İstanbul‘da yapılan ASKON 6. Olağan Genel Kurulu‘na katılan Saadet Lideri Kurtulmuş ile Başbakan Erdoğan arasında polemik yaşandı.ASKON 6. Olağan Genel Kurulu, İstanbul Cevahir Otel ve Kongre Merkezi‘nde dün gerçekleştirildi. Genel Kurul‘da konuşan Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Türkiye ekonomisinin durumu ve siyasal yapısı üzerine dikkat çekici analizler yaptı. Türkiye ekonomisinde bakış açısı ve model yanlışlığı olduğuna işaret eden Kurtulmuş, 2000 yılından bu yana uygulanan IMF destekli modelin ülke ekonomisini iflas noktasına getirdiğini söyledi.  ASKON kongresine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın yanı sıra, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Valisi Muammer Güler, ASKON Başkanı Mustafa Koca ve çok sayıda iş adamı katıldı.

Ak Parti iktidarı döneminde de aynen uygulanan modelin ülke ekonomisine verdiği zararları anlatan Kurtulmuş, "Bu programla birlikte Türkiye‘de tarım nüfusu hızla düşürüldü, ‘talep enflasyonunu önlüyoruz‘ adı altında milletin alım gücü azaltıldı, özelleştirmeler ile çok önemli kamu yatırımları satıldı, bankacılık sektörü yabancıların denetimine geçti ve büyük özel sektör yabancılaştırıldı" dedi.

Türkiye‘de tezgâhın dağıldığını işsizliğin ve yoksulluğun arttığını ifade eden Kurtulmuş, Türkiye‘nin acilen IMF‘ten kurtulması gerektiğine dikkat çekerek başbakana hitaben "Sayın Başbakanımıza buradan seslenmek istiyorum. Bir süredir IMF‘yle anlaşma imzalamıyoruz. Kıyamet kopmuyor. Ben buradan kendisinden rica ediyorum, lütfen IMF‘yle stand by anlaşmasını imzalamayın. IMF dünyanın bir gerçeği doğru, ama IMF, kendi pusulasını bile şaşırmış, kendi rotasını kaybetmiş, dünyada insanları daha da yoksullaştıran, dünyada açlığı ve yoksulluğu ortaya çıkaran dünyanın bir gerçeğidir. Bunu ben söylemiyorum, IMF Başkanı Mr. Kahn söylüyor ve diyor ki: ‘IMF olarak bazı ülkelerde öyle programlar uyguluyoruz ki, tezgâhın dağılmasına sebep oluyoruz‘ Biz, Davos toplantılarını en ince ayrıntısına kadar takip ettik. Davos‘ta dünyanın egemenleri burada dünyadaki tezler yürümüyor, kapitalizm yürümüyor. Dünyadaki bu tezleri nasıl formatlayabiliriz, nasıl yeni bir formül bulabiliriz? Bunu tartıştılar. Bu değerleri değiştirmeden, paylaşmayı öğrenmeden çıkabilecekleri hiçbir çıkış noktası yoktur"

Daha sonra kürsüye çıkan Başbakan Erdoğan, bu öneriden duyduğu rahatsızlığı kürsüde dile getirirken, IMF‘ten kaçınılamayacağını söyledi ve şöyle konuştu: "Kusura bakma Numan Bey kardeşim, dünya küresel. Ekonomiyi sadece Türkiye ölçeğinde düşünemeyiz. IMF dediniz. İşimize gelmezse yine imzalamayız, evet. Ama IMF‘den korkmanın, kaçmanın manası ne? Eğer ucuz parayı IMF‘den alabiliyorsam ondan bunu alırım. Hiç de çekinmem" dedi ve IMF‘in dayattığı şartları göz ardı etti. Kurtulmuş‘un bankaların yabancıların eline geçmesini eleştiren sözlerine de cevap veren Erdoğan, bankaların yabancılara satılmasının hiçbir sakıncası olmadığını dile getiren Başbakan Erdoğan, "Ben bunu bir vehim olarak değerlendiriyorum. Paranın dini, imanı, milleti ve ırkı olmaz. Parayı kim ucuz verirse ondan alırız" diye konuştu.

