Kız, arkadaşını kıskanıyordu... Oldu olası sevdiği insanları kıskanır ve kimseyle paylaşmak istemezdi... Aslında bu korkuları onu öylesine kapalı bir kutuya kapatıyordu ki, er geç bütün arkadaşları ondan uzaklaşıyordu...

Kıskançlık temelinde kaybetme endişesinden kaynaklanan bir durumdu. İnsan temelde sevdiği ve kendinin bildiği şeyleri kaybetmekten korkar ve onları kaybetmemek için elinden geleni yapardı.Bağlandıklarımızı sevdiklerimizi, kendi varlığımızın bir paçası olarak gördüğümüzden bu noktada ortaya çıkacak  kopuşu varlığımıza karşı bir tehdit olarak algılarız.

Kız, arkadaşının başarısını düşündükçe uykuları kaçıyor, tırnaklarını yemeye başlıyordu. Onu seviyordu ama o,  hiçbir zaman kendisinden daha başarılı olmamalı, kendisi dışında kimseyle konuşmamalıydı... Lise son sınıftaydı, dersleri pek iyi sayılmazdı ama arkadaşı daha başarılıydı. Arkadaşını bu konuda çok kıskanıyor ama onun yanından ayrılmasını da istemiyor, bütün işlerini onunla  birlikte yapıyordu. Ah keşke bir de o kendisinden daha başarılı olmasaydı... Hiçbir zaman arkadaşının derslerinde başarılı olmasını istemiyor, onun kendisinden daha iyi bir kariyer elde etmesini kabul edemiyordu. Bu durumdan rahatsız olan arkadaşı zaman zaman ilişkilerine mesafe koyduğunda da büyük bir paniğe kapılıyor depresyona giriyordu. Sevgisi mi azalmıştı? Yoksa kıskandığını anlamış mıydı? O kadar da çaba sarf etmişti ama acaba başaramamış mıydı? Bütün bunları düşündükçe endişeleri artıyordu. Bir haftadan beri, benimle konuşmuyor, yoksa kırdım mı, ya da gerçekten onu kıskandığımı anladı mı? Yoksa benim yerime başka bir arkadaşını mı koydu? Diye kendini içten içten bitiriyordu. Bir de teneffüste arkadaşının bir başkasıyla sohbet ederken gördüğünde iş çığırından çıkmış ve ağlamaya başlamıştı.

Kız, arkadaşını sevdiğini sanıyordu ama aslında arkadaşının ilgisinden hoşlanıyor ve onu kendisini beslediği için seviyordu. Onunla vakit geçirmek istiyordu ama onun derslerine çalışmasını istemiyordu bunun için "Arkadaşını boş şeylerle oyalıyor ve çalışmasına engel oluyordu. Kız arkadaşının iyi not almasını, iyi insanlarla tanışmasını, iyi bir kariyer yapmasını iyi bir evlilik yapmasını asla istemiyordu. Bu konuda içini hiçbir şekilde ikna edemiyordu. Ya arkadaşı her konuda kendisini geçerse ne yapacaktı? Bunu kendine bir türlü yediremiyordu.

Kız, iç dünyasındaki bu savaşı ve aşırı kıskançlığını farkında olmadan arkadaşına yansıtıyordu. Bu durumdan iyice bunalan arkadaşı ise yavaş yavaş ondan uzaklaşıyor ve diğer arkadaşlarıyla konuşuyordu. Bu durumu fark eden kız arkadaşıyla konuşmaya karar verdi ve onu kenara çekti:

- Başkalarıyla arkadaş olman beni üzüyor çünkü seni bir arkadaş olarak çok seviyorum. Dedi. Arkadaşı gayet rahattı, tavrını hiç bozmadın ona döndü ve "Seven insan sevdiğinin iyiliğini ister ama sen yoluma hep taş koyuyorsun, kıskanıyorsun, bu beni rahatsız ediyor, artık bundan sonra seninle ilişkilerime mesafe koyacağım" dedi ve uzaklaştı. Kızın en büyük korkusu arkadaşını kaybetmekti, bunun için kıskançlığını gizlemiş ve onunla vakit geçirmeye çalışmıştı. Ama kıskançlığı onun başına bela olmuş ve sonunda en çok korktuğu şey başına gelmişti. Geçirdiği depresyondan sonra  kendikendine karar verdi. Kıskançlık hasede dönüştüğünde yıkıcı oluyordu, o günden sonra arkadaşlarının aldığı başarıları tebrik edecek onlar için duada bulunacaktı. Kıskançlığının tedavisine böyle başladı ve bu duygusunu eğitmeye karar verdi...(okurlarımızdan, N.K adlı genç kızın anlattığı bir olaydır)

Muhabir: Haber Merkezi