Kafam karışıyor ve merak ediyorum; namaz kılmak, mesela, yüce devletimizin laiklik standartları içinde nereye oturur? Günde beş defa namaz kılan bir TC vatandaşı, makbul bir adam mıdır? Orduya girip subay olabilir mi, örneğin? Ya da sadece cumaları veya " bayramdan bayrama" gitse camiye, daha mı iyi olur? Yahut bu işlerle hiç alakası olmaması, "alnının secdeye değmemesi" mi en iyisidir?  Yüce devletimiz neyi tensip buyurur?

Hangi noktada, "olmadı evladım, bu kutsal din duygularını fazla abarttın sen de" deyip kulağımızı çeker? Yine merak ediyorum, İslam‘da 1400 yıldır var olan "tesettür" geleneği, yüce devletimize göre ne kadar makbuldür? Başörtüsü "çene altından" bağlansa, hakikaten kurtarır mı? Hangi düğüm tipi "irtica"ya, hangisi "kutsal din duyguları"na girer? Bir subayın eşi "babaannelerimiz gibi" örtse başını, Çetin Doğan paşanın "sakıncalılar" listesinden yırtar mı?  Evet, nedir yüce devletimizin biz vatandaşları için uygun gördüğü "dindarlık dozu" ve "muhafazakarlık sınırı"?

Aslında bu konuda generallerin ve diğer Kemalist bürokratların da kafalarında çok kesin sınırlar olduğunu sanmıyorum. Daha ziyade, "çağdaş yaşam"a uygun düşmediği için kendisinden hoşlanmadıkları bir "mürteci" tipolojisi var kafalarında, ezbere tekrar edip duruyorlar.  Bu yüzden de, kendi inanç ve geleneklerine göre yaşayarak "eşit vatandaş" olmak isteyen muhafazakar dindarları, "din devleti kurmak isteyen iç düşmanlar" sanıyorlar...

Muhabir: Haber Merkezi