Ankara yeniden Balyoz davası ve Ergenekon gözaltılarıyla meşgul. Balyoz davasında 31‘i general ve amiral olmak üzere 106 muvazzaf subayın tutuklanması, gözleri yeniden bu davaya çevirdi.
Son tutuklamalarla ilgili tartışmalar sürerken, Türk Silahlı Kuvvetleri de (TSK) yeniden hedef tahtasına oturtuldu. Yürüyen hukuki sürecin yanında, yürüyen bir de psikolojik harekât süreci var ki, bu süreç son yıllarda hiç kesilmedi...
Gelişmeler gösteriyor ki, seçim yaklaştıkça PKK-KCK eylemleri de artacak. Nitekim seçime kadar bu cephenin talepleri doğrultusunda ciddi bir adım atılmazsa, şubat ayında eylemlerin tırmandırılması; mart ayında bölgeye BDP dışındaki parti liderleri ve temsilcilerinin sokulmaması; nisan ve mayıs aylarında diğer lider ve partilere seçim mitingi yaptırılmaması; Kürtçe dışında propaganda yapılmasının önlenmesini öngören bir dizi karar ve hazırlıktan söz ediliyor.
Seçim yaklaştıkça Güneydoğu‘da eylemlerin tırmandırılmasıyla gergin bir ortam yaratılmasının hedeflendiği anlaşılıyor. Bu koşullarda, bölgede seçim ve sandık güvenliğinin nasıl sağlanacağı önemli bir soru.
Fikret Bila MİLLİYET
Ne mühim adammış ya!..
Ne mühim bir adammış bu Soner Yalçın. İyi de, "tezkerenin intikamıyla yatıp kalkan" aynı Amerika, Oda TV baskınını kınadı, "basın özgürlüğüne gerekli ehemmiyetin gösterilmediğini" söyledi ve Soner Yalçın‘a sahip çıktı. Ne olacak şimdi? Bu çakma liberal nereye kaçacak, yüksek görüşlerini bu kez nasıl tevil edecek? Neler de yazmıyorlar ki! Kemal Kılıçdaroğlu "Soner bir Kaya‘dır, besleme değildir" diyor. Müjdat Gezen, Soner Yalçın‘a sahip çıkmanın "bir demokrasi görevi olduğunu" söylüyor. Mehmet Yakup Yılmaz, "Demokratik ülkelerde izaha muhtaç bir durum" diye buyuruyor... Ağırbaşlılığını ve entelektüel düzeyini koruyor tabii... 13 yaşında Marksizm‘le tanıştığı için de hafif kavramsal takılıyor. Bidon kafa Yılmaz, "Adam gibi adam içeri tıkıldı" diye ünlüyor. Kılıç Ali‘nin oğlu Altemur Kılıç, "Türkiye‘nin Zola‘sı nerede kaldı?" diye soruyor. Bu durumda Soner Yalçın Dreyfus oluyor... Dreyfus yaşasaydı da ezkaza yolu Türkiye‘ye düşseydi, kimliğini gizlemek zorunda kalacaktı ve biz onu Soner Yalçın imzalı kitaplardan okuyacaktık: "Yahudidir... Kimliğini açık etmemektedir... Ordu içinde sinsice yükselmektedir..." Tamam, üzülüyoruz... Düşene vurmamak adına susuyoruz... Ama siz de adamınızı tanıyın... "Yeni bir özgürlük kahramanı çıkaracağız" diye şartları zorlamayın... (AHMET KEKEÇ / STAR)
Bacak arasından ateş...
