12 Eylül darbesi ile Ergenekon, Balyoz gibi plan aşamasındaki darbelerin yargılandığı bir dönemde, henüz dokunulamayan 28 Şubat postmodern darbesinin en önemli mağdurlarından Sincan eski Belediye Başkanı Bekir Yıldız ile çok önemli bir röportaj gerçekleştirdik. ‘Kudüs Gecesi‘ programı düzenlediği için Filistin davasına desteği ‘terör‘ suçuna alınıp 4.7 yıl hapis cezasına mahkum edilen Yıldız, 28 Şubat sürecini, tankların balans ayarını, sınırı geçerken yakalanışını, Bulgar cezaevlerindeki korkunç günleri ve yaşadıklarını Gazetemize anlattı. Tank yürütenler için suç duyurusunda bulunmaya hazırlanan Yıldız, asıl hedefin Refah Partisi olduğunu hatırlattı. İşte o röportajın ilk bölümü:

12 Eylül darbesi ile Ergenekon, Balyoz gibi plan aşamasındaki darbelerin yargılandığı bir dönemde, henüz dokunulamayan 28 Şubat postmodern darbesinin en önemli mağdurlarından Sincan eski Belediye Başkanı Bekir Yıldız, yaşadığı haksızlıkları ve sıkıntıları anlatırken çok önemli açıklamalar yaptı.

EBUBEKİR GÜLÜM

- Çok tartışıldı. Bir kez daha soralım. Kudüs Gecesi‘ni yapmaktan amaç neydi?

- Bizim partimizin düşüncesi, yeryüzünde nerede zulme uğrayan bir kitle varsa, o günün şartlarında elimizden ne geliyorsa, onu yapmaktır. Hama, Halepçe, Bosna, Çeçenistan, Filistin, Kudüs ve dünyanın neredesinde bir zulüm varsa ona karşı çıkmak, haksızlığı dünyaya duyurmaktır. Hatta o günlerde Filistin‘de; kolu bacağı sopayla kırılan gençler, bombardımanla vücutları paramparça edilen insanlar, babasının kolunun altında kurşunla can veren Muhammet‘in görüntüleri televizyonlarda gösteriliyordu. O nedenle zulme uğrayan Filistin halkının yanında olmak için düzenlenen bir geceydi. Maksat tamamen mazlumların yanında olmaktı.

- O dönemde yaşanan birçok şeyin kurgu olduğu ortaya çıktı. Geriye dönüp bakınca ‘bu kurguymuş yeni fark ettik‘ dediğiniz bir şey var mı?

- O gün salona girdiğimde, olağanüstü bir medya ilgisi gördüm. Ulusal basından bütün kanallar vardı. O nedenle, iyi niyetle yapılan bu geceden, o günkü konjonktürde, acaba olumsuz bir şey çıkarılır mı diye çok endişelendim. Hatta iptal mi etsek yoksa devam mı etsek diye düşündüm. İki karardan birisinin verilmesi gerekiyordu. Biz de programın, ortasında olduğumuz için devam etme kararı aldık.

- Bu süreçte ‘Ne gereği vardı? Zamanımıydı. Yeri miydi?‘ diye eleştirenler de oldu. Ne düşünüyorsunuz?

- Bizi suçlayan çok oldu. Ama niyetimiz temizdi. Güzel bir geceydi. Ama konjonktürel anlamda, o günün şartlarında olmaması gereken bir geceydi. Yani zaman açısından. Ama olan olmuştu. Geriye dönüş imkanı yoktu. Her şey kaderi ilahiydi.

- Neyle suçlandınız o zaman?

- TCK‘deki ‘ halkı din, dil, ırk, sınıf ayrımı yaparak tahrik etmek ‘suçunu düzenleyen 312/2 ve ‘hal ve sıfatlarını bilerek, terör örgütü üyelerine yiyecek, giyecek, yatacak, barınacak yer, iaşe ve silah temin etmek‘ suçunu düzenleyen 169. maddeden yargılandık. Ancak ortada terör örgütü yok, eylemi yok, destek yok. Ezilen, yok edilmek istenen Filistin halkının mücadelesini veren, bazı örgütlerin şehit olan liderleri Abbas Musavi, Musa Sadr ve Fethi Şikaki‘nin posterlerinin salona asılması vardı. Onlar, Filistin‘in bağımsızlığı için mücadele ettiler. Sorun o liderlerden birisinin Hizbullah‘tan olması. Türkiye‘de de bu isimde bir örgüt olduğu için de bir harmanlama yapılarak bir suçlama ile karşı karşıya kaldık. Mahkeme, Emniyet ve MİT‘ten bilgi istedi. İkisi de, bu örgütlerin Filistin‘in bağımsızlığı için mücadele eden örgütler olduğu ve Türkiye‘ye yönelik bir eylemlerinin olmadığı cevabı verildi.

