İstanbul eski Müftüsü Selahattin Kaya: İslam alemi doğum sancısı çekiyor

1934‘te Erzincan‘ın Kemaliye İlçe‘sine bağlı Başarı (Şıhlar) Köyü‘nde doğdu. Babası Hüseyin Efendi. İlkokulu köyünde bitirdi. 1946‘da İstanbul‘a gelerek Nuruosmaniye Kur‘an Kursu‘na kaydoldu; burada hocası Hafız Hasan Akkuş‘tan hıfzını ve talimini ikmal etti. Ayrıca başka hocalardan özel Arapça dersleri aldı. 1951-1952 ders yılında açılan İstanbul İmam-Hatip Okulu‘na kaydoldu ve bu okulun ilk öğrencileri arasında yer aldı. 1959‘da buradan mezun olduktan sonra askerliğini yedek subay olarak yaptı. Terhis olduktan sonra 1961‘de Beyoğlu Müftü yardımcısı olarak göreve başladı. Bu görevde iken İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü‘ne devam etti ve 1965‘te mezun oldu. 1966‘da Beyoğlu Müftülüğü‘ne, 1978‘de İstanbul Müftülüğü‘ne tayin edildi. 28 Şubat 1997‘de görevden alındı. Mesleki konularda neşredilmiş makale ve tercümeleri, Seyyid Kutup‘un "Fizilalil-Kuran"  adlı eserinin tercümesi, Elmalı Hamdi Yazır Tefsiri‘nin sadeleştirme çalışmaları ve aynı yazarın mealinin de neşrine yardımcı olan Selahattin Kaya, evli ve üç çocuk babası.

İstanbul eski Müftüsü Selahattin Kaya, "İslam alemi doğum sancısı çekiyor" dedi. Selahattin Kaya ile söyleşimiz şöyle sürdü

*  Muhterem  Hocam, sizin hafız olduğunuzu biliyoruz. Hafızlığa nasıl başladınız?

Hasan Akkuş Hoca‘dan, Nur-u Osmaniye Kur‘an Kursu‘nda başladım. İki senede hafız oldum. Zaten birçok sureyi ezbere biliyordum. Hafızlık cemiyetim, İstanbul Nur-u Osmaniye Camii‘nde yapıldı. Babamın durumu iyiydi. Katılanlara etli yemeklerden oluşan bir ziyafet ikram edildi. O zaman Reis-ül-kurra Varnalı Hamdi Efendiydi. Hocam Hasan Akkuş ve İstanbul‘un en meşhur imam ve hafızları katılmıştı. Hafızlığı bitirdiğimde babamın bana iyi bir elbise aldığını hatırlıyorum. Öbürlerini hatırlamıyorum ama en büyük hediyeyi beni hafız olmam için Kur‘an Kursu‘na yazdırarak vermişti. Allah rahmet etsin.

*  Hafızlıktan sonra hangi hocalardan ders aldınız?

Üç sene Salih Şeref Hoca Efendi‘den Arapça okudum. Mahmut Bayram isminde bir Hocam daha vardı ki onun da hocası Arnavut Hüsrev Efendi‘ydi. Sonra 1951-1952 yılında İmam-Hatip Okulu açıldı ve biz o okula kaydolduk. Langa‘da, iki sınıf halinde açıldı. Okul binası tamire muhtaç, eğitime müsait değildi. Kasım‘da açılan okulda yılbaşına kadar devam ettik. Sonra Vefa‘da İlim Yayma Vakfı tarafından yıkılıp, yerine yurt yapılan ahşap bir konağa taşındık. Türkiye‘nin 7 yerinde aynı anda açılan bu okullar (İmam Hatipler) aynı zamanda birileri tarafından istenmeyen okullardı. Çünkü İmam Hatipler iki ateş arasında tedrisatlarını sürdürüyordu. Bir grup rejim taraftarları, "Bu okullardan rejim düşmanları yetişir" diye düşünerek bu okulların açılmasına ve devamına kerhen müsade ettiler. Bir grup da (Süleyman Hilmi Tunahan ve onun talebeleri) "Bu okullardan rejim taraftarı, İslam düşmanı yetiştirecekler. Dinimizi mihraptan yıkacaklar" diye düşünüyorlardı. Ama bu okulların önemli hamileri vardı.

*  Kimdi onlar?