Kurtulmuş Koca‘yı tebrik etti

Yeniden seçilen ASKON Genel Başkanı Mustafa Koca‘yı tebrik eden Kurtulmuş, kongrede "Marufun Egemenliği" sloganının kullanılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. "Bizim de yıllardır ifade etmek istediğimiz buydu. Özellikle günümüzde maruf dediğimiz, evrensel mutlak doğrular etrafında dünyanın yeniden şekillenmesi, dünyanın yeniden sorunlarını çözecek bir bakış açısına sahip olması hepimizin, tüm insanlığın beklediği en temel adımlardan birisidir" diye konuşan Kurtulmuş, "Marufun Egemenliğini bir slogan olarak, fikir olarak ortaya koymak son derece isabetlidir. Ancak başta siyasilerimiz olmak üzere, üniversitelerimiz, ilim çevrelerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız marufun ne olduğunu hayatımıza aktarmak ve bunlar üzerinde araştırmalarını, uygulamalarını ortaya koymak zorundadır. Biliyoruz ki, evrensel doğru olarak tercüme edeceğimiz maruf, Hz. Adem‘den beri tüm insanlığın peşinden koştuğu değerleri ihtiva etmektedir. Bunu toplumsal hayatta, siyasette karşılığı üç kelimede özetlenmiştir: Adalet, özgürlük ve refah. Hz. Adem‘den beri insanlar farklı kültürlere, farklı meşreplere sahip olmalarına rağmen aslında bu üç temel doğrunun arayışı içinde olmuşlardır. Adil bir toplumda yaşamak, herkesin kendi hayatında özgürce yaşaması ve herkesin refahtan pay alabileceği bir sistemin kurulması. Bu anlamda ortak değerler üzerindeki mücadelemizi çoğalttıkça, yeryüzünün de bir barış ve esenlik yurdu olmasını temin edeceğiz" dedi.

Adalet, refah ve özgürlük isteyenlerin sesi daha gür çıkacak

Kurtulmuş şöyle devam etti: "Yaşadığımız krizler keşke sadece finansal veya siyasal krizlerden ibaret kalsaydı. İnsanlığın karşı karşıya olduğu, bir müddet daha devam edeceği görülen bu krizler esas itibarıyla bir medeniyet krizidir, uygarlık krizidir. Son üç asırdır tüm kurum ve kuruluşlarıyla dünyaya egemen olan düşünce bir medeniyet krizinin habercisidir. Temelde hakkaniyet duygusuna sahip olmayan, paylaşma duygusu olmayan, iktisadi olarak insanlığı sömürmeyi gelişmenin iktisadi formülü olarak kabul eden ve asla hiçbir şekilde dayanışma, paylaşma duyguları içinde olmayan, dünyaya temerküz duygusu içinde bakan, dünyanın yer altı ve yerüstü zenginlikleriyle oluşturmuş olduğu paradigmalarla, kurduğu uygarlıklarla, kurduğu tezlerle gelinecek nokta burasıydı; onun için buraya geldik. Bu krizler buzdağının görünen kısmıdır. Bu krizlerin altında son derece derin, son derece büyük, köklü krizler vardır ki; çok açık söylüyorum ki, mevcut paradigmalarla bu krizleri çözmenin ilmen imkanı yoktur. Dolayısıyla yerkürede, yeni bir sese, yeni bir medeniyete, yeni bir insan tipine, yeni bir sese ihtiyaç vardır. Çünkü 1970‘lerle başlayan bu süreç, 1980‘lerde küreselleşme ve yüksek teknolojiyle birlikte modern kapitalizmin vahşi kapitalizmden vampir kapitalizme doğru evrimleşmiş.1990‘dan sonra dünyaya tek başına hakim olan vampir kapitalizm bütün küresel paradigmalarını ortaya koymuştur. Rakibi 1990‘lardan itibaren kalmamış olan, bütün gücüyle dünyaya abanan bu gücün bizi getirdiği nokta ortadadır. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar gelir adaletsizliği vardır. Açlık ve sefalet insanlığın ortak kaderi haline gelmiştir"

Konuşması sık sık alkışlarla kesilen Kurtulmuş, "Önümüzdeki dönemde küresel adaletsizliğe karşı küresel adaleti talep edenlerin, soysuzlaşmaya karşı küresel erdemi savunanların, küresel kültür emperyalizmine karşı kendi değerlerini savunan, kendi değerleri üzerinde yükselmek isteyenlerin dünyanın her tarafında sesleri daha gür çıkacaktır. Bu tablo içinde, yeni medeniyet değerlerini yükseltecek ülkelerin başında Türkiye geliyor. Bu moral ve fikir gücü bizde var. Dünyanın bizlere dayattığı şeylere mahkûm olmayalım. Yeter ki, neo-liberal kuralları Tanrı buyruğuymuş gibi algılayarak ona göre ülkelerimizi, ona göre kendimizi şekillendirmeye kalkışmayalım" ifadelerini kullandı.

