Uzaktakiler birkaç dakikada yakınımıza gelebiliyor. Bilgiye ulaşmak tuşlara dokunmak kadar yakın. Dünya küçük bir köye dönüştü. Bunun avantajlI tarafları da var ama biz kaybettiklerimizin peşindeyiz. Çünkü bizi biz yapan zenginliklerimiz yavaş yavaş zayıflıyor, Kimlik inşasındaki bütünlüğümüzü kaybediyoruz.
Bir belirsizlik, heterojen karmaşık bir yapıya doğru sürükleniyoruz. Ama biz yine de kaybettiklerimizin peşindeyiz.
Müslüman toplumlarda kişi, kul kimliğine bir üst kimlik olarak inanır ve önce kulluğunun bilincine varır. Ne kadar samimi ise, kulluğunu ne kadar yaşabiliyorsa kendini o kadar insan kabul eder. İnsanlarımızın özdeşleşmeye çalıştığı modern kültür ise kişinin kimliğini yaptığı işe ve konumuna, görünüşüne, imajına göre belirliyor. Ön planda olmak, imaj oluşturmak kimliğin tanımlanmasını etkiliyor.
Ne yazık ki, bu durumdan en fazla etkilenen kesim yine kadınlar oluyor. Her şeyden önce değişen dünya normlarıyla kadının görev sorumluluk anlayışı da dönüşmüş ve başkalaşmıştır. Artık kadın, analık rolünü öne çıkarmıyor, aksine çalışan kimliğini, kamusal alandaki rolünü ön planda tutmaya çalışıyor. Kadınların sömürüldüğü bir diğer alan ise, kozmetik sanayidir. Burada kadınlar hem bu ürünleri reklam ediyor hem kullanıyor hem de ürünlerin pazarlanmasında etkili oluyor.
Geleneğimizde kadının ve erkeğin rolleri ve konumları bellidir. Herkes görev ve sorumluluğunu bilir ve buna göre davranırsa yaşanan sorunlar ortadan kalkar. Fakat son yıllarda halka pompalanmaya çalışılan, eşit hak ve özgürlükler kavramı, kadının sorumluluklarını daha arttırdığından her geçen gün yeni sorunlar ortaya çıkıyor. Dinimiz kadın ve erkeği insan olarak değerlendirir ve yaptıklarıyla değer biçer. İster kadın olsun ister erkek olsun, sıratı müstakım üzere bir hayat sürüyorsa bu kişinin değerini yükselir. Bunun dışında, kadın anne olarak vaktinin ve emeğinin büyük bir kısmını çocuğuna ayırır kalan vaktinde topluma katılır, isterse çalışır, isterse üretir, erkek ise ailenin maddi manevi güven unsurudur. .
İki uç nokta
Günümüz insanı iki uç noktada yer alıyor ve orta yolu bir başarısızlık olarak addediyor. Oysa insan hayatında kırılma noktaları vardır ve bazen beklemediğimiz sonuçlarla karşılaşabiliriz. Ya hep ya hiç düşüncesiyle hareket eden kişi ise, iş yerinde okulda evinde gücünün üstünde bir çaba sarf ettiği halde başarısını yeterli bulmaz ve yorulur. Çünkü mükemmeliyetçi insan yaptığı işi kolay kolay yeterli bulamaz ve sürekli mücadele halinde yaşar.
Kendinize karşı anlayışlı olun
- Ya hep ya hiç düşüncesinde olan kişiler genellikle mükemmeliyetçidirler. Dolayısıyla bu kimseler hayatlarında gri renklerin olabileceğini hiçbir şekilde kabullenemezler.
- Kendilerinin ya da çevrelerindeki insanların hatalarını kabul edemezler ve sürekli niçin neden sorularını sorarlar.
- Mükemmeliyetçi insanlar kolay kolay mutlu olamazlar. Hedefleri yüksek olduğundan çoğu zaman beklentilerine ulaşmakta zorlanırlar ve bunu bir yenilgi olarak kabul ederler.
- Mükemmeliyetçi insanlar hayattan keyif alamazlar sürekli olarak beğenilmeme, sevilmeme kaygısı yaşarlar. Kendi içlerinde bir iç savaş ve memnuniyetsizlik yaşadıklarından dışarıdan ödül ve takdir beklerler, ancak bunu ulamadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar.
- Her zaman zirvede olmak isterler: Bilindiği üzere Hayatımızın ara renkleri de vardır dolayısıyla her zaman zirvedeki kişi olamayız. Başarı nasıl varsa başarısızlık ta vardır.
Sonu gelmeyen beklentiler içinde olurlar: Şu bir gerçek ki, hayata her şeyin bir üst seviyesi vardır ve insan büyük bir yarışın içindedir. Kadın güzel görünmek istiyor, estetik ameliyatlar geçiriyor, diyet yapıyor, saç rengini değiştiriyor, sürekli değişen moda sektörüne ayak uydurmaya çalışıyor ama bunların sonu hiçbir zaman gelmiyor. En iyi arabaya en iyi eve, iş ortamına ulaşıyor ama isteklerinin sonu olmadığından her zaman bir üst modele mahkum oluyor. Dolayısıyla burada kişi yaşadığı doyumsuzluğu iyileştirmek istiyorsa, kanaatkar olmayı öğrenmeli ve elinde olanla iktifa etmelidir.
Eğer mükemmeliyetçilik hayatınızı etkiliyor ve bununla başaçıkamıyorsanız yardım almanız uygun olur. Bunun yanında, sizi arayışa sürükleyen olumsuz düşüncelerinizi değiştirebilir " her zaman en iyi olmayabilirim" düşüncesine de yer verebilirsiniz. Hata yapma beğenilmeme endişesiyle kendinize yükleniyorsanız, hata yapma payınızın olduğunu düşünün ve kendinize karşı anlayışlı olun.
Çocuğunuzun kalbi sağlıklı mı?
Emerken terleme, sık nefes alma, ağlarken morarma, çabuk yorulma, tekrarlayan akciğer enfeksiyonu ve gelişim geriliği gibi belirtiler varsa çocuğun kalbi tehlikede demektir.
Uzmanlar, çocuklardaki kalp hastalıklarının önemli, ancak erken teşhisle tedavi edilebilen hastalıklar olduğunu söylüyor. Kalp rahatsızlıklarının doğuştan ya da sonradan olabildiğini ifade eden Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, genellikle doğum sonrasında yapılan muayenede kalp rahatsızlıklarının tespit edildiğini dile getirdi. Doğum sonrasında tespit edilemeyen kalp rahatsızlıklarının ilerleyen dönemde önemli belirtiler verdiğini, ailelerin bu belirtileri iyi takip ederek erken teşhise yardımcı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Kılınç, şöyle konuştu: ''Kalp rahatsızlığı olan bebekler, biberonu ya da annesini iyi ememez. Emerken terler, sık sık nefes alma ihtiyacı duyar, ağlarken morarabilir. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonu da çocuklarda kalp hastalığının belirtilerinden. Nefes alıp verirken kalpten gelebilecek sesler de kalp rahatsızlığını belli eden etkenlerdendir. İlerleyen yaşlarda ise çocuklar hareket edince çok çabuk yorulur. Bu çocuklarda büyüme geriliği görülebilir. Aileler bu belirtileri fark ettiğinde en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı. Sağlık kuruluşunda yapılacak ayrıntılı muayene sonucunda çocuğun kalp hastalığı teşhis edilecektir.''


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