Yine Yargıtay‘ın ictihat kararına göre, tahrikin olayın gerçekleştiği anda olması gerekiyor. Ayrıca bir grubun, başka bir grubu darp etmesi şart. İnsanlar birbirisine girecek. Ama bizim olayımızda bunların hiçbirisi yok. Program bitince kavga, dövüş yok, herkes dağılıp evine gidiyor. Sonra tespit ettik, konuşmamın 12 yerinde bağdaştırıcı ve bütünleştirici cümleler var.

- Salonda tahrik yok ama dışarıda çok tahrik olan olmuş galiba.

- Maksatları toplumun kafasında bir algı oluşturmaktı. Türkiye‘yi kendilerinin sahibi gören bir takım çevreler; askeriye, siyasetçiler, basın ve yargıyı tahrik edip, bizim üzerimize gönderdiler. Yani kendi kendilerini tahrik ettiler. Hatta bir paşa, o kadar tahrik olmuş ki, ‘ben Sincan‘da olsaydım, kendimi tutamazdım‘ diyor. Bunun sonucunda ortam iyice gerilmiştir.

HAKİM‘DEN İTİRAF

- Neden bir tahrik yapılmış olabilir?

- Refahyol hükümeti, yıkılmak istendiği için tabiî ki. Çünkü denk bütçe yapılmış, D-8‘ler kurulmuş ve rantiyenin hortumları kesilmişti.

-Yargılamanın sonu ne oldu?

- Biz 5,5 ay tutuklu yargılandık. Refahyol hükümeti düştü. Ondan sonraki ilk duruşmada bizi tahliye ettiler. Amaç hâsıl olmuştu. Mahkeme sonuçlanınca da, her iki maddeyi ihlalden dolayı, toplam 4 yıl 7 ay hüküm yedik. Temyiz ettik. Ancak Yargıtay da onayladı.

- Olağanüstü dönemin şartlarında yargılandınız. Mahkeme sırasında neler yaşandı?

- Sonraki duruşmaların birisinde yeniden tutuklama kararı verilince, avukatımız Faik Işık ‘artık bizim bu mahkemede bulunmamızın anlamı yok. Siz ihsası rey kullanıyorsunuz‘ diyerek cüppe çıkarttı. O zamanki mahkeme başkanı da bunun üzerine, ‘Arkadaşlar, lütfen. Siz bizim hangi şartlarda ve zorluklar altında bu mahkemeyi yürüttüğümüzü bilmiyorsunuz. Eğer bilmiş olsaydınız, bu tepkileri göstermezdiniz‘ dedi.

Bu şunu çağrıştırdı. Adnan Menderes‘in avukatları, bazı şahitlerin dinlenmesini isteyince mahkeme başkanı şunu söylüyor, ‘Sizi buraya tıkayan güç, sizin idamınızı istiyor. Sizi önce idam edelim, şahitleri bilahare dinleriz‘. Bizim mahkememiz de, aynı onun gibi olağanüstü şartlarda yapıldı. Hukukçular baskı altındaydı.

- Yeniden cezaevine girmektense, yurtdışına çıktınız. Neden?

- Ben cezaevindeyken ziyarete gelenler arasında bulunan rahmetli Ekrem Doğanay Hoca, ‘Evladım. Müslüman buraya bir defa düşebilir. Ama ikinci defa düşmemeli. Eğer tahliye olursan, bir daha düşmemek için elinizden geleni yapın‘ demişti. Yolunu bulabilirseniz, başka ülkelere gidin.  Hatta sana bir şey söyleyeyim yaz dedi. Müslümanın özellikleriydi yazdırdığı. Büyük ihtimal Ahmet  Gümüşhanevi hazretlerinin sözleriydi.

1-Ahde vefa göstermek 2-Helal- haram hudutlarını muhafaza etmek 3-Mevcut olduğun duruma rıza göstermek 4-Kaybedilene sabretmek.

Bunu senelerce yanımda taşıdım. Her gittiğim yerde okuyarak, dört ölçüyü muhafaza etmeye çalıştık. Engin bir bakıştı.

Onun tavsiyesi doğrultusunda Almanya‘ya gitmeyi planladık. Ve önce Bulgaristan‘a geçtim. Normal yollardan olmadığı için Romanya‘ya geçerken, tutuklandım.

- Tutuklanınca ne oldu?

- Bulgaristan‘da 1 ay hapishanede kaldım. Hapisten çıktıktan sonra 7 ay Şumen kasabasında kaldım. Sonra Almanya‘ya geçiş yaptım. 2 yıl da burada kaldım. Rahşan Affı çıkınca ülkemize döndük.

- Nasıl yakalandınız?