"Bacak arası ateş" sırasında Türkiye halkının askeriyeye emanet ettiği çocuklardan biri ölse ve bu dışarıya yansımasa ne olacaktı? Pimi çekilmiş el bombası nedeniyle yaşamını yitirenler için ilk açıklamalarda olduğu gibi "eğitim zayiatı" sayılmayacağına kim güvence verebilir ki?.. Siyasal kavga ve propagandanın rüzgârına kapılmış olan medya, aynı okurun çoğunluğu gibi, "insan kalitesi" yüzünden heba olan "insan dramlarına" pek kulak asmıyor... O nedenle Uşak‘ta, evlilik hazırlığı yapan 20 yaşındaki Aysel Yılmaz‘ın baş ağrısı şikâyetiyle gittiği hastanede vurulan iğne nedeniyle hastaneden kısmi felçli olarak çıkması da fazla ilgi çekmedi... Ama ben tecrübeli bir üniversite hocası olarak, ivmesi giderek artan insan kalitesindeki erozyon nedeniyle, başımıza gelenlerden daha büyük bir bela gelmesinden ürkmeye başladım... O siyasal propagandadan da o nedenle artan bir şekilde rahatsızım... Çünkü o abartılı şişinme bardağın boş yanını, temel sorunların tartışılmasını saklıyor... Bir haftada boşu boşuna yitirdiğimiz otuz bir işçi ardından, dün dolum tesislerinde pisipisine kaybettiğimiz ve birkaç güne diğerleri gibi kimsenin dönüp bakmayacağı talihsiz insanlarımız... Erlerin yaşamını yok sayarak bacak arasından ateş eden yüzbaşı... (MEHMET ALTAN / STAR)
Sıradaki devrim İran‘da olabilir
Tunus‘ta yaşananların Mısır‘a ilham verdiği kesin. Kısa zamanda oldukça köklü görülen iki rejim ve liderleri devrildi. Sonra sırada kimin olduğuysa çokça konuşuldu. Herkes diğer Arap ülkelerine bakıyordu ki sokaklara inen muhalif güçlerin gösterileri, İran‘ın Mısır etkisini silip süpürmeye aday olduğunu gösterdi.
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad devrimi Ortadoğu‘da İslam rejimine hazırlık olarak görürken, oradaki resmi medyanın taleplerin özgürlükler, demokrasi ve yolsuzluğun bitirilmesiyle ilişkili olduğundan bahsetmemesi ironikti. Aynı zamanda cumhurbaşkanının açıklamalarından güç alarak, Mısır ve Tunus‘ta yaşananları destekleme yürüyüşleriyle sokaklara inmek için izin isteyen İran muhalefetinin talebi reddedildi ve kaosu körüklemek için dış güçlerce ücreti ödenmiş gösteriler olarak görüldü.
Domino teorisine dair birçok analiz yapıldı. Yaşananların etkilerinin olacağı kesin. Zira bu durum, özellikle Mısır‘da siyasi bir deprem yarattı, ancak şartlar ülkeden ülkeye değişebilir. Tunus, Mısır‘daki gençlere ilham verdi, ancak konu taklitten ibaret değil. Kaynama görüntüleri son yıllarda açıkça görülüyordu. Ortada yaşananları görmemiz için kaynama noktasına varana dek güçlerini birleştiren bir grevler ve protestolar hareketi var.
İran‘da 2009‘daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yaşanan ‘Yeşil Devrim‘, günlerce süren kanlı sokak savaşlarına sahne olmuştu. İran‘daki cumhuriyetin rehberinin dediği gibi, "Tunus ve Mısır‘daki gençler İran‘dan ilham almışlarsa, bağlantı kurarken Facebook ve Twitter gibi aynı yöntem ve araçları kullanan 2009‘daki ‘Yeşil Devrim‘den ilham almışlardır muhtemelen". O devrimin gücü de özgürlük ve demokrasi özlemi çeken gençlerdi. Yetkililer, tıpkı Mısır‘daki gibi, internet bağlantısını kesmeye başvurmuş ve devrim bastırılmıştı.
İran‘da sokaklara dökülen göstericilerin gücünü ve direnme kapasitesini bilmek şu an zor. Fakat ortada bir özgürlük özlemi olduğu ve demokratik İran‘ın bölgenin istikrarına önemli bir ilave olacağı kesin. Orada daha iyi bir gelecek isteyen gençler olduğu şüphesiz. Ve muhtemelen gençler şunu soruyor: Mısır ve Tunus‘ta neden başarılı oldu da bizde olmadı? Neden oradaki ordu halkın yanında yer alırken, Devrim Muhafızları farklı biçimde hareket etti? (Londra‘da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 15 Şubat 2011)
Ali İbrahim RADİKAL