AKP yüzde 47‘lik oyu iyi değerlendiremedi

Son dönemde ortaya çıkan darbe tartışmalarını da değerlendiren Kurtulmuş, "Türkiye‘nin gündeminde olan darbe tartışmaları, HSYK krizi, aslında Ergenekon davasıyla başlayan bu süreç Türkiye‘nin demokratikleşme sıkıntılarının uçlarıdır. "Problem nedir? Birisi diyebilir ki, kurumlar arasındaki koordinasyonsuzluktur, çatışmadır. Bir diğeri diyebilir ki, "Uyuşmazlıktır". Bunların ikisi de doğru, ikisi de eksiktir. Türkiye‘deki esas sorun, Türkiye‘deki siyasal sistemin yapısının,  anatomisinin iyi anlaşılamamış olmasıdır. Bugün Türkiye‘deki asker-sivil ilişkilerini ele alalım, ister demokrasiyle ilgili sorunları ele alalım, esas problem Türkiye‘deki siyasal sistemin yapısından kaynaklanmaktadır. Demokrasi gibi görünen, ama esas itibariyle bürokratik oligarşik bir sisteme sahibiz. Bunun çok ciddi şekilde tedbirlerini almak ve geliştirmek zorundayız. Bu tartışmaların içinde kaybolmak siyaseten bir çıkış yolu değildir. Türkiye‘nin hukuki ve siyasi bir reform sürecine ihtiyacı vardır. Milletimizin beklentisi budur. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde milletimizin Adalet Kalkınma Partisine verdiği yüzde 47‘lik oyun temel beklentisi de budur. Cumhurbaşkanı seçilemiyor, 367‘de kitlenmiş, milletimiz oyları düşmüş partiye dedi ki, "Git, hukuki reformları yap, yeni bir anayasa yap". Ancak, 2007 seçimlerinde Türkiye‘de seçilmiş 411 milletvekilinin oylarıyla yapılan Anayasa‘nın Anayasa Mahkemesi‘nden iptaliyle birlikte pratik bir zorunluluk ortaya çıktı. Anayasa Mahkemesi, 11 kişilik Anayasa Mahkemesi heyeti verdiği gerekçeli kararla, sadece Cumhuriyetin Temel nitelikleri değişiklikleriyle ilgili değil, varsayalım ki, herhangi bir düzenlemede bile kendisini meclisin üzerinde bir konuma getirdi. Dolayısıyla bu sürecin bu kördüğümün aşılması mecburiyeti vardır" dedi.

Yeni Anayasa‘yı millet yapmalı

Kurtulmuş, "Biz bir an önce seçim olsun isteriz. Ama bu süreçlerde dikkat ederseniz, erken seçim olsun demiyoruz. Çünkü mevcut parlamento, yeni parlamento gelinceye kadar, Türkiye‘nin meşru tek parlamentosudur. Bu arada herhangi birisinin, "Bu parlamento yasa yapmaya haiz değildir" sözünü, demokratik anlayışımız çerçevesinde kabul etmeyiz. Ancak parlamentodaki gerginlikler, parlamentoda atılacak adımları engelleyebilecek herhangi bir ihtimal, karşımıza şöyle bir zorunluluğu getiriyor: Bizim başından beri söylediğimiz, Türkiye‘de demokratik ve siyasal reform sürecine ihtiyaç vardır. Bunun ilk adımı da yeni bir anayasadır. Bu konuda sadece AK Parti‘ye oy verenler değil, Türkiye‘de yaşayan her kesimin mutabakatı vardır. Tam da bu noktada bürokratik oligarşiyi aşabilmenin bam teli vardır. "İyi de Anayasayı kim yapacak? Anayasayı nasıl bir süreçte yapacak" Türkiye‘nin bazı erkleri başından beri Anayasa yapma yetkisini kendilerinde görürler. Dolayısıyla Anayasa yapılması hakkının millete devredilmesi-doğru olan budur-asla yanaşmazlar. Nasıl Cumhurbaşkanlığı seçimini halka bırakmak istemedikleri gibi bunu da istemeyeceklerdir. Ancak, hükümetin bu konuda geri adım atmamasını tavsiye ediyoruz. Eğer Cumhurbaşkanı tartışmalarında geri adım atılmış olsaydı, halkın Cumhurbaşkanı seçme hakkı referanduma sunulmamış olsaydı, bugün Türkiye on yıl daha geriye gitmiş olacaktı. Teklifimiz şudur: Her 250 bin kişinin yaşadığı bölgede, dar bölge çift turlu seçim yaparak yeni Anayasa yapıcı kurucu meclis seçilmesi. Milletin bütün fertlerinin temsil edildiği, sadece siyasal partilerin değil, üniversitelerin, baroların, sivil toplum örgütlerinin aday olarak seçilerek geldiği 200-250 kişilik bir meclis. Bu meclis, Anayasa yapmayacak. Anayasa taslağı hazırlayacak. Anayasa taslağını da millete götürecek, referandumla milletin Anayasasını ortaya çıkarmış olacak. Bu doğru bir yoldur. Hükümetin atması gereken, mevcut Anayasa‘nın 175. maddesini değiştirerek Anayasa yapım sürecini ortaya koymaktır. Bu olmadığı takdirde, Anayasa yapım hakkı asla millete bırakılmayacaktır. Aynı bu şekilde siyasi partiler yasasının, seçim yasasının, seçim sisteminin değiştirilmesi, ayrıca yargı reformunun da bu Anayasa yapım sürecinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Mesele, bürokratik oligarşideki anlayışı değiştirmektir. Mesele, YÖK‘e Ahmet‘i, Mehmet‘i getirmek değildir. Mesele, HSYK‘nın içine Ahmet‘i, Mehmet‘i koymak değildir. Mesele, bu kurumlara milleti koymak, millete açık hale getirmektir" ifadelerini kullandı.

Marufun egemenliği

Yeniden seçilen ASKON Genel Başkanı Mustafa Koca‘yı tebrik eden Kurtulmuş, kongrede "Marufun Egemenliği" sloganının kullanılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Evrensel doğru anlamına gelen maruf, Hz. Adem‘den beri tüm insanlığın peşinden koştuğu değerleri ihtiva etmektedir. Bunun toplumsal hayatta, siyasette karşılığı üç kelimede özetlenmiştir: Adalet, özgürlük ve refah.

Paranın dini ve milliyeti olmaz gerekirse anlaşırız

Türkiye‘nin acilen hukuki ve siyasi bir reform sürecini başlatması gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, bunun ilk adımının da yeni bir Anayasa çalışması olduğunu söyleyerek Kurucu Meclis önerisini yeniden hatırlattı: "Her 250 bin kişinin yaşadığı bölgede, dar bölge çift turlu seçim yaparak yeni Anayasa yapıcı kurucu meclis seçilmesi. Milletin bütün fertlerinin temsil edildiği, sadece siyasal partilerin değil, üniversitelerin, baroların, sivil toplum örgütlerinin aday olarak seçilerek geldiği 200-250 kişilik bir meclis. Bu meclis, Anayasa yapmayacak. Anayasa taslağı hazırlayacak. Anayasa taslağını da millete götürecek"

Koca: Bu millete yazık etmeyin!

Genel kurulun açılışında konuşan ASKON Genel Başkanı Mustafa Koca, gündemde yer alan yargı krizi ile ilgili de değerlendirmelerde bulundu. Türkiye‘nin yargı şoku yaşadığını dile getiren Koca, "Tarih kayıtlarına geçmiş olan bir yargı şoku her şeyi değiştirdi. Hükümetle ekonomik müzakere yapma fırsatımız elimizden alındı. Artık demokratik mekanizmanın işleyip işlemeyeceğini düşünmeye başladık. Bu çerçevede millet iradesine sahip çıkmak birinci görev oldu. Bunun ne anlama geldiğini hepiniz anladınız. Zira 2 sene sonra bugün yine bir yargı şokuyla gündem değişmiş ve yine tartışmalar sığ bir alana kaymıştır. Artık böyle sürprizler yaşamak istemiyoruz." ifadelerini kullandı.

Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Mustafa Koca, Türkiye‘nin yargı şoku yaşadığını söyledi. Gündem değiştiği için hükümetle ekonomik müzakere yapma fırsatlarının ellerinden alındığını belirten Koca, "Artık milletin önüne engel çıkarmaktan vazgeçin. Birikimlerimiz heder olmasın. Bu millete yazık etmeyin, lütfen herkes kendi işine baksın." dedi.

Ekonominin makro tablolarında önemli olumsuzluklar olduğunu dile getiren Koca, şu anda büyüme eksi durumdadır, doğal olarak bütçe açığı fırlamıştır. İşsizlik yükselmiş, borçlanma önemli oranda artmıştır. Çok ciddi oranda işyeri kapanmış, nakit akış dengeleri bozulan çok sayıda firma sıkıntı içine girmiştir. Ülkemizin müzmin sorunları olduğunu hepimiz biliyoruz. Kökten çözümlere girişildiğinde bir takım dirençlerle karşılaşılacağını da biliyoruz. Ama başka çaremiz yok ve reformlara devam edeceğiz. KOBİ‘leri korumak zorundayız bunlar ülkemiz ekonomisinin belkemiğidir, olmaya da devam edecektir. Yok, olmalarının doğal seleksiyon olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Zira küresel düzeyde vahşi bir kapitalizm hüküm sürmektedir. Asla namuslu falan da değildir. Şehirlerin ortasına yerleştirilmiş sayısız AVM‘ler, yapısal tahribatlara neden olmaktadır. Serbest piyasa serkeş piyasaya dönüşmektedir. Ülkemizin üretim yeteneğini alıp götürmektedir" dedi.

Yazarımız Reşat Nuri Erol‘a ödül

Dün gerçekleştirilen ASKON Genel Kurulu‘nda gazetemiz yazarlarından Reşat Nuri Erol, ödülünü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘dan aldı.

Muhabir: Haber Merkezi