar uğruyoruz otele. Görkemli ve Mardin ovasına hâkim bir tepedeki bu oteli de beğenmiyorlar. Eski Mardin şehir merkezine çıkmak üzere yola koyuluyoruz.
Arabamızı bir yere park ediyoruz ve dolaşmaya başlıyoruz. İlk dikkatimizi çeken yer Kırklar Kilisesi ama orası da kapalı. Deli Yürek filminin çekildiği, bazı kovalamaca sahnelerinin yaşandığı mekânları tanıyoruz ve daracık yollardan yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Bu arada Emin adlı bir delikanlıyla tanışıyoruz ve o bize rehberlik yapıyor. Bizi önce eski bir Mardin evine götürüyor. Ev sahibesi bir bayan bize ev yapımı şarap satmak istiyor. Biz teşekkür ederek dindar Müslüman olduğumuzu, şarabınsa haram olduğunu söylüyoruz. Fotoğraflar çekiyoruz ve yolumuza devam ediyoruz. Yukarılardan, daracık koridor sokaklardan, küçük tünel geçitlerden yürüyerek PTT binasının olduğu yere varıyoruz. İyice çaysamışız. Oradaki kahvede oturup soluklanıyoruz, birer çay ve maden suyu içiyoruz ve yürümeye devam ediyoruz. Hem lokantalara,- hem otellere bakınarak ve çevremizi kuşatan Mardin evlerine özgü taş duvar evlere bakınarak sürdürüyoruz yürüyüşümüzü. Arkadaşlarımız ne otel beğenebildiler ne de lokanta. Biz bu işi özellikle Rıdvan Turan ve Mücahit Genç‘e bıraktığımız için rahatız. İyice acıkmış ve yorulmuşuz. Yeni Mardin kısmındaki Urfa Sofrası‘na karar veriyoruz ve nefis bir akşam yemeği yiyoruz. Yemekten sonra otellere bakınarak, birçoklarına girip bakarak devam ediyoruz ve Mardin‘in en güzel otellerinden biri olan Yay Grand Otel‘de kalmaya karar veriyoruz. Orada o akşam Mardin‘in manzarasına bakarak gündüzün boğucu sıcağından sonra gecenin o tatlı serininde içtiğimiz çayları ve hissettiğimiz güzelliği anlatmak mümkün değil. Değerli dostumuz Hasan Olgaç‘ı aradım ve nerede olduğumuzu söyledim. Kendisinin SGK Başmüfettişi olarak Türkiye‘de gezmediği il yoktur. Her şehir hakkında da oldukça geniş bilgisi vardır. O bir cümleyle Mardin‘i şöyle tanımladı: "Gece gerdanlık, gündüz mezarlık" Bana biraz acımasız bir tanımlama geldi ama gene de buraya kaydetmeyi uygun gördüm.
Sabah aynı terasta nefis bir kahvaltıdan sonra asıl Mardin ziyaretlerimize başladık. Bir önceki gün bıraktığımız yerden başlayarak, Zinciriye Medresesi, Sabancı Müzesi, Ulu Cami, Postane binası ve benzeri yerleri ziyaret ettik.
Öğle tatili girmeden Deyrulzaferan (http://www.liberalses.com/yazar/teyfur-erdogdu/kitap-ehli-suryaniler-mardin-iv.aspx)Manastırını da ziyaret etmek ve Urfa‘ya devam etmek istiyoruz. Biraz elimizi çabuk tutarak yola koyulduk ve kısa bir süre sonra Deyruzzaferan‘a vardık. Ziyaretçileri gruplar halinde alıyorlar. Biraz beklettiler bunun için. Beklerken oraya özgü zaferan çayı içtik. Bir rehberin refakatinde ziyaret başladık. Biçim olarak aynı Deyrulumur gibi bir manastır. Şu kadar var ki, bu manastır çok önceleri (M.Ö. 5000‘li yıllar) burada bulunan Güneş Tapınağı‘nın üzerine bina edilmiş ve tapınak kısmı da muhafaza edilmiş. O kısmı gezdirdiler. Tavanı dümdüz, direksiz ve 250 tonluk taşlar bugünün insanını bile şaşırtacak bir ustalıkla kilit sistemiyle dizilmiş ve binlerle ifade edilen yıllardır yapıldığı gibi duruyor. Manastırın içinde lahitler bölümü, kiliseler ve benzeri kısımları dolaştık. Başladığımız yere döndüğümüzde kilisede ibadet vaktiydi ve hayatımızda ilk kez kilisede bir ayine tanık olduk. Ayin bitince metropolit Metropolit Filüksinos Saliba Özmen Efendi ( Hıristiyanlıkta din adamlarında vaizlik, papazlık, metropolit, ekümenlik vb sıfatlar ya da rütbeler var. İşin bu yanını akademisyenlere bırakıyorum) rica ettik ve birlikte fotoğraf çekildik. Mütebessim bir papazdı metropolit. Gerek Deyrulumur Manastırı‘nda, gerekse Deyruzzaferan Manastırında tanık olduğumuz güler yüzlülük ve temizlik kayda değerdir. Buradaki Hıristiyan insanların yüzündeki beşaşetle, mesela Siirt Müftülüğü‘ndeki özel kalemin suratındaki abusluğu yan yana koyuyorum ve üzülüyorum. İnsanın insana gülümsemesini sadaka olarak vasfeden bir peygamberin ümmeti olan bizlerin öğreneceğimiz çok şey var.
Sultan Şehmus
Derler ki bu bölge insanının erkeklerinin en az yarısına yakınının adı Şehmus‘tur. Bunun nedeni de Mardin Diyarbakır yolunun 30. Kilometrelerinde kabri bulunan Sultan Şehmus‘tur. Aslında Şeyh Musa‘dır da, halk kısaca Şehmus diyor. Veysel de öyledir. Aslı Uveys el-Karani‘dir, yani Karanlı Uveys. Zamanla halk arasında isim kısalarak ve değişime uğrayarak bu hali almıştır. Urfa‘ya yola koyulmadan önce oraya da uğramayı teklif ettim, Rıdvan‘ın itirazlarına karşın orayı da görme isteği ağır bastı ve gittik, gördük, Fatiha okuduk, dua ettik ve döndük. Orada çok garip davranışlar sergiliyor ziyaretçiler ama bunlara takılmamak gerek. Varsın nasıl biliyorsa öyle yapsın. Dücane Cündioğlu‘nun bir TV tartışmasında dediği gibi bu ve benzeri yerlerdeki İslam inancına ters davranışlarla çok bodoslama mücadele edilirse oralardaki davranışlar İslam‘ın özüne uygun hale gelmez; aksine oralar yok olur ve her birinin yerine beş yıldızlı bir otel dikilir. Söylemek gibi olmasın ama arkadaşlar beni kırmayıp Sultan Şehmus‘a geldikleri için ben de onlara birer meyve suyu ikram ettim. Hem de kutuda, öyle meyve özlü uyduruk değil hani
Midyat
Midyat daha uzun süre kalınacak ve gezilecek bir şehir aslında. Bizimse o kadar vaktimiz yok. Bu akşama Mardin‘e varmamız, birkaç yer ziyaret etmemiz gerekiyor.
Midyat‘ta en yaygın olan iş telkari ustalığı. Süryanilerin hayli yoğun olduğu kentte telkari ustalığı da bu kesimin elinde gibi. Murat adında Süryani bir telkari ustasıyla tanışıyoruz ve bu işin nasıl yapıldığını ufak bir gösteriyle gösteriyor bize. Kolye, yüzük ve saire hediyelik eşyalar satın aldıktan sonra Midyat‘ta bulunan en önemli ziyaret mekânı olan Deyrulumur ( Morgabriel ) ‘a gitmek üzere yola çıkıyoruz. Burası şehir merkezinden 20 km kadar uzakta faal bir manastır. Bu bölgenin kendine özgü taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biri de burası. İçinde kiliseler, lahitler ve benzeri çeşitli bölümler bulunan manastırın Hıristiyan öğrenci ve öğretmenlerinin barındığı yerler dışındaki bölümleri gezdiriliyor ve kısa bilgi veriliyor. Bize rehberlik eden genç arkadaş Yusuf Bey adında bir genç.Geniş bilgi için : (http://morgabriel.org/guncel.html)
Midyat‘a döndük ve oradaki bazı mekânları ziyaret ettik. Bunlardan biri Sıla dizisi ve benzeri dizi filmlere de mekân olan Konukevi. Konukevi‘nin en üst katından şehre bakınca camiler kadar hatta belki daha fazla kilisenin bulunduğunu görüyoruz. O kadar ilginç taş binalar var ki fotoğraf çekmeye bile yetişemiyoruz. Midyat bitecek gibi değil. Bizimse yolumuz uzun. Yolcu yolunda gerek diyor ve yola koyuluyoruz. Şehrin çıkışında polisler durduruyor ve kimlik kontrolü yapıyorlar.