Önce Allah tabi, O‘ndan sonra birisi Başvekil Adnan Menderes, diğeri Maarif Vekili Tevfik İleri, üçüncüsü Tevfik İleri‘nin de hocası olan kurucu müdürümüz ve ilk hocamız Celalettin Ökten. Bize tam 7 sene Arapça hocalığı yaptı. Emekli olan Celalettin Ökten, genç delikanlı gibi İmam Hatiplerin ihtiyaçlarının giderilmesi, hatta 7 yıllık İmam-Hatip Liselerinin programını yapıyor, gidiyor Ankara‘ya, bizzat Tevfik İleri‘ye izah ediyor. Tevfik İleri de 7 senelik bu okulların (4 sene orta 3 sene lise kısmı) açılmasını temin ediyor. Tevfik İleri Lise öğrencisi iken Celalettin bey hocasıymış. Neyse, ilk sene 276 kişi kayıt yaptırdı. 1957-1958 ders yılında aynı okuldan 41 kişi mezun olabildik. Yaşımız ilerlediği için hocalarımız da bize iyi davranıyordu.Osmanlı Ulemasının son kalıntıları hocalarımızdı.

* Kimler mesela?

Birisi Fatih Dersiamlarından Arnavut Hüsrev Hoca. İmam-Hatip‘te bize Akaid dersi verdi. Evinde gizli gizli Kur‘an ve Hadis okuturdu. Bir gün kızı ölmüş. Ders verdiği talebelerine hiç duyurmamış. Ders bittikten sonra talebelerine demiş ki "Bugün kızım vefat etti. Yardımcı olursanız cenazesini kaldıracağım." Hüsrev Efendi, ömrünün sonunda Çengelköy‘e taşınmış, yaşına rağmen Vefa‘da İmam-Hatip‘te ders vermeye gelirdi. Bir gün derse geç kalmayayım düşüncesiyle hızlı hareket ediyor. Kalp krizinden vefat ediyor. Bir diğer hocamız İmam-Hatiplerin manevi mimarı Celalettin Ökten. Kendisi İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu.

* Talebelik yıllarından unutamadığınız bir hatıranızı anlatır mısınız?

Arnavut Hüsrev Efendi ders anlatırken devrin Maarif Vekili Tevfik İleri sınıfa girdi. Talebelik yıllarında çok büyük sıkıntı yaşadığını söyledi. Hatta o kadar yoksulluk çekmiş ki; üniversiteye giderken abisiyle bir çift ayakkabıyı değişerek giydiğini söyledi. İmam-Hatip okullarının nasıl açıldığını da anlattı ve bize dönerek "Arkadaşlar, çok çalışın ve çok dikkatli olun. Çünkü bu müesseseleri daha doğmadan boğmak isteyenler var." dedi. Hüsrev Hoca: "Vekil bey, vekil bey, bunların her biri atom" dedi. Tevfik İleri bey çok büyük bir moralle okulumuzdan ayrıldı. O‘nu hiç unutamam.

*  İstanbul İmam-Hatip okulunu bitirdikten sonra ne yaptınız?

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü açılmayınca askere gittim. Ankara‘da Yedek Subay Kursu gördüm. Kahramanmaraş‘ta asteğmen olarak kıta hizmeti yaptım. 1961‘de askerliği bitirince Diyanet İşleri Başkanlığı‘na başvurdum. "Beyoğlu‘nda müftü yardımcılığı yapar mısın?" diye sordular. Hemen kabul ettim. Aynı yıl Fındıklı‘da açılan İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü‘ne kaydoldum. Sabahtan öğleye kadar okula gidiyordum. Öğleden sonra Ağa Camii yanında Müftü Yardımcılığı yapıyordum. Okulu bitirince Beyoğlu Müftüsü oldum. Ahmet Davutoğlu hem okul müdürümüz, Ömer Nasuhi Bilmen, Halil Can, Ali Üsküdarlı, Ömer Kirazoğlu Hocamızdı.

* İstanbul Müftüsü nasıl oldunuz?

1978‘de Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeliği‘ne seçildim. Ankara‘ya yerleşmek için ev ararken, İstanbul Müftüsü Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı vefat etti. Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Beyle İstanbul‘a cenazeye geldik. Güzelyazıcı‘nın cenazesi Fatih‘ten kalktı. Oradan İstanbul Müftülüğü‘ne geldik. Tayyar Bey bana müftülük makamını işaret etti. "-Ne oluyor?" soruma; " -İstanbul‘u emanet edecek kimse bulamıyorum" cevabını verdi. Önce vekaleten, sonra asaleten İstanbul Müftüsü oldum.20‘yi aşkın yıl vazife yaptım.

*  Sizin gönlünüzde başka bir aslan mı yatıyordu?

