milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

27 MAY 2012 PAZ
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • FETİH NAMAZI
  • FETHİMİZ MÜBAREK OLSUN!
  • FETHİN ERLERİ HOCASIYLA BULUŞTU
  • MİLLİ GÖRÜŞ BARIŞIN DİLİDİR
  • İSTANBUL, İSLAM DÜNYASININ LİDERLERİNE EV SAHİPLİĞİ YAPACAK
  • ÜŞÜTMEYE KARŞI ETKİLİ (CİĞEROTU)
  • BU OLACAK AYASOFYA!
  • TERÖR DEHŞETİ
  • KAHRAMAN POLİS CAN KAYBINI ÖNLEDİ
  • ŞOK DETAY

İstanbul Türkçesi bir efsane mi?

13 ARALIK 2010
PZT 00:45

[-] Normal [+]
  • Kültür
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Edebiyat Mevsimi kapsamında İstanbul Türkçesinin ele alındığı toplantıda Türkçe'nin bugün geldiği noktaya dikkat çekildi. D. Mehmet Doğan "İstanbul Türkçesine en büyük darbeyi Harf İnkılabı'nın vurduğunu" söylerken Uğur Derman "eski eski olduğu için değil kötü olduğu için atılır, biz eski diye her şeyi attık" dedi. Hayati Develi "İstanbul Türkçesi bir efsane mi?" sorusunun ardından giderken Ahmet Turan Alkan Türkçe'nin her şeye rağmen iyi zamanlarını yaşadığını dile getirdi.

  • İstanbul Türkçesi bir efsane mi? -

Türkçe varlığını hangi şartlarda sürdürüyor. İstanbul Türkçesi günümüze kadar ulaşabildi mi? Bu soruların cevaplarını arayan bir toplantı vardı Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi Kızlarağası Medresesi'nde. Bu yıl ikincisi düzenlenen İstanbul Edebiyat Mevsimi'nde "İstanbul Türkçesi" konuşuldu. D. Mehmet Doğan'ın yönettiği oturumda Ahmet Turan Alkan, Hayati Develi ve Uğur Derman İstanbul Türkçesini ele aldılar.

D. Mehmet Doğan, bir süre İstanbul'da kalmış ve Halep'te yaşamış Urfalı Nabi'nin dönüp hayatını İstanbul'da tamamlamış olmasına değinerek, 'o gönül açıcı sözlerin, ince nüktelerin şairi İstanbul Türkçesi'nin en önemli örneklerini de veriyor' değerlendirmesinde bulunuyor. Doğan'a göre İstanbul Türkçesinin bize en çok hatırlattığı şairlerdendir Nedim. İstanbul Türkçesi ifadelendirmesi ilk defa Genç Kalemler dergisine ait. 1911 yılında da lisanda dönüşümü başlatan meşhur yazının yayımlanmasıyla İstanbul Türkçesi de canlanmaya başlar. Ziya Gökalp bu dönemde medeniyet dili olarak İstanbul Türkçesini teklif eder. Doğan burada ilginç bir duruma işaret ediyor: "Yaşayan Türkçe, millete mal olmuş kelimeler üzerine kurulmuş olan İstanbul Türkçesi anlayışının Ziya Gökalp gibi yeni rejimin oluşmasında fikir öncüsü konumunda olan bir fikir adamı, şairin daha sonra çok da takip edilmediğini, hatta onun zıddına şeyler yapıldığını görebiliyoruz"

İstanbul Türkçesi denilince İstanbul'da konuşulan o zengin, ahenkli Türkçeyi hatırlıyoruz diyen D. Mehmet Doğan: "Ama Doğu'daki Türkler bütün Türkiye Türkçesine, İstanbul Türkçesi deyip çıkıyorlar. Tebriz'de rastladım. Kitapçıları dolaşırken Farsça'dan İstanbul Türkçesi'ne ibaresi taşıyan bir sözlük gördüm. Kastettiği, kendilerinden batıda konuşulan Türkçe."

İstanbul Türkçesinin ahenkli kelime zenginliği günümüzde tamamen kaybedildi mi? Bu soruya ' ne yazık ki evet' cevabını veriyor Doğan ve sebeplerini şöyle açıklıyor: "Türkiye'de İstanbul Türkçesini engelleyen, bozulmaya uğratan politikalar takip edildi. Fonetik alfabe, yani Latin alfabesine geçişten sonra 'her şey yazıldığı gibi okunur' efsanesi, İstanbul Türkçesine darbe vuran en önemli unsurlardan biri. Harf İnkılabının esasen İstanbul Türkçesinin yok olmasının başlangıcı olduğunu bile söyleyebiliriz. Ses uyumundaki ısrar İstanbul Türkçesine zarar veren unsurlardan biridir ki, biz bunu ilk mektepten itibaren "ses uyumu kaidesini değiştirilemez bir kaide" olarak ezberleriz. Bunun ahengi baltalayan bir şey olduğunu akıldan çıkarmamak gerek. Uzun, kısa ve ince heceler ne yazık ki zamanla kaybedildi. Türkçe daha yeknesak, diğer ifadeyle standart Türkçe halini aldı. Artık İstanbul Türkçesi değil de Standart Türkçe diye bir deyim var."

