Evet, bugün 1960 darbesinin 50‘nci yıldönümünü lânet ve bedduayla idrak ediyoruz. Fakat hemen belirteyim ki burada kullandığım "lânet" ve "beddua" sözcükleri, 1950‘denn beri iktidar olan DP‘yi sütten çıkmış ak kaşık addettiğim anlamına gelmiyor. Hayır, ara tonlardaki hayat ve siyaset o "ak"a ve zıttı "kara"ya indirgenemeyeceği gibi, tartışılmaz meşruiyetine rağmen Bayar? Menderes hükümeti de zaaflar yansıtıyordu...

Ancak, DP iktidarın göreceli zaaf ve yanlışları, 1960 darbesini bugün lânet ve bedduayla idrak ediyor olmamız gerçeğini, gerekliliğini ve zorunluluğunu asla değiştirmiyor! Zira en önce cuntacılara kan kokusu sinmiştir. Darağacı ipinde onların yağlı eli vardır. Artı, yukarıdaki manevi suçtan da çok da daha önemli bir maddi cürüm mevcuttur. Bu, aynı darbeyle birlikte cihet-i askeriyenin siyasete burun sokmak cüret ve cesaretini bir "normal"e dönüştürmesidir! Tam elli yıldan beri politika kışla vesayeti altındadır. Nitekim, yarım asır sonra bile apoletlilerin kendilerine vehmettiği "kurtarıcı" misyonundan kurtulacağız diye hâlâ ve hâlâ canımız çıkıyor. Sonucu da tam kestiremiyoruz.  Daha artı, 27 Mayıs "üniformasız askerlerin", yani demokrasiden hazetmeyen "sivil ricâl"in sırtını üniformalılara dayayarak kâh aleni darbeciliğe, kâh darbe kışkırtıcılığına, kâh da şimdiki gibi juristokrat rejime soyunmasını yine sıradan kıldı. Onları beteriyle şımarttı.

Yine artı, aynı "ricâl"in Yargıtay üyesi İmran Öktem‘in cenazesinde cuntaya rağmen iktidara gelen AP‘ye karşı gösteri yapmasını "devlet hükümete karşı yürüdü" manşetleriyle ve iftiharla duyuran medyada da "derin egemenler"e yandaşlık diğer bir geleneğe dönüştü. Eh, bütün bunlardan sonra 27 Mayıs 1960‘ın ellinci yıldönümünü lanet ve bedduayla idrak etmeyeceğiz de, "statüko zaptiyeleri" gibi şükran ve nostaljiyle mi anacağız?

(Hadi Uluengin / HÜRRİYET)

Muhabir: Haber Merkezi