Bazen, ortada hiçbir şey yokken, yıkıp yakan, insanlara kötülük etmekten zevk alan insanların dünyalarını anlamakta güçlük çekeriz. Adam her şeye sahip olduğu halde yine de, çalar, kötülük eder, başkalarının malına göz diker, insanlara zarar verir, bu nasıl bir iş deriz. Neden deriz? Niçin? Ama bu soruya bir cevap bulamayız. Bilindiği üzere iyilik ve kötülüğün mayası insanda fıtri olarak var. Allah insanın bu iki yönüne dikkat çeker fakat iyiliğe yönelmeleri için teşvik eder. Ancak insan doğası gereği kötülüğe de meyleder. Bu nedenle insan çoğu zaman şeytan, nefis ve dürtülerinin esaretinde hareket eder ve kötülüğü hayatını bir parçası yapar. Dünya nazarıyla baktığımızda kötülüğe eğilimin bazı nedenlerinin olduğunu görürüz:
Patalojik rahatsızlıklar: Psikolojik bir sebebe bağlı olarak yapılan kötülüklerde, kişinin yardım alması ve tedaviyi bırakmaması gerekir.Maddi çıkar elde etmek: İnsan para ya da herhangi bir çıkar elde etmek için başkalarına kötülük yapabiliyor. Burada kişi yaptığı kötülüğün sonucunda elde edeceği maddiyata odaklanır. Oysa burada kayıpları çok daha fazladır. Ancak bunu görecek hassasiyete sahip değildir.Hased ve kıskançlık: Kişinin karşısındaki insanın sahip olduğu maddi ya da manevi birikimlerini kıskanması ve yok etmek istemesi de kötülüğe kapı aralayabilir.İdealizm: insanın sahip olduğu, sapkın bir grup ya da ideoloji de kötülük yapmasına sebep olabiliyor. Bu kimseler insanları katledebiliyorlar yakıp yıkabiliyorlar. Kötülüğün kaynağı ne olursa olsun yıkıcı ve yıpratıcıdır. Bu sadece kişinin karşısındakine zarar vermez aynı zamanda kendisine de büyük zararlar verir. Öldüren, yıkan, tahrip eden kişi bunun karşılığını dünyada ve ahrette görecek ve yapılanlar bir şekilde kendisine geri dönecektir. İyilikler ise, hem kişinin kendisine hem de diğer insanlara fayda getirdiğinden büyük bir kazançtır.
Ön yargıları vardı
Fatma abla, ben on dokuz yaşında bir öğrenciyim. Kendim İmam Hatip lisesi mezunu olduğum için, temel dini bilgilere sahiptim. Ama okulda bir çok arkadaşımın namaz kılmayı dahi bilmediklerini gördüm. İlk günler sınıftaki arkadaşlar bana soğuk baktılar. Pek yaklaşmak istemediler. Ama ben yine de onlara iyi davrandım, karşılaştığımda selam verdim ve arkadaş olarak iyi ilişkiler kurmaya çalıştım. Birinci aydan sonra bana yaklaştılar, sorular sordular, ben de cevap verdim. Geçen gün yanımdaki arkadaşım bana "seni tanımadan önce, başörtülülerden çok çekinirdim, ama şimdi onların ne kadar dürüst ve iyi insanlar olduğunu biliyorum" dedi. Buna çok sevindim ve ona "Demek ki sen ön yargılı davranıyordun, eğer insanların dedikodularına inanmayıp kendi gördüklerine inansaydın bizleri daha önce tanıyabilirdin" dedim. Bizi topluma böyle tanıttılar. Halbuki, dinimiz bize, haksızlık yapmamayı, insanları kırmamayı, çalmamayı, cömert olmayı, dürüstlüğü tavsiye eder. Ama onlar bizi farklı tanıttılar. Bir de bize karşı ön yargılı olan insanlara yaklaşmalı ve onlarla sohbet etmeliyiz, aynı şeyleri düşünmesek bile aynı dünyada yaşıyoruz. Teşekkür ederim. Gülnihal Çoban
Hayır diyebileceğiniz durumlar olabilir
Bazı anneler, çocuğa hayır demekten kaçınırlar ve bunun sonucunda ise çeşitli kazalar ortaya çıkar. Çocuklar çevreyi tanımaya çalıştıklarından, ellerine geçen ne varsa incelemeye koyulurlar. Aşırı meraklıdırlar. Çekmeceleri çekerler, dolapları açarlar, kitapları karıştırırlar. Anne burada iki şeyi ihmal etmemelidir.1- "yapma, öcü gelir, eğer böyle yaparsan babana söylerim" gibi ithamlardan uzak durmalı2- Çocuğa eğer buraya çıkarsan düşebilirsin, gibi uyarılarda bulunmalıdır. Çocuğun haraketleri kısıtlanmamalı ama anne hayır diyeceği yerde de bundan kaçınmamalıdır.Anne çocuğun isteğini dikkate almalıdırEğer tehlikeli bir yere çıkmışsa ya da eline kendisine zarar verecek bir şey almışsa bunun sakıncalarını anlatmalı ve bırakmasını sağlamalıdır.Anne bazı sorunlarını oyunlar aracılığıyla çözmeli ve çocuğu oyuna teşvik etmelidir.Çocuğa güven vermelidir.
Anne çocuğa seçenekler sunmalıdır.
Yakınları ölenlerde kalp krizi ve inme riski normalin 21 katına çıkıyorYakınlarını kaybeden kişilerde kalp krizi ve inme riskinin normalin 21 kat üzerine çıktığı, ölüm tarihini takip eden dört hafta içinde bu risklerin azaldığı bildirildi.Amerikan Kalp Vakfının dergisi Circulation‘da yayımlanan bir araştırmada, kalp krizinden kurtulan 1985 kişi üzerinde yapılan incelemelerin, yakınını kaybeden kişilerde bu haberi aldıktan sonraki ilk gün kalp krizi geçirme riskinin normalin 21 kat üzerine çıktığı, bu oranın ilk hafta içinde de normalin yaklaşık 6 kat üzerinde seyrettiği, daha sonra bu riskin aylar içinde net olarak azalmaya devam ettiği ortaya kondu.
Harvard Tıp Fakültesi‘nden kardiyolog ve salgın hastalıklar uzmanı Dr Murray Mittleman, ‘‘hasta bakıcılar, doktorlar ve yasta olan kişilerin yakınlarından birinin ölüm haberini aldıktan bir gün sonra ve o günü takip eden ilk hafta içinde kalp krizi geçirme tehlikesinin büyük olduğunu bilmeleri gerektiğini‘‘ söyledi.
Araştırmacıların hesaplamalarına göre, bu durum kalbi zayıf olanlarda 1‘e 320 oranında olurken, kalbi daha az zayıf olanlarda 1‘e 1394.Bu alandaki ilk araştırma olduğu belirtilen araştırmada, eşleri ölen kişilerin kalp krizi ve inme yüzünden ölme riskinin büyük olduğu belirtildi.Araştırmacılar, bu araştırma için 1989‘dan 1994‘e kadar kalp krizi ve inme geçirerek hastaneye yatan hastalarla konuştular ve istatistikleri taradılar.