İstanbul Türkçesi bir efsane mi?

Hayati Develi "İstanbul Türkçesi bir efsane mi?" sorusu etrafında şekillendirdi konuşmasını ve sorularıyla sürdürdü konuşmasını; "İstanbul aydınlarının, Babıali'nin üreten yazar ve çizerlerinin üretim yaptığı dil mi İstanbul Türkçesinden anladığımız yoksa hamalların, manavların değil elit zümrenin konuştuğu Türkçeyi mi kastediyoruz? Biraz geriye gideyim. Türkçe nasıl başladı? Türkçe, elbette Türklerin Anadolu'ya gelmesiyle bu topraklarda duyulmaya başlandı. İlk zaman metinlerinde boyların, aşiretlerin farkındalığına bağlı olarak diyalekt farklılıkları görülür. Osmanlı'nın siyasi etkinliğini artırmasıyla Batı Türkçesi edebi dil haline geldi. Anadolu'ya gelen Türkler homojen bir kitleydi. Öyle güçlü bir kültür vardı ki, merkez olarak bilinen Amasya, Konya, Kütahya, Bursa, Edirne belki sonra Üsküp'te hızlı bir iletişim ağıyla ortak bir dil oluşturdular."

İstanbul'un Fethi'nden önce ortak bir Türkçenin varlığına değinen Develi, fetihle birlikte farklı unsurların İstanbul'da toplanmasıyla dildeki durumun bugünkü açıdan çok farklı olmayan bir noktaya geldiğinin altını çizdi. Konya'dan, Tebriz'den, balkanlardan gelenlerle farklı kültürlerin bir araya gelmesiyle belirleyici bir dile ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor Develi ve ekliyor; "Osmanlıca olarak gelişen dilin çekirdeğini saray belirledi. Sarayın beğendiği caize alabildi, sınavı geçebildi. Saraydaki çekirdek kadro imparatorluk dilini geliştirdi. Çünkü sosyal ilişkiler gelişiyor, yeni zümreler oluşuyordu. Problem 20. Yüzyıl başında çıktı. Modern devletin kuruluşundan biraz öncesine gidelim. Yeni medya organlarının, gazetenin, tiyatronun ortaya çıkması,bunların yüzlerce nüsha olarak basılmasıyla halk dilinden uzaklaşır Osmanlıca dediğimiz dil. Dilin halka yakınlaşması sorunu ortaya çıktı. Eskiden bilgi biraz yüksekte duruyordu. Osmanlı Türkçesi dediğimiz tumturaklı dil daha da sadeleşti. Sadeleştirme arayışları içinde 1911 yılında Genç Kalemler deklarasyonu ile yeni bir kavram İstanbul Türkçesi dolaşıma girdi. Neyi esas alacağımızı tarif etmediler ne yazık ki."

Bayrak yere düşmedi

Türkçenin fonetiğiyle ilgili tespitlerini sunan Ahmet Turan Alkan, Yeşilçam'ın İstanbul Türkçesine yaptığı katkıya değindi; "İstanbul Türkçesi deyince biz genellikle kelime kadrosundan, muhtevasından, niteliğinden bahsediyoruz. Ama ses değerlerine fiilen nasıl ulaşacağımız hakkında çok az imkanımız var. Yeşilçam sineması İstanbul Türkçesine otuz kırk yıl katkı yaptı. Türkçeyi en iyi konuşan sanatçıların ağzından İstanbul Türkçesini Anadolu halkı meşk etti. Kulaklarımız onların sesiyle doldu. Radyo Türkçesi telaffuzu İstanbul Türkçesini yaygınlaştırmada hizmet gördü. Dublaj sanatçılarımız Adalet Cimcoz, Abdurrahman Palay, Tijen Par, Pervin Par, Toron Karacaoğlu, Hayri Esen, Alev Sezer... hançereleriyle Türkçeye hizmet eden insanlar. Bayrak yere düşmüş değil, Türkçe en iyi zamanlarını yaşıyor."

İstanbul'un sadece Osmanlı'nın siyasi varlığının değil, bütün bir coğrafyanın başkenti olduğunu ifade eden Alkan, İstanbul'un hâlâ Türkiye'nin başkenti olduğunu söylüyor ve ekliyor; "Anayasal başkent elbette Ankara'dır ama bunun haricinde kalan bütün alanlarda başkent İstanbul'dur. Bu tabii bir şeydir. İstanbul lisanı edebiyatın, şiirin dili olmuştur. Zaman içerisinde Türkçe de kıvama geldi, inceldi, en güzel terkibini buldu. Diplomasinin, hukukun, eğitimin, çarşının pazarın dili haline geldi. Kışladan, selatin camilerden, batakhanelerden, kaldırımlardan rengini aldı, büyük sanatkarların elinde işlendi bugüne geldi."