Gönlüm hep ilmi çalışmalar ve öğretmenlik yapmak istiyordu. Ne zaman teşebbüs ettiysem, idarecilik karşıma çıktı. İlmi çalışma yapmak nasip olmadı. Bu arzumu, ancak Beyoğlu Müftüsü iken, İstanbul İmam-Hatip Okulu‘nda ek derslere girip, öğretmenlik yaparak bir nebze olsun yerine getirebildim.

* İstanbul İmam-Hatip‘te öğretmen iken ders verdiğiniz ünlü  öğrencileriniz kimler?

Şu anda Başbakan olan Tayyip Erdoğan, Yazıişleri Müdürünüz Abdülkadir Türker, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Kadir Topbaş bunlardan sadece birkaçı.

* Müslümanlar, emperyalistlerin küresel kuşatması ve zulmü altında inliyorlar. Bu kuşatmayı nasıl yarabiliriz?

Müjdeyi Cenab-ı Allah veriyor. Kur‘an-ı Kerim‘de buyuruyor ki: "Her zorlukla bir kolaylık vardır" İslam alemi doğum sancısı çekiyor. Tarihte Müslümanlara karşı birleşen Haçlılar sayısız sefer düzenlemişler. Ancak Müslümanlar hep galip gelmişler. Muhaliflerimiz sonunda bizim galip geleceğimizi bildikleri için daha çok saldırıyorlar. Sabırlı olmalıyız. Çok okumalı ve çok çalışmalıyız.

Bana iftira eden müftüyü affederim ama...

*   İstanbul Müftüsü‘yken davul-zurna eşliğinde Kur‘an Kursu kapatmanız istenmiş. O hadiseyi anlatır mısınız?

Mesut Yılmaz Başbakan...Diyanet‘e bağlı olmayan ilk Kur‘an kursu Ankara‘da kapatıldı. İstanbul Valisi Rıdvan Yenişen bir gün telefonla beni aradı.dedi. Vali ile aramızda şu konuşma geçti: "- Hocam, 28 Şubat kararlarına uyarak, Kur‘an kurslarını davul zurna eşliğinde kapatacağız. Sen de orada bulunacaksın.

-Sayın Valim, Bizim müftülük olarak görevimiz Kur‘an kursu açmak ve devamını sağlamak. Kurs kapatmak görevimiz değil.

- Ben emir veriyorum.

- Vali bey, size karşı saygım var. Fakat medyanın önünde davul zurna eşliğinde Kur‘an Kursu kapatacaksınız. Çok yanlış. Devlet bundan yara alır." Bu konuşmanın ardından o dedikleri şeyi gerçekleştirdiler. Ama ben orada bulunmadım.

* Görevden alınmanız nasıl oldu?

Bağlarbaşı‘nda Diyanet‘in İslam Araştırmaları Merkezi‘nde ilçe müftüleriyle toplantı yapmıştık. Orada önce  Tayyar bey (Altıkulaç) bir konuşma yaptı. Orada görev yapan profesörler konuştu. Bir ilçe müftüsü "-Bağlarbaşı‘nda siyasi konuşmalar yapılıyor. İstanbul Müftüsü siyasete alet oluyor. Müftüleri ve vaizleri toplayıp nutuk çekiyorlar" diyor. Maalesef bizi gammazlayan bir ilçe müftüsüydü. O‘nu Allah‘a havale ettim. Çünkü bütün meslek hayatım boyunca siyasi partilere eşit mesafede durmuşumdur. Dini sahada hizmet için çalışan herkesle işbirliği yaptık. Şikayetten sonra Diyanet‘ten sorumlu Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan, Başbakan Mesut Yılmaz ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel‘in imzasıyla 3‘lü kararname ile görevden alındım. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz idi. Daha tebligat yapılmadan emekli olmamı istedi. Zaten 6 ay kalmıştı emekliliğime. Ben de emekli oldum. Bana iftira eden müftüyü belki affederim ama İmam-Hatiplerin önünün kesilmesinde öncülük edeni asla affedemem.

* O zat kimdi? İsmini açıklar mısınız?

Mesut Yılmaz‘ın Başbakanlığı döneminde, Başbakan Yardımcısı olan MehmetKeçeciler. Kendisi Konya Yüksek İslam Enstitüsü mezunudur. Sayın Keçeciler, Bakanlık koltuğunu koruyabilmek için binlerce yavruyu feda etmiştir. Bunu hatırladıkça içim yanar. Bana iftira eden müftüyü affederim ama, Keçeciler‘i bir türlü affedemiyorum.

Muhabir: Haber Merkezi