- Büyük ihtimal bir ihbar üzerine yakalandım. Sınırda Romanya‘ya girerken, önden ve arkadan bariyeri kapatıp, bizi hemen aldılar. Çünkü ben oradan annemin sesini duyayım diye Türkiye‘yi aradım. Sadece annemin sesini dinledim. Ama konuşmadım. Annem, ‘alo alo, kimsiniz‘ dedi ve hemen kapattım.

ENDİŞELENDİREN İLGİ

- Neden şüphelendiniz?

- Biz medyayı, bütün programlarımıza davet ederdik. Kimse gelmezdi. Fakat o gün, salonun ön tarafı kameralarla doluydu. Bu birileri bir şey mi yapacak, gizli bir el mi çıkacak diye endişeye sevk etti.

- Gecede İran‘ın parmağı var diye eleştiriler oldu. İran elçisini siz mi davet ettiniz?

- Daha önce iki defa daha çeşitli vakıflar ve kuruluşlar, aynı içerikli gece düzenlenmiş ve İran elçisi de gelmişti. O programlara, biz de dışarıdan katılmıştık. Ancak Belediyemiz o geceyi ilk defa düzenlemeye karar verince,  Eğitim- Kültür müdürümüz Muhammet Rıza Bageri‘nin Azeri kökenli, Türkçeyi iyi bilen ve Filistin konusunda da uzman olan bir kişi olduğu için davet edelim dedi. Biz de daha önceden bildiğimiz için uygun bulduk.

-Yani sıradan bir Filistin programı mıydı?

- Gece, 31 Ocak‘ta oldu. 1 Şubat‘ta gazetelerde bir şey yok. 2 Şubat‘ta sadece Sabah Gazetesi‘nde ‘Bu ne rezalet?‘ diye başlık var. Aynı akşam, televizyonlar da vermeye başlıyor ve. 3 Ocak‘ta bütün gazetelerde yer alıyor.

- Bir televizyon muhabirine yapılan saldırı vardı. O olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Oğuzhan Bey‘in uyarısı üzerine meydandaki Kubbetus Sahra çadırı kaldırılırken, Star Gazetesi‘nin muhabirinin fevri davranışları olmuş. Sonra ben de seyrettim, biraz da tahrik var. Korumam ve belediye çalışanları herhangi bir olay olmaması için sabır gösteriyor. Ancak belediyenin bir şirketine 2-3 ay önce sözleşmeli olarak işe giren Recep Görmez isimli işçi, nasıl olduysa muhabire saldırıyor. Korumam ve diğer belediye görevlileri engel olmaya çalışıyorlar. Ancak, sonuçta televizyonlarda binlerce kez gösterilen o görüntü ortaya çıkıyor. Bu da kuvvetle muhtemel bir provokasyondur.

- Sincan‘da tankların yürümesiyle neler hissettiniz?

- Tanklar 4 Şubat‘ta yürümüş. Yürümüş diyorum, çünkü görmedim. Hatta Sincan‘ın yüzde 95‘i görmemiş. Önce sabah namazında geçiyor. Bazı televizyonlar görüntü alamayınca, bir daha geçse de görüntü alsak diye telefon açıyorlar. İkindi vakti, yeniden geçiyor. İki tanesini de, Lale Meydanı‘nda bırakıyorlar. Anadolu Ajansı geçince bizim haberimiz oldu.

BULGAR HÜCRESİNDE BİR AY

- O zaman dinleniyor muydu?

- Büyük ihtimalle. Ertesi gün, kaldığım Şumen kasabasında, 06 plakalı bir aracın dolanmakta olduğunu gördüm. Geceyi orada geçirip, hemen Rusçuk‘a geçtim. Sınırdan geçerken yakalandık. Zannediyorum o telefonu takip ederek, bize ulaştılar.

- Bulgaristan‘da hapishanede neler yaşadınız?

- Cezaevinde 1 ay çok zor şartlar altında kaldık. Cezaevi savcısına siyasi olduğumu söyledim. Bunun üzerine yakın ilgi gösterdi. Her gün yanına çağırırdı. İslam dini konusunda sohbetlerimiz oldu.

Bir ay hiç ayna görmedik. Kaldığımız yerde tuvalet yok. 30 gün boyunca, sabah verilen bir ekmek ve bir şişe su ile yaşadık. Sadece ekmek yedik, su içtik. Ayna olmayınca, insan kendini özlüyor

- Mahkemeye nasıl çıkarıldınız?

- Beni, mahkemeye pijamalarla çıkardılar.

- Niçin pijamalarla? Elbise yok muydu üzerinizde?

- Hücreye atarken bütün elbiseleri çıkarıp, sadece pijamaları bıraktılar. Mahkemeye ayağımızda terlik, üstümüzde pijama, saç-sakal birbirine karışmış şekilde götürdüler. Basına bu şekilde görüntü alacaklar diye çok üzülüyordum. Adliye önünde geldik kimse yok. Duruşma salonunun önünde ve içeride de kimse yok. Rahatladım tabi.

Muhabir: Haber Merkezi