Ahmet Turan Alkan, dil inkılabının İstanbul Türkçesinin ince ve latif seslerini yok ettiğinin altını çizerek, "bizi kalın, tok, kaba sabalara ve sert seslere mahkum etti. O yüzden bugün hâlâ inceltme işareti problemi yaşıyoruz. Harf inkılabı yapılırken seslerin notasyonu her halde daha iyi yapılabilirdi" dedi.

Türkçe elden gidiyor mu?

"Beni huzurunuza getiren ilmim değil vehmimdir" diyerek konuşmasına başlayan Uğur Derman sözüne şöyle açıklık getirdi: "Yahya Kemâl'e lisan hususunda düşüncelerini sormuşlar. Benim o hususta ilmim yok vehmim var demiş. Ne kadar isabetli bir teşhis olduğunu zaman geçtikçe daha iyi anlamış olduk. Hepimiz o vehmi taşımak mecburiyetindeyiz"

Uğur Derman Türkçenin geleceğini "Bırakın İstanbul Türkçesini, Türkçe elden gidiyor" şeklinde özetliyor.  "Bizim Türkçemizin Orta Asya'dan çıkış halini düşünürseniz nasıl incelerek Batı Türkçesi olmuş daha sonra İstanbul Türkçesinde karar kılınmış görürsünüz. Biz Türkçeyi doğduğu haliyle bırakmamışız. Dinimiz dolayısıyla Arapça, kültürümüz dolayısıyla Farsça işin içine girince durum şöyle bir beyitle tespit edilmiş, "Söz kuşunun yükseklerde uçabilmesi için Farsça'dan ve Arapça'dan iki kanat takması gerekir" Türkçe bu şekilde kıvama gelmiş, İstanbul'da son şeklini almış, İstanbul'un fethiyle tam yerine oturmuştur. Bilhassa Tanzimat'tan sonra birtakım edebi teşebbüslerle Türkçeye bir sunilik girmiş. 20. Asrın başlarında hiç zorlanmadan kendiliğinden bir sadelik kazanarak son şeklini bulmuş." Peki bu kazançlar hanesinin yanına kaybettiklerimizi eklersek durum nedir? Derman'a göre, "telaffuz ile imla arasında bilhassa 1928'den sonra getirilen yenilikler durumu farklılaştırır. Akif merhumun tespitiyle "Eski, eski olduğu için atılmaz, kötüyle atılır. Yeni yeni olduğu için alınmaz, iyi olduğu için alınır" Biz ne yaptık? Eskilerin her şeyini kötü gördük, yenilerin de her şeyini iyi gördük."

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Kültür bölümü’nde 13.12.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: edebiyat, türkçe, istanbul, medrese,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.
shape
  • Kültür

    1. Tekkeler niye kapatıldı?
    2. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    3. Zile Kalesi restore ediliyor
    4. Üstad Necip Fazıl anılıyor
    5. Cepheden Haber Var oyunu izleyenleri duygulandırdı
    6. Fırçasıyla gönül köprüleri inşa ediyor
    7. Vefatının 30. yılında Hamid Aytaç
    8. Dünyanın hazinesi Türkiye kütüphanelerinde
    9. Toz Kanatlı Kelebek Necip Fazıl Kısakürek
    10. İmamların oynadığı tiyatro ayakta alkışlandı
  • Diğer

    1. Prof. Dr. Saraç: "Üniversiteler, bulunmamaları gereken bir yarışta"
    2. "Türkiye'de doğum yapan iki kadından biri sezaryen yaptırıyor"
    3. Niyâzî-i Mısrî'nin Limni'deki mezarını ve tekkesini kurtarma umudu
    4. Sudan, Güney Sudan'ı BM Güvenlik Konseyi'ne şikayet etti
    5. Şam yönetimi, katliamla ilgili her türlü sorumluluğu reddetti
    6. Burhan Apaydın: "27 Mayıs, bir eşkıya hareketidir"
    7. Görsel kirlilik, resimlerle kapatılacak
    8. İran'da 9. Dönem Meclis'i göreve başladı
    9. Terör örgütü, kaçırdığı 10 köylü serbest bıraktı
    10. Börek festivaline büyük ilgi
  • Çok Okunanlar

    1. Iskarta tanka 500 milyon avro
    2. Yelkenler indirildi
    3. Bu olacak Ayasofya!
    4. Fetih namazı
    5. Bu kadarını Deli Dumrul bile yapmadı
    6. Halkımız gösterilene değil, gizlenene baksın
    7. Nefes yolları rahatsızlıklarına, Sinirli Ot
    8. İktidarda figüran çatlağı
    9. Şok Detay
    10. Fethimiz mübarek olsun!
  • Çok Yorumlanan

    1. Nefes yolları rahatsızlıklarına, Sinirli Ot
    2. Böbrek taşına karşı ,kuşkonmaz
    3. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    4. Üstad Necip Fazıl anılıyor
    5. Zamma toplu savunma!
    6. Vefatının 30. yılında Hamid Aytaç
    7. Fırçasıyla gönül köprüleri inşa ediyor
    8. Cepheden Haber Var oyunu izleyenleri duygulandırdı
    9. Mourinho, İstanbul'a geliyor
    10. Fenerbahçe'den 5 ayda 27 şampiyonluk
